Hrriyetin Yeniden lan'nn 100. Yl | Aralk 1908 | Osmanl Meclisi

‘Öykü’

Balıkçılar ne zaman dönecekler?

Gönderen: Tunca ÜÇER | 24 2007 | Türü Edebiyat, Öykü

Tunca Üçer | Öykü, Hikaye | Balıkçılar ne zaman dönecekler?

Ya da bunların hiçbiri olmayacak, olmadı. Dönüş yolunda üzerinde yazı olmayan bir banka oturacağım. Soğuk içimi titretecek ama ondan korunmak için yaklaşabileceğim bir insan olmayacağından, çaresiz, katlanacağım. Önümden arabalar geçecek bakıp da eğlendiğimiz türden, kafama seninleyken mıhlanmış tabelaları izleyeceğim. Gelen geçenle, yarış yapan arabalarla ilgili yorumlar yapacağım. Böyle geçecek zaman, bu sefer farkı; sensiz. Hem de o kadar sensiz ki, bundan öncekileri hep, içlerinde sen varmışsın gibi hatırlayacağım.
(more…)



Çiğ Taneleri

Gönderen: Dihye Uçtum | 19 2006 | Türü Edebiyat, Öykü

Erenköy Tren İstasyonu | Öykü | Çiğ TaneleriEllerini yüzüne kapadı. Parkın gözlerden uzak bir köşesindeki bankta öne doğru eğilmiş başı ellerinin arasında düşünüyordu. Genç akasayanın dalları üzerinden uzanıyor hafif esintiyle beraber tatlı tatlı ritm tutuyordu… Gülümsedi yapraklarıyla selam verdi ama karşılık bulamadı.

Sahi nerede hata yapmıştı?

“Başından beri biliyordum zaten” dedi. Yine de alıkoyamamıştı kendini… “Belki de mahkumum, kaybetmeye mahkum…”
(more…)



İç dökümü

Gönderen: Süheyl Kalçık | 2 2006 | Türü Edebiyat, Öykü

Sokağın köşesinden dönüyoruz, heyecanla ve hızlı adımlarla. Hemen yanımızdaki büfeden, Bülent Ağabey dışarı fırlıyor:

- Lan anasını s…nin şehrine bak! İyice yaşanmaz oldu buralar Rızaa, napçaz?

Hayretle bana bakıyor:

- Nasıl oluyor da bu erkekler böyle ulu orta, rahatlıkla küfür edebiliyorlar?
- Genellikle iki cinsin, yani kadın ile erkeğin pek içiçe olmadığı ortamlarda bulunanlar, ne bileyim yurt gibi, askerlik gibi ya da bazı köylerdeki tek cinsin baskın olduğu evler gibi böyle oluyor insanlar. Yalnız sanırım biz erkekler bu konuda biraz daha cüretkar oluyoruz.
- Ama sen de dört sene yurtta kaldığını söylememiş miydin? Ben senin hiç küfür ettiğini duymadım? Hiç küfür etmez misin? (more…)



Sustular…

Gönderen: Yasemin AKTUNA | 10 2006 | Türü Edebiyat, Öykü

Odada ılık ve taze bir hava vardı. Henüz doğmakta olan güneşin ışınları panjurun deliklerinden içeri süzülüyor, yer yer izler bırakıyordu. Taze demlenmiş çayın kokusu domates ve salatalığın kokusuna karışmıştı. İri siyah zeytinler de onlara katılınca tam bir ziyafet olacaktı. Birbirlerine baktılar. Gülümsediler.
     Tabii bu yalnızca bir hayaldi. Gerçekleşmesi imkansız bir hayal. Onun hayali.
     Luna park tıklım tıklımdı. Gecenin bir vaktinde elinde pamuk şekeri ile bir aletten diğerine koşuyordu. “Çarpışan arabalar için son çağrı!” Yetişmeye çalışırken ayağı takıldı,düştü. Hepsi durdular. Yanına gelip yardım ettiler. Sonra oturup gülüştüler.
     Tabii bu yalnızca bir hayaldi. Gerçekleşmesi imkansız bir hayal. Onun hayali.

