Hrriyetin Yeniden lan'nn 100. Yl | Aralk 1908 | Osmanl Meclisi

‘Edebiyat Söyleşileri’

Ahmet Ümit ile Elyazması #2

Gönderen: elyazmasi.org | 14 2007 | Türü Edebiyat, Edebiyat Söyleşileri

Ahmet Ümit Söyleşisi | Söyleşi | elyazmasi.org“Aşk Ütopyadır”da yazdıklarınızın sizi ölümsüzleştireceğini söylüyorsunuz. Herhangi bir ölümsüzlüğe yazıyla ya da fikirle ulaşabileceğinize gerçekten inanıyor musunuz?

İnanmıyorum aslında, öldükten sonra hiçbir şey yok. Şimdi iyi bir şey yapmak lazım, yani yazının kalitesini yüksek tutmak lazım. Yazının kalitesini yüksek tutarken de böyle birtakım nedenler buluyoruz ölümsüzlük gibi. Averaj bir hedef okur kitlesi var. Bu averaj hedef kitlenin bazı beklentileri var, bunu hepimiz biliyoruz, mesela kadınlar ve aşk hakkında yazarsanız çoksatar. O averaj kitlenin beklentisi ve bakış açısına hizmet eden bir metin üretirseniz, hele bir de tanınan bir adamsanız, kesin çoksatar. Bir kitabı ismi bile çok sattırabilir. Böyle bir kitle var yani. Diğer taraftan iyi edebiyatla ilgilenen 5 bin, biraz daha abartırsak 10 bin civarında bir gerçek okur kitlesi söz konusu. Benim şöyle bir avantajım var; “Sis ve gece” yayımlandığı zaman, 1996’da 2 baskı yaptı. Ama şimdi her yıl 2–3 baskı yapmaya devam ediyor. Çünkü ağır ağır keşfedildim, okuyucu kitlesi önce biz polisiye okumayız dedi. Hâlâ da polisiye değil Ahmet Ümit okuyorlar aslında. Bunu nereden çıkarttığımı sorarsanız, diğer polisiye yazarları 2 baskı yapmıyorlar. Ama okurda da bir sorun var çünkü onlar Jean-Christophe Grangé’yi okuyorlar, Dan Brown’ı okuyorlar; yine bu Batı rüzgârı insanları çok çarpıyor. Bizde onlara yakın yazan yazarlar okunmuyor. Ama Ahmet Ümit okuyorlar artık ve okurken de okuduğunun polisiye olmadığını düşünerek okuyorlar. Ben de okunmayı çok isterim ama kendi söylediklerimden, bildiklerimden ve inandıklarımdan vazgeçme pahasına değil. Ben, çok sadık bir okur kitlem olması yönünden şanslıyım. Ne çıkarsa alıyorlar ve eleştiriyorlar da, acımasızca eleştiriyorlar. Kimseye neden böyle eleştirdin de demem. Herkesin algısı farklıdır çünkü. Ama ben “best-seller” yazar değilim. Hani bir kitabın çıkar, 50 bin–100 bin satar, sonra biter; ben öyle değilim. Sürekli satar Ahmet Ümit. Eğer yeni kitabım 50 bin satıyorsa 50 bin de eski kitaplarım satmıştır o yıl. Okurla yaratıcının yapıta bakış açısı farklıdır. Okurun kafasında bir model kitap vardır ve örneğin polisiye türde yazılmış bir romanı değerlendirirken model seçtiği polisiye kitaba uygunluğunu esas alır. Yazarsa modele göre yazmaması gerektiğini düşünerek yazar, yeni bir model oluşturmak için yazar. Önemli olan farklı bir şey yaratmaktır. Ben, “Kar kokusu”nda katili romanın ortasında söylerim. Bir sürü insan bana kızar bunun için, finalde öğrenmeye alışıklardır çünkü katili. “Beyoğlu rapsodisi”nde esas kaygım ölümsüzlüğü işlemekti, Beyoğlu’nu da ölümsüzlüğü temsil ettiği için seçtim ve beni çok tatmin etti. Beğenenler çoğunlukta; azınlıkta da olabilirdi, bunun hiçbir önemi yok. Benim için okunmak tabii ki çok önemli ama onlar gibi düşünerek yazarsam yanlış olur ve Ahmet Ümit başkası için iş yaparsa biter.

Ahmet Altan’la biraz tartışıyorsunuz bu yüzden galiba?

