Hrriyetin Yeniden lan'nn 100. Yl | Aralk 1908 | Osmanl Meclisi

‘Deneme’

‘‘Melankolik şaire…’’

Gönderen: Gözde Atasayan | 20 Mart 2008 | Türü Deneme, Edebiyat, Yeni

Şiir ne tek başına edebiyata, ne de hayata aittir; hayatla ın kesiştiği gizli bir alanda durur şiir. Sadece kendi kalbini yiyebilen; acılarını değiş tokuş edebilenler, yaranın dilinden bir dünya kurabilmek ve ona sığınabilmek isteyenler için sırrını veren yitik bir ülke.

‘‘Pablo Neruda, 6 Mart 1966’da Santiago’da yayımlanan Halkın Şiiri (La Lira Popular) için, Halkın Şairleri başlığını koyarak yazdığı önsözde şöyle demektedir: ‘‘Hep parmak izlerinin yer aldığı bir şiiri yeğledim (…) Yalnızca halkın şiiri ellerinin sını koruyabilir.’’

Bir şairin ellerini uzatabildiği coğrafik hat ne kadar geniş olabilir? Kelimeleri kendisine işaret levhası olarak seçen şair; kendi halkının ötesinde insani olanın acısına, matemine ve zihinsel sömürüsüne ne denli uzak kalabilir? Şair, hiçbir haritanın belirleyemediği bir üst coğrafyanın ta kendisidir. sı gerçek olan, Neruda’nın dediği gibi halkın şiiridir; yalın, ürpertecek kadar saydam, içinde lirizmin şaşırtıcı saflığıyla…
(more…)



Deneyin

Gönderen: berilll | 21 Ekim 2007 | Türü Deneme, Edebiyat

”Ben dünyayı yutmayı hiç çabalamadım, başaramazdım da, ama çevremdekilerin dünyayı yutuşlarını hep yanıbaşlarında izledim…”

Herşeyi farkındalık ne kadar sıkıcı ve sıradan… Başkalarının düşünmesi gerekenleri, bir görev gibi üstlenmek ve sadık bir şekilde devam etmek… Zor ama başarılı olunca alınan haz apayrı.Bunları düşünmek bile delilik iken, yaşama ya da yok yok yanlış oldu oyunumuza dahil etmek … İşte bu akıl almaz aslında… Bazen yaşadığın onca yılın tamamını toplasan elde hiçbirşey bulamazken, birkaç yılın evet evet kısacıcık birkaç n kırıntıları bile hayatına yön vermen için yeterli ya da anlamlı oluyor… Çevresine bakıp bir boşluk gören kaç kişi vardır acaba?merak içindeyim… O kadar dolu bir yaşamın ve içindeki figüranların aslında kocaman bir fos olduğunu hisseden… (more…)



Konu dışı serbest çağrışım veya kadavralar üzerine

Gönderen: H.G. Özkoray | 20 Eylül 2007 | Türü Deneme

Lacan’ın bahsettiği, mutlaka bir yolunu bulup geri dönecek olan “usûlüne uygun gömülmemiş ölüler” ile Fransızcadaki “dolaba saklanan cesetler” deyişi (bir nevi halı altına süpürülmüş sorunlar silsilesi) arasındaki fark nedir? Tüm bunlar işte bu soruyla başladı.

Bu sözümona ifadeleri simgesel ve reel bağlamda incelemek pekâlâ mümkün. Ölüye karşı duyulması beklenen saygıya vurgu yaparak ne bir yere varabilir, ne de bu karşılaştırmanın güçlüklerinden sıyrılabiliriz. Her iki durumda da, ancak geçici olarak hasıraltı edilebilmiş sorunların er ya da geç su yüzüne çıkmaları söz konusu. Usûlüne uygun gömülmemiş ölülerde kalıplaşmış davranış biçimlerine çok vahim boyutlarda olduğu varsayılabilecek bir uygunsuzluk olsa da, ölülerin gömülü oldukları yadsınamaz. (more…)



Parodos (Platon’un Devlet’indeki mağara mitosu üzerine)

