Hrriyetin Yeniden lan'nn 100. Yl | Aralk 1908 | Osmanl Meclisi

‘Öykü’

Bir dizgi hatası

Gönderen: H.G. Özkoray | 22 2008 | Türü Edebiyat, Öykü

Kâh yağmur vardı, kâh karanlık dışarıda. Kapıyı çalan arkadaşımı içeri almakta hiç de acele etmediğimi hatırlıyorum. Sırılsıklam yağmurluğundan yerlere akan su damlacıkları ve gökgürültülü gecenin sokaklarından getirdiği çamurlu ayak izleri apartman görevlisini hiç de memnun edeceğe benzemiyordu.

Çatı katındaki dairemde kabuğuma çekileli birkaç hafta olmuştu. Dış dünyayla ne ölçüde kesebildiğimi kestiremediğim bağlantılarıma bu ziyaret yeniden hayat vermişti ne olursa olsun. Kendimi son zamanlarda göreceli olarak daha üretken ya da daha az steril bulmaktaydım yine de, gizemli bir hava verme çabalarımın boşa çıktığı bu münzevi dönemimde. Şubat ayında çıkagelen bahar havası içimi ısıtmalıydı aslında, fakat böyle bir ihtiyaç hissetmiyordum.
(more…)



Sokaktaki adam

Gönderen: H.G. Özkoray | 14 2007 | Türü Öykü

Onun için sokakta yürümek (birçok insanın beyinciğini kullanarak rahatça yerine getirebildiği bir eylem) büyük bir sorundu, huzurunu kaçıracak ve beynini saatlerce meşgul edecek derecede.

Tek başınayken, sık sık gün içinde, insanların caddelerde topluca, her zamanki gibi kayıtsızca yürüdükleri ve bir yerlere yetişebilmek için acele ettikleri veya böyle yapıyormuş gibi göründükleri bir günde, önünde yürüyen insanları geçebilmek için çabalayıp duruyordu, kendini rahatsız eden birşey vardı. Önünde yürüyenlerin kendisi tarafından izlendiklerini düşündüklerini sezinleyerek, bu garip düşüncenin yersiz çıkması için önünde kaldırım taşlarını rahatça görmeyi arzuluyordu. Nedense her zaman olmayanı arzuladığını, yapmakta olduklarını hiçbir zaman arzulayarak yaşamını sürdüremediğini hatırlayıverdi birden.
(more…)



Çok Kişilik yalnızlık (mı)?

Gönderen: nesli | 14 2007 | Türü Edebiyat, Öykü

Cok Kisilik Yalnizlik | edebiyat | öyküAnnesi;”Önemli bir şey değildir,boşver sen. Ben hallederim sonra.” diye yanıtladı babasını yine ve tabi ki bakışlarla. O gördü.

Babaannesi de fark etti sevgili torununda bir şeyler olduğunu, “Allah’ım sen koru Yarabbim güzel torunumu kötü kullarından”… diye geçirdi içinden ve bir Ayet’el Kürsi de onun için okudu. O gördü.

Evden bir hayli kopuk olan ağabeyi dahi anladı nane molla bir durum olduğunu, o da şöyle bir baktı kızkardeşine “Aman yine deli saçması düşüncelerinden biri takılmıştır aklına bu çatlağın.” diye düşündü daha doğrusu düşünür gibi yaptı, diğerlerine ayıp olmasın, ilgilenmediğini bir gören olmasın diye.O gördü. (more…)



Rüzgarla gelen

Gönderen: efsun | 28 2007 | Türü Edebiyat, Öykü

(…)

Son bir nefes ve nabzı durdu. Karmaşa son buldu. Masanın üzerindeki kitabın herhangi bir sayfası açık kalmış, pencereden süzülen hafif bir rüzgarın etkisiyle savrulmaktaydı. Kafasının içinde hapsolmuş düşünceler uçuruma hücum etmeden önce, Madam Bovary’den bir kaç satır okumuştu ‘Sıkıntı denen sessiz örümcek de, yüreğinin her köşesine ağlarını örüyordu karanlıkta…’

Parmakları uyuşmuş, fakat hala hissedebiliyordu yerdeki ıslaklığı. Halbuki duyguları, sehpanın üzerinde bulunan çerçeveyi parçaladığı anda onu terk etmişti. Annesi, anneannesi ve kendisi kırılan çerçevenin içinde yerde öylece uzanıyorlardı. Tam karşısında bulunan, onun kendi düşünsel dünyasından dışarı açılan tek pencere herzaman kilitli olmasına rağmen bugün ardına kadar açıkttı. Rahatsız edici bir gürültüyle cama çarpıyor, bir dahaki sefere daha da şiddetli çarpıyordu. Nasıl oluyor da bunların hiçbiri Dilara’nın ilgisini çekmiyordu. Şuursuzca bir avucundan diğer avucuna akıtıyordu pıhtılaşmaya yüz tutmuş kanını. Daha önce hiç görmediği, girmediği bu yumuşak denizde uysallığından taviz vermeden yüzmekte idi. Dalgalar şiddetini arttırır iken, o, halsizliğiyle yenik düşüyordu. Göz kapakları , dramatik bir oyunun ardından kapanan perdeler gibi sükut içindeydi. Oyun bitmişti.

