Gazateci Hrant Dink’i katledilişinin ardından ortaya çıkan bu slogan bazı çevrelerce birlik adına umut bazı çevrelerce de ayırıcı bir aşağılama ibaresi olarak görüldü. Biz ne acı bir tesadüftür ki Hrant Dink vurulurken de ordaydık ve elbette vazifemiz gereği cenaze yürüyüşünde de. Yalnız İstanbul’da da, Türkiye’nin tamamında olduğu gibi bu slogan tek bir şekilde anlaşılmıyordu. Algıda da birlik mevcut değildi. Bugünlerde futbol tribünlerinden, köy kahvesine kadar bir çok kalabalıktan bu slogana tepkiler yağmaya devam ediyor. İşte bunların sonuncunda biz “Hepimiz Ermeniyiz” derken ne kasdediyorsak anlatmamız gerek diye düşündük.
Mustafa Kemal’in ulus tanımı doğrultusunda yine Mustafa Kemal’in “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye Halkı’na Türk Milleti denir.” özdeyişine bakacak olursak;
Ernast Renan ve Mustafa Kemal’in ulus tanımları büyük ölçüde örtüşmektedir. Bu sebeple önce E. Renan’ın 1890 yılında sunduğu ulus tanımına bakma gerekir. Bu tanıma göre ulus: “Ortak geçmişi olan ve birlikte yaşama arzusu gösteren insan topluluğudur.” Az ve öz olmasının da etkisiyle dünya genelinde önemli ölçüde kabul görmüştür. Mustafa Kemal’in tanımı ise biraz daha detaylı olup şu şekidedir: “Zengin bir hatıra mirasına sahip bulunan; beraber yaşamak hususunda müşterek arzu ve muvafakatte samimi olan ve sahip olunan mirasın muhafazasına beraber devam hususunda iradeleri müşterek olan insanların birleşmesinden meydana gelen cemiyete millet namı verilir.” Mustafa Kemal’in bu tanımı şu sebeplerden ötürü bizim için önemlidir:
- Tanım yapılırken evrensellik ve bilimsellik kaygısından ötede bu toprakların menfaatine uygun olanın gözetilmesi.
- Birlik olabilmenin yolunu din, mezhep, ırk, etnik kimlik v.b. kimliksel öğeleri aşarak belirten bir ulus tanımı yapılmış olması.
Özdeyişe bu açıdan bakılması gerktiği kanaatindeyiz. Bu şekilde önemli olanın beraber yaşama arzusu, sahip olunanın beraber muhafazası olduğu anlaşılacaktır. Nihayetinde cumhuriyeti kuran halkın adının ne olduğu önem arz etmez. Bu Türk de olur, Ermeni de Kürt de. Unutulmasın ki İstiklal Savaşı, İstanbul Ermenileri için de bağımsızlık ifade etmekteydi, Diyarbakır içinde. Bu anlamda bu cumhuriyeti kuran herkes nasıl Türk’se ayrılıkların doruğa vardırılmaya çalışdığı bir dönemde aynı bağımsızlık ve refah arzusuyla ve yine muvaffakiyetin birlikle olacağı inancıyla herkes Ermeni’dir.
Öldürüldü, üzüldük…
Bir insan öldürüldü. Biri insan öldürdü.
Bu ulusu-halkları, bu toprakları, bu beşiği bilen nasıl bir kuyuya düşmüştür ki sıçrayan kandır. Bu nasıl bir hırs, gözüdönmüşlüktür. Kimin masum olup olmadığını bilemeyeceğimize göre:
“Kim bir cana kıymayan veya yeryüzünde fesat çıkarmayan bir kişiyi öldürürse sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur.”
Şayet bir insan gerçektende masum olmayan olsa dahi nasıl biz kendimize onu örnek alıp onun gibi cana kıyarız. Şüphesiz düşünen kavimler için apaçık ibretler varken.
“Her kim ki bir canı kurtarırsa bütün insanları kurtarmış gibi olur.”
Neden?
Öyle ki bize hiç bir neden şiddeti haklı göstermez ise de bu ve benzeri eylemleri gerçekleştirenler meşruiyetlerini yitirdiklerimizin bölücü-birlik aleyhine çalışan, gavur, kafir, dış güdümlü olmasına bağlıyorlar. Bu sayılanlara failin mi yoksa makdulün mü daha yakın olduğu muhasebesini varın siz yapın, eğer sizin için de cinayet bir yerde kabul edilebilecek bir şeyse.
Başarılı ve iyi bir aydını kaybettik.
Ahmet Taner Kışlalı’nın ulus tanımı şöyledir: “Aynı topraklar içinde yaşayan, diğer bir deyişle aynı yolun yolcusu insanlar.” Malumunuz Siyaset Bilimi’nde Türkiye’nin başatı Kışlalı da bir suikast kurbanı. Onu öldürenler ise Ermeni lakin Hrant ve Ahmet Taner bir yolun yolcusu, onların failleri biri Türk biri Ermeni olmasına rağmen bir yolun yolcusudur. Bizler hem mesleklerinde bu derece başarlı insanlarımıza sahip çıkamadık hem de insanlarımızın katil olmasını engelleyemedik.
İçe kapanık bir Türkiye.
Cinayetin zamanlamasına bakılırsa, Birleşik Devletlerde 1915 olaylarının soykırım olduğuna ilişkin yasa görüşmeleri yapılmakta, Türkiye Cumhuriyeti’nin Musul-Kerkük doğrultusunda sınır-ötesi operasyon yapma ihtimali konuşulmakta, T.C. MİT Müsteşarı, ulus devletlerin akıbetinden bahseden bir yazı yayımlamakta…
Ve diğer gelişmeler ışığında bakıldığı zaman şurası açıktır ki; istenen, iç meselerle uğraşan bir Türkiye, kendi kendiyle kavga eden bir Türkiye, dış politikada bekle-gör-tavır al mantığıyla hareket eden buna mahkum olmaya sürüklenen bir Türkiye, iç ve dış siyasette bu basiretsizlikle önce onurunu sonra hürriyetini sonra da geleceğini kaybetmeye mahkum bir Türkiye…
Evet şunu da kabul etmek gerekir ki; tüm bunları arzulayanlar ile bunlara neden olanlar ile bu sloganın, bu denli çok ağızdan çıkmasına vesile olan ve bu sloganın hakkıyla anlaşılmaması sebebiyle yine ters tepkiler gösterilene kadar bu sloganı göz önünde tutup içini boşaltanların azımsanmayacak bir ortak kümesi var.
Sonuçta düşünen, hakikati bilen için bu cinayet özkıyımın devamıdır. Birlik özü bilmekten, özü sevmekten geçer. Bu nedenle “Sevdiğim için bir parçam, parçam olduğu için seviyorum, bunun için Ermeni’yim, Kürt’üm, Macar’ım, Kosovalıyım, Japon’um, Arap’ım, Latin’im, Melez’im… Türk’üm”