“Bir çağda, bir ülkede biri aşktan kumaş dokumayı başardı. Küçücük bir parça çıktı. O kadar küçüktü ki… Ne kadın örtünebildi ne de erkek…”
Özdemir Asaf
Güzel bir Çarşamba günüydü. Sonunda,baharın parlaklığı onun da hayatını aydınlatmaya başlamıştı. “Çarşambaları severim zaten, Çarşambalar hep güzeldir.” diye geçirdi içinden ve derin derin solurken havayı tüm Çarşambalar ve baharlar geçti içinden bir de, doldu taştı hepsiyle. Tabi bunların bahanesi olduğunu, her şeyi güzel görmesinin asıl sebebinin aşka düşmesi olduğunu gayet iyi biliyordu da bunu dile getirmeyip içinde tutması gariptir hiç kimsenin erişemediği bir sırra eriştiği hissini yaşatıyordu ona, heyecanlandı birden, dudaklarına hınzır bir gülümseme yerleşiverdi.
Sessizce hazırlanmaya başladı, sabahın erken bir saatiydi ve oda arkadaşlarını uyandırmak istemiyordu çünkü bugün nereye gideceğini söylese emindi onu tefe koyarlardı zira oda arkadaşları insanlara pek güvenmiyorlar, dikkatli olunmazsa başlarına her türlü şeyin gelebileceğini düşünüyorlar ve bu konuda Zeynep’i biraz saf buluyorlardı. İşin kötüsü kendisi de yapacağı şeyi çok doğru bulmuyordu ama yine de gitmek için yanıp tutuşuyordu. Nihayet hazırlanabilmişti ve kapının kilidini sessizce açıp dışarıya süzüldü. Kalbi ağzında atıyordu. Gözlerini açtı, kapadı ve duraktaydı. Esasında durak zaten yakındı ama normalden çok hızlı, kapıdan adımını durağa atmışçasına, durağa varmıştı. Bakırköy otobüsüne bindi ve “Umut”una doğru gitmeye başladı. Aklına sürekli kızlar geliyordu ve acaba yanlış bir şey mi yapıyorum düşüncesi takılıveriyordu peşine. Ama bir kere Umut’un adını andı mı içinden, gülüşünü getirdi mi gözlerinin önüne bütün bulanık sular berraklaşıyordu ve bu böylece devam ediyordu. Yine tanıştıkları günü getirdi aklına, ki Çarşambaydı, ve bir daha aklına ona dair olumsuz hiçbir şey düşürmeyeceğine yemin etti.”Ah o güzelim dönüm Çarşamba!”
(more…)