(..)

(more…)



Mübalağa Çarşamba

Gönderen: nesli | 15 2007 | Türü Edebiyat, Öykü

Mübalağa Çarşamba | Edebiyat Öykü | nesli

“Bir çağda, bir ülkede biri aşktan kumaş dokumayı başardı. Küçücük bir parça çıktı. O kadar küçüktü ki… Ne kadın örtünebildi ne de erkek…”
Özdemir Asaf

Güzel bir Çarşamba günüydü. Sonunda,baharın parlaklığı onun da hayatını aydınlatmaya başlamıştı. “Çarşambaları severim zaten, Çarşambalar hep güzeldir.” diye geçirdi içinden ve derin derin solurken havayı  tüm Çarşambalar ve baharlar geçti içinden bir de, doldu taştı hepsiyle. Tabi bunların bahanesi olduğunu, her şeyi güzel görmesinin asıl sebebinin aşka düşmesi olduğunu gayet iyi biliyordu da bunu dile getirmeyip içinde tutması gariptir hiç kimsenin erişemediği bir sırra eriştiği hissini yaşatıyordu ona, heyecanlandı birden, dudaklarına hınzır bir gülümseme yerleşiverdi.

Sessizce hazırlanmaya başladı, sabahın erken bir saatiydi ve oda arkadaşlarını uyandırmak istemiyordu çünkü bugün nereye gideceğini söylese emindi onu tefe koyarlardı zira oda arkadaşları insanlara pek güvenmiyorlar, dikkatli olunmazsa başlarına her türlü şeyin gelebileceğini düşünüyorlar ve bu konuda Zeynep’i biraz saf buluyorlardı. İşin kötüsü kendisi de yapacağı şeyi çok doğru bulmuyordu ama yine de gitmek için yanıp tutuşuyordu. Nihayet hazırlanabilmişti ve kapının kilidini sessizce açıp dışarıya süzüldü. Kalbi ağzında atıyordu. Gözlerini açtı, kapadı ve duraktaydı. Esasında durak zaten yakındı ama normalden çok hızlı, kapıdan adımını durağa atmışçasına, durağa varmıştı. Bakırköy otobüsüne bindi ve “Umut”una doğru gitmeye başladı. Aklına sürekli kızlar geliyordu ve acaba yanlış bir şey mi yapıyorum düşüncesi takılıveriyordu peşine. Ama bir kere Umut’un adını andı mı içinden, gülüşünü getirdi mi gözlerinin önüne bütün bulanık sular berraklaşıyordu ve bu böylece devam ediyordu. Yine tanıştıkları günü getirdi aklına, ki Çarşambaydı, ve bir daha aklına ona dair olumsuz hiçbir şey düşürmeyeceğine yemin etti.”Ah o güzelim dönüm Çarşamba!”
(more…)



Hiç acelemiz yok

Gönderen: Tunca ÜÇER | 4 2007 | Türü Edebiyat, Öykü

Sayaç yeniden yeşile döndüğünde arkamızda tekrar oluşan sürü ile harekete geçtik. Bu sefer adamın yanındaydım, ilk adımlarımızı attık, ilk şeridi bitirmek üzereydik ki sendeledi, başına sağa sola çevirerek tutunabileceği bir şeyler aradı. Ondan yana duran şemsiyeyi sol elime aldım, kolundan yakaladım, yürümeye devam ettik. Göbeği geçip, ikinci şerit için hareketlendiğimizde elimi sıkıca tuttu. Eli kuru ve nasırlıydı, derisi kalındı, ihtiyardı. Yardım alır gibi bir hali yoktu, doğrusu da bu ya; kim kime yardım ediyordu?

(more…)



Senfoni

Gönderen: zencefil | 24 2007 | Türü Edebiyat, Öykü

zencefil | öykü | SenfoniPiyano sesleri arasında, belli belirsiz keman tıngırtıları. Bizi uğraşıyor, ama beceremiyor besbelli. Piyano ise kendinden emin, gittikçe ritmini arttırıyor. Kırmızı yağıyor gökten, mavi kayboluyor belli belirsiz.  ‘ Koza’ eve girmeye karar veriyor, kapıyı korkarak açıyor. İçerisi aydınlık, ama bir o kadar da basık nedense. Kırmızı, duvarlara vurmuş, yavaşça hakimiyetini kuruyor. ‘ Koza ’ yukarı bakıyor; müziğin, eşsiz ritmin geldiği yöne. İster istemez ürküyor, ama korkmuyor mavi gitti gideli. Merdivenleri çıkıyor. Aniden bir ses duyuyor. Sanki biri birşey yuvarlıyor yukarıdan. Korka korka bedenini duvara yaslıyor ve bekliyor. Üç tane misket önce ağır ağır, sonra ağırlıklarıyla hızlanarak düşüyor aşağıya. Bir an piyano sesi kesiliyor. Birinin yaklaşmakta olduğunu anlıyor. Sonra beklenmedik bir şekilde, eskisine göre daha dikkat çekecek şekilde, daha güçlü ama oldukça yumuşak bir ritmle tekrar başlıyor. Mavi neredeyse gitti gidecek. ‘ Koza ’ cesareti artmış bir şekilde hızını arttırıyor. (more…)