Ahmet Ümit ile Elyazması #2
Gönderen: elyazmasi.org | 14 2007 | Türü Edebiyat, Edebiyat Söyleşileri
“Aşk Ütopyadır”da yazdıklarınızın sizi ölümsüzleştireceğini söylüyorsunuz. Herhangi bir ölümsüzlüğe yazıyla ya da fikirle ulaşabileceğinize gerçekten inanıyor musunuz?
İnanmıyorum aslında, öldükten sonra hiçbir şey yok. Şimdi iyi bir şey yapmak lazım, yani yazının kalitesini yüksek tutmak lazım. Yazının kalitesini yüksek tutarken de böyle birtakım nedenler buluyoruz ölümsüzlük gibi. Averaj bir hedef okur kitlesi var. Bu averaj hedef kitlenin bazı beklentileri var, bunu hepimiz biliyoruz, mesela kadınlar ve aşk hakkında yazarsanız çoksatar. O averaj kitlenin beklentisi ve bakış açısına hizmet eden bir metin üretirseniz, hele bir de tanınan bir adamsanız, kesin çoksatar. Bir kitabı ismi bile çok sattırabilir. Böyle bir kitle var yani. Diğer taraftan iyi edebiyatla ilgilenen 5 bin, biraz daha abartırsak 10 bin civarında bir gerçek okur kitlesi söz konusu. Benim şöyle bir avantajım var; “Sis ve gece” yayımlandığı zaman, 1996’da 2 baskı yaptı. Ama şimdi her yıl 2–3 baskı yapmaya devam ediyor. Çünkü ağır ağır keşfedildim, okuyucu kitlesi önce biz polisiye okumayız dedi. Hâlâ da polisiye değil Ahmet Ümit okuyorlar aslında. Bunu nereden çıkarttığımı sorarsanız, diğer polisiye yazarları 2 baskı yapmıyorlar. Ama okurda da bir sorun var çünkü onlar Jean-Christophe Grangé’yi okuyorlar, Dan Brown’ı okuyorlar; yine bu Batı rüzgârı insanları çok çarpıyor. Bizde onlara yakın yazan yazarlar okunmuyor. Ama Ahmet Ümit okuyorlar artık ve okurken de okuduğunun polisiye olmadığını düşünerek okuyorlar. Ben de okunmayı çok isterim ama kendi söylediklerimden, bildiklerimden ve inandıklarımdan vazgeçme pahasına değil. Ben, çok sadık bir okur kitlem olması yönünden şanslıyım. Ne çıkarsa alıyorlar ve eleştiriyorlar da, acımasızca eleştiriyorlar. Kimseye neden böyle eleştirdin de demem. Herkesin algısı farklıdır çünkü. Ama ben “best-seller” yazar değilim. Hani bir kitabın çıkar, 50 bin–100 bin satar, sonra biter; ben öyle değilim. Sürekli satar Ahmet Ümit. Eğer yeni kitabım 50 bin satıyorsa 50 bin de eski kitaplarım satmıştır o yıl. Okurla yaratıcının yapıta bakış açısı farklıdır. Okurun kafasında bir model kitap vardır ve örneğin polisiye türde yazılmış bir romanı değerlendirirken model seçtiği polisiye kitaba uygunluğunu esas alır. Yazarsa modele göre yazmaması gerektiğini düşünerek yazar, yeni bir model oluşturmak için yazar. Önemli olan farklı bir şey yaratmaktır. Ben, “Kar kokusu”nda katili romanın ortasında söylerim. Bir sürü insan bana kızar bunun için, finalde öğrenmeye alışıklardır çünkü katili. “Beyoğlu rapsodisi”nde esas kaygım ölümsüzlüğü işlemekti, Beyoğlu’nu da ölümsüzlüğü temsil ettiği için seçtim ve beni çok tatmin etti. Beğenenler çoğunlukta; azınlıkta da olabilirdi, bunun hiçbir önemi yok. Benim için okunmak tabii ki çok önemli ama onlar gibi düşünerek yazarsam yanlış olur ve Ahmet Ümit başkası için iş yaparsa biter.
Ahmet Altan’la biraz tartışıyorsunuz bu yüzden galiba?
Ben Ahmet Altan ismini kullanmamıştım. Söylediğim yine hedef kitle ve onların beklentileri için yazmanın edebiyat yazarlığı değil; reklâm yazarlığı olduğuydu. Edebiyat yazarı yeni bir şey anlatır, inanıyordur çünkü buna. Bu Ahmet Altan meselesi değil; böyle yaptığı için de söylemiyorum. Oradaki tartışma konusu buydu ama gazeteciler bunu alıp Ahmet Altan yaptılar.
(more…)

Yaklaşık bir ay önce sinemaya uyarlanan “Sis ve Gece” romanı ile tekrar gündeme geldi, Ahmet Ümit. Biz de kendisini ne zamandır takip ediyor, görüşmek için bir fırsat arıyorduk. Hem bu sinema filmi ilgilimizi çekti hem de şu günlerde üzerinde çalıştığını bildiğimiz Mevlana ile ilgili roman üzerine bir sohbet gerçekleştirmek istiyorduk. Kendisi bizi Beyoğlu’ndaki Semerkant Kitabevi’nde kabul etti. Uzunca, keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik; beklediğimizden fazlasını aldık. Beslendiği kaynaklardan, romanlarda esas anlatmak istediklerine; Türkiye’de ve dünyada polisiyenin durumundan, Mevlana’ya; edebiyat yayımcılığından, Oryantalizm’e; sinemadan, son zamanların popüler dizisi Lost’a kadar bir çok konudan bahsettik. Ama söyleşimize, biz ona elyazmasi.org’u tanıtırken, onun da gözleri parlayarak, eski bir dostu anlatırcasına bahsettiği “Hiç” dergisinden başladık;