(more…)



KİTLİ vs 43

Gönderen: Yasemin AKTUNA | 21 2006 | Türü Edebiyat, Öykü

Eve birileri gelince beni hemen masanın altına sokardı, bazen de dolaba, ve kitlerdi.Nefes alamadığım zamanları hatırlıyorum ve o fena naftalin kokusunun sacıma , parmak uçlarıma işleyişini…
Birgün beni yine kitledi ve unuttu…naftalin kokusu yetmemeye başladı bir zaman sonra kokuşmuşluğumu bastırmaya.
-Tak tak! Kimse var mı?
-…
-Sesimi duyan var mı?
-…
-İmdat!Yardım edin!Lütfen ,lütfeeeeennn,lütfen…
            Boşunaydı.Kimse yoktu,hiç kimse.Sadece şu küçük karıncalar vardı.Şu lanet olası ayak seslerini dahi duyduğum karıncalar.Annemin anlattığı hikayeler canlanıyordu zihnimde. (more…)



Eylül Geldi, Gitti…

Gönderen: S. Arda ÜÇER | 15 2006 | Türü Edebiyat, Öykü

Eylül mevsimi geldi, sonbahar kendini doğadan önce ruhumda hissettirmeye başladı. Yalnız, yapayalnız olduğumu belirginleştirmekte üstüne yok alçağın. Aslında alçaklık onda değil, insanlarla ilişki kurmayı, hadi daha insaflı olayım yürütmeyi beceremeyen bende. Mevsim sonbahar da olsa, ilkbahar da ben yine aynı ben.

Koyu kırmızı yatak örtüsü takımının üzerinde uyandım. En sevdiğim yatak örtüm. Kırmızılığın bazı kısımları daha koyulaşmış, terlemişim, yatağı da terletmişim. Oysa ne hava terletecek kadar sıcak, ne de benim üstüm gereğinden fazla kalın. Gözümü açmadan duşun altına attım kendimi, işte o zaman anladım yazın bittiğini. Su soğuk geldi. Sıcağı açtım, suyun ısısının yükselmesi ile uyku halinden uzaklaştım. (more…)



Sedir Hikayeleri

Gönderen: Tunca ÜÇER | 11 2006 | Türü Edebiyat, Öykü

Ben kendime
yalanlar söyledim
sonra ben o kendimden
onları dinledim

dinledim
dinledim (Özdemir Asaf)

Oda karanlıktı. Uyanır uyanmaz nerede olduğumu anlayamadım. Sedirdeydim. Ne zaman tamamen kendime gelip de ışığı açabildiğimi kestirmek güç. Zihnim yerinde ama pek de mantıklı ve tutarlı şeyler geçmiyor gözümün önünden. Uzun bir kumsal var önümde, deniz düz, denizde küçük bir tekne. Altı bilemedin, yedi metre. Tekne sanki suyu rahatsız etmekten çekinirmiş ve motorunun sesinden utanırmış gibi suyun üzerinde ilerlemekte… Biraz öteden teknenin oltuşurduğu dalgalar kıyıya vuruyor. Denize paralel okaliptüs ağaçları… Tüm sahil buğu septillenmiş gibi kokuyor. Okaliptüslerin üzerinde sevgililerin isimleri. Okaliptüslerinin birinin altında bir çift sevgili… Üç, dört ağaç ötede de küçük bir kız çocuğu, dondurmasını yiyor. Sevgililer biraz huzursuz ama o, çok mutlu. Peki nedir bütün bunları gözümün önüne getiren, zihnime koyan? Pancar motorlu teknenin orada ne işi var? Sevgililer neden huzursuz? Küçük kız neden yalnız? (more…)