Gönderen: H.G. Özkoray | 8 Eylül 2007 | Türü Deneme

Bu bir Kafka hikâyesi ya da bir Borges anlatısı olabilirdi. Günün birinde, bir adam uyanır ve etrafına bakar, bomboş bakışlarla. Yarıgölgede arkadaşları her zamanki gibi fısıldaşıyor ve geride, kayalık ekranın üzerinde gördüklerinden konuşuyorlardı. Dik, esnek ve çevik gölgeler birbirlerine zincirleniyor (bağlanıyor), arzularının devinimlerine katılıyorlardı. Sadece o kararsız kaldı. Onu sarsan, gölgelerin resminden çok, bir sonraki aşamada neyin geleceğini sezinlemeye çalışanların sözleriydi. Surların üzerinde kayan şu gizli ürpertilerden bahsetmeyi artık istemiyordu. Ne gözlerini kapadı, ne de başka bir yana baktı; zihnini her zaman için oyalamış olan gölgelerin akışını bir an için durdurmakla yetindi. Her zaman için, peki, ya daha öncesi? Belli belirsiz başka birşey msar gibi oldu ve tedirginliği arttı. Tuhaf bir huzursuzluktu. Ağızlarından tek bir kelime çıkmayan ve tanıdık görünümlerden sapmadan açlıklarını ve susuzluklarını gidermeye çalışan diğer insanlardan eser yoktu. Alışılmadık bir hareket dört dönmeye başlamasına yetiyordu, asla görmediği birşeyi tanıyormuş gibiydi. Hatırladı, ve o anda, ilk defa, daha önce hiç düşünmemiş oldukları onu hayrete düşürdü.
(more…)



Pahalı Viski

Gönderen: mutlukocakurt | 4 Haziran 2007 | Türü Deneme

işSevgiyle dördüncü dublemi seyrediyordum. Keşke buz da isteseydim.

“Sana birazdan yapacaklarım için şimdiden özür dilemek istiyorum”
“Meraklanma. Yapacağın hiçbirşey beni korkutamaz, adi köpek ! Senin gibileri çok gördüm ben.”

Yok ! Bu kadın beni tanımalıydı. 18 yıldır beni bekleyen viski, bir on dakika daha bekleyebilirdi. Hem sonrasında boğazımdan aşağı akarken ikimizin de aldığı zevk daha yoğun olacaktı. Masadan, kar maskemi alıp kafama geçirdim. Kadının yanına gidip, göz bağını çözdüm.

“Belki bu firkini değiştirir ?” Elimde bulunan binici kırbacını, hafif hafif yüzüne doğru sallıyordum.

“Beklediğin kabahat, sorunlu piç” dedi, yüzüme tükürür gibi

Kolunu koparırcasına onu sandalyesinden söküp kendi masama sürükledim ve suratını masamın üzerine bastırp, tek parça elbisesini yırtar gibi ensesine kadar yukarı çektim. Gördüğüm manzara beni çok şaşırtmadı. Güzel sırtındaki yara izleri bunları ilk defa yaşamadığının kanıtıydı. Çetin cevizdi.
(more…)



1987. Baskı’dan Yanıtsız’a Mektuplar 1

Gönderen: Yasemin AKTUNA | 29 Ocak 2007 | Türü Deneme, Edebiyat

Yanıtsız’a;

Sabah her zamanki sabah, akşam da her zamanki akşam ama yağmur her zamanki yağmur değil bugün. Bana avuç avuç bir kadını getiriyor. Penceremden yavaşça süzülen, panjurun kenarında demlenen bir kadını. Sana anlatmam gereken bir kadını…
Yaşamın içinden, kıyısından köşesinden, ta dibinden, en güzel koylarından, en beter yarlarından geçmiş bir dilber yaşamış zamanın birinde şu baharatı bol İstanbul sokaklarında. Oya gibi işlemiş İstanbul ona. İstanbul gibi kahpe, İstanbul gibi aşık olunası, İstanbul gibi sıcak, İstanbul gibi değişkenmiş o da. Sohbetine kimseler doyamazmış, hele onun peşine takılıp gezmeyen İstanbul gördüm demezmiş. Boğaz’da rakı balık, Moda’da çay sefası, Tahtakale’de şehre kaynamak, sergiler, müzeler ve daha niceleri…
(more…)



Bir düşüm var benim(*)

Gönderen: Tunca ÜÇER | 20 Ocak 2007 | Türü Deneme, Yeni

Her zamanki gibi televizyonumun çektiği tek düzgün kanal olan NTV’yi açıp koltuğa yayılmıştım. Uzun zamandır süren hastalığımı atlatmanın rahatlığıyla iyice gevşemiş neler oluyor diye bakıyordum. Bir son dakika haberi başladı, sunucunun sesini duymuyor, altta yazanları okuyordum; “Gazeteci Hırant Dink gazetesinin önünde silahlı saldırı sonucu öldürüldü.” Aklıma gelebilen en kötü senaryo 2007 Türkiyesi’nde bir gazetecinin silahlı saldırıya uğrayabileceğiydi, nedense öldürülebileceği bir türlü aklıma gelmedi. Ama haber ilerledikçe, görüntüler ilerledikçe bunun doğru olduğunu kabul etmek zorunda kaldım.
(more…)