Merhaba İki
Gönderen: Tunca ÜÇER | 27 Mart 2008 | Türü Yeniİlk «Merhaba»yı aralık 2005te yazmıştım. Birkaç sene önce bir arayışın sonucu olarak ortaya çıkmıştı internet sayfası fikri. Bir çoklarının şikayetinde olduğu gibi dillendirmek istediklerini yayımlama/yayma fırsatı bulamayan, tartışmaya açamayan bir grup arkadaşımızla birlikte sadece söylemenenin, düşünmenin, istemenin bir adım ötesine geçerek açmıştık elyazmasi.org’u.
İnternet yayını olmanın kendi içerisinde bize sağladığı kolaylıklar ve zorluklar vardı. Elbette Türkçede ve Türkiye’de az çok gelişmeye başlamış bir mecra olan internetin yayın konusunda bize sağladığı kolaylıklar işimizi epey kolaylaştırdı; yayın maliyetinin çok düşük olması, internet yayımlarına ulaşımın çok kolay olması, yayınlar için yer sınırının olmaması en önemlisi de etkileşimin yüksek olması. Bunların yanında, internette özellikle internetin kendi ürettiği kültür içerisinde tüketimin giderek hızlanması insanları çok fazla seçenek içerisinde çok fazla bilgi ve içerik ile karşı karşıya bırakıyor. (more…)


Her zamanki gibi televizyonumun çektiği tek düzgün kanal olan NTV’yi açıp koltuğa yayılmıştım. Uzun zamandır süren hastalığımı atlatmanın rahatlığıyla iyice gevşemiş neler oluyor diye bakıyordum. Bir son dakika haberi başladı, sunucunun sesini duymuyor, altta yazanları okuyordum; “Gazeteci Hırant Dink gazetesinin önünde silahlı saldırı sonucu öldürüldü.” Aklıma gelebilen en kötü senaryo 2007 Türkiyesi’nde bir gazetecinin silahlı saldırıya uğrayabileceğiydi, nedense öldürülebileceği bir türlü aklıma gelmedi. Ama haber ilerledikçe, görüntüler ilerledikçe bunun doğru olduğunu kabul etmek zorunda kaldım.
Bir kaç gündür basını meşgul eden ve okulumuz hakkında insanlar üzerinde kötü izlenimler oluşturan olaylar hakkında söyleyecek bir kaç sözüm var. Ben, Tunca Üçer, okulun olay olan 2005 dönemi mezunuyum, şu anda Galatasaray Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde okuyorum, olayların bir çoğunu gözlerimle gördüm ve olaylara karışanları da şahsen tanıyorum.
Ama zaman geçti, yıllar geçtikçe insanlar terörden yoruldular. Bu sorun uzadıkça uzadı. O zamanlar, yani terörün en yoğun olduğu zamanlarda, her gün bayrağa sarılı tabutlar dağılırdı, memleketin bir bölümünden, bütün her yerine… Sayılar birşey ifade etmez olmuştu televizyonun karşısındakilere. Sonra çok zaman geçti, terörü bitirdik denildi, gerçekten de teröristler sınırdışına itilmişlerdi. Ama Amerika’nın Irak İşgali’nden sonra, Kuzey Irak’ta Saddam’ın kurduğu baskıcı denetim kırılmış, dağlarda serbestlik başlamıştı. Özellikle Kürtler’in ABD ile işbirliği yapmaları, ABD’nin bu zamana kadar orada olanlara karışmaması, terörü gene hoplattı…