Ben Ahmet Altan ismini kullanmamıştım. Söylediğim yine hedef kitle ve onların beklentileri için yazmanın edebiyat yazarlığı değil; reklâm yazarlığı olduğuydu. Edebiyat yazarı yeni bir şey anlatır, inanıyordur çünkü buna. Bu Ahmet Altan meselesi değil; böyle yaptığı için de söylemiyorum. Oradaki tartışma konusu buydu ama gazeteciler bunu alıp Ahmet Altan yaptılar.
(more…)



Ahmet Ümit ile Elyazması #1

Gönderen: elyazmasi.org | 10 2007 | Türü Edebiyat, Edebiyat Söyleşileri

Ahmet Ümit Söyleşisi | Söyleşi | elyazmasi.orgYaklaşık bir ay önce sinemaya uyarlanan “Sis ve Gece” romanı ile tekrar gündeme geldi, Ahmet Ümit. Biz de kendisini ne zamandır takip ediyor, görüşmek için bir fırsat arıyorduk. Hem bu sinema filmi ilgilimizi çekti hem de şu günlerde üzerinde çalıştığını bildiğimiz Mevlana ile ilgili roman üzerine bir sohbet gerçekleştirmek istiyorduk. Kendisi bizi Beyoğlu’ndaki Semerkant Kitabevi’nde kabul etti. Uzunca, keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik; beklediğimizden fazlasını aldık. Beslendiği kaynaklardan, romanlarda esas anlatmak istediklerine; Türkiye’de ve dünyada polisiyenin durumundan, Mevlana’ya; edebiyat yayımcılığından, Oryantalizm’e; sinemadan, son zamanların popüler dizisi Lost’a kadar bir çok konudan bahsettik. Ama söyleşimize, biz ona elyazmasi.org’u tanıtırken, onun da gözleri parlayarak, eski bir dostu anlatırcasına bahsettiği “Hiç” dergisinden başladık;

Bir ara biz de “Hiç” diye bir dergi çıkarıyorduk. 1990’da başladık, 1998’de artık kendini çok tekrar etmeye başlayınca bıraktık. O zaman internet yoktu ya da bu kadar fazla değildi.

Siz “Hiç”i çıkarırken tek sorununuz kendinizi tekrar ediyor oluşunuz muydu?

Kapatmamızın nedeni oydu. Ben şuna inanırım, eğer bir sanat dalı ile uğraşıyorsanız en korkunç şey kendinizi tekrar etmenizdir. Yeni bir şey söyleyemiyorsanız, yapamıyorsanız onu sürdürmenin bir anlamı yok. O kısır bir döngü artık. Sekiz yıllık bir sürecin sonucunda geldiğimiz yer yeni şeyler yapamamaktı. İnsanlar o dergide isimlerini görmeyi seviyorlar, dolayısıyla bu, onlara bir kimlik, bir iktidar kazandırıyor. Bu açıdan derginin devam etmesini isteyenler de vardı ama karar bir oylama sonucunda alındı ve çoğunluk yeni bir şeyler yapamadıktan sonra devam etmenin anlamsız olduğunda hemfikir oldu. Ki çıkardığımız yeni bir dergiydi, tezimiz de yeni bir şey yapmaktı.
(more…)



Misak Toros ile El Yazması

Gönderen: elyazmasi.org | 5 2006 | Türü Edebiyat, Edebiyat Söyleşileri

Misak Toros ile Söyleşi

Sakıp Ağa’yla birgün oturmuş konuşuyorduk. “İcat edilmiş bir şeyi yeniden icat etmeye uğraşmak boşuna zaman kaybı.”dedi. Oturmuş aynı şeyi yapacağına üzerine bir şey koy.Televizyon nerde nasıl yapılmış,aynısını yapacaksın .Televizyon sanatsal veya kültürel bir şey değil.İnsanlara ulaşmak için çok kestirme bir yol sadece.Ordaki adamların seni uyandırmak gibi bir amacı yok böyle bir görevleri de yok zaten, bilakis uyutmaya çalışıyorlar. Programların oranına bak , düzgün programa talep de yok bunu reklam verilen kanallardan da anlayabiliyoruz.Yoksa ntv’yi belli bir kesim değil çok daha büyük bir oran seyrederdi.Politikacılar insanların cahil olmasını isterler yönetmek kolay olsun diye.Şimdi basın mı var?İki farklı taraf olucak tartışacaklar,artık öyle bir şey yok maalesef.Geçen gün Yaşamdan Dakikalar’da kulüp rakısının üzerindeki etiketten sözediliyor.İki adam oturmuş bir şeyler konuşuyorlar çizimde.Herkes biri İnönü biri Atatürk derdi.Değil,incelemişler biri bunu çizen İhap Hulusi-Türkiye’nin ilk grafik sanatçısı- diğeri de Eşref Aykaç’ın babasıymış.Bir gazeteci İttihat Terraki’yi yazılarında suçluyormuş.Eşref Aykaç’ın babasıyla birgün yürürlerken adamın teki gelip sen o gazeteci misin diyor,o da evet diyor.O anda adamı vurup gidiyor.Öbürü kurtuluyor İhap Hulusiye bu olayı anlatıyormuş o resimde.İktidara karşı fazla konusrsan seni temizlerler,hiçbir fonksiyonun kalmaz,onun için bazı şeyleri gizli konusacaksın.Zaten karşıt basın yok biri Doğan Holding diğeri ilahiyatçı.

(more…)