Hrriyetin Yeniden lan'nn 100. Yl | Aralk 1908 | Osmanl Meclisi

‘Öykü’

Kabus İstasyonları

Gönderen: H.G. Özkoray | 19 Ağustos 2006 | Türü Edebiyat, Öykü

Henri Fuseli'in Kabus isimli yağlı boya çalışması

Tarih, uyanmaya çalıştığım bir kabustur.

James Joyce

Soğuk ve bulutlu bir Paris sabahında, babamın bir arkadaşından ödünç aldığı arabada,bir yolculuğa başladığımı hatırlıyorum. Babam, daha önce hiç görmediğim, geniş, gri ve kasvetli binaların bulunduğu,bomboş ve upuzun bir sokağa saptı. Bu sokağın sahipliğini, büyük bir ihtimalle işçiler ve göçmenler üzerlerine almışlardı.

İyi bir şoför olduğu izlenimini bende o güne kadar bırakmış olan babam, direksiyonu bir sağa bir sola kırarak, yol kenarındaki duba ve çöp tenekelerini büyük bir kayıtsızlıkla deviriyordu. Yolculuk boyunca ona ilk kez bir şey söyleme ihtiyacı duydum:

(more…)



Cem

Gönderen: H.G. Özkoray | 12 Ağustos 2006 | Türü Öykü

Cem, okuldan eve dönerken, her zaman geçtiği, geçmekten başka şansının olmadığı bir sokaktan sanki ilk kez geçiyordu. Bu antika dükkanını, hele vitrindeki o görkemli, tahtadan duvar saatini nasıl daha önce fark etmemişti? Bu kahverengi, eski saatin ilk andaki teslim alıcılığı bir yana, zamanını belli sınırlar içerisinde, şartlandırılmış bir şekilde kullanmaya zorlanan Cem, artık ipleri kendi ellerine almak ve vaktini daha iyi değerlendirebilmek için ihtiyaç duyduğu yol göstericiyi bulduğuna inanıyordu. Aslında bu duvar saati, Cem’in asıl yol göstericisiyle tanışması için sadece bir vesileydi. Cem, huzur verici ilkbahar güneşinin ışınlarını yansıtan camlı kapıyı iterek içeri girdi. Kendisini kahverengi yelekli, gülümseyen yaşlı bir adam karşıladı:
 
-         Dükkanımın önünden her gün umursamazca geçen bu delikanlının ziyaretini neye borçluyum? 
-         Vitrindeki şu saat ilgimi çekmişti de…
-         Şu kahverengi, Rus saati! O çok eski bir parçadır. Biraz daha yakından inceleyin, lütfen.
-         Teşekkürler. 
-         Bu saatin neden bu kadar ilginizi çektiğini merak ediyorum. (more…)



Bana ihtiyaçları varken onlara katılmalıyım ya da Mistisizmin yüzeyinde

Gönderen: H.G. Özkoray | 9 Ağustos 2006 | Türü Öykü

İrlanda
- Pek güzel, odanızda bulamadıklarınızı dışarıda ararken birşeyleri değiştirebilirsiniz belki, buna rağmen dünyanın sonu bir trafik sıkışıklığıyla başlayacak, işte bunu engelleyemezsiniz.

- Size hak veriyorum. Ama, bana gelip de, intiharı anlamlı bulduğunuzu söylemeyin. Kendinize uygun bir selamet doktrini bulamamamış olmanızı anlıyorum, acılarınızı dile getirmeyi de başarıyorsunuz, hem temsil, hem de irade açısından, tüm bunlara karşın, kaosun esiri olduğunuzu veya dinginlikten boğulduğunuzu aklınızdan bile geçirmeyin.- Kesinlikle. İmgelemimde gitar tınılarına möleyerek karşılık veren inekler varken, size ancak varoluşçuluk bir hümanizmadır diyebilirim.

(more…)



Soğuk ve Güneşli

Gönderen: Yasemin AKTUNA | 19 Temmuz 2006 | Türü Öykü

hasta kız“Ben” dedim , “ben sadece seni görmek istemiştim, özür dilerim…” . İhtiyar kaşlarını çatmışti belli belirsiz . Burada olmamdan rahatsızdı.Tahmin etmiştim böyle olacağını ama yine de geldim. Onun yanında düşüncelere daldım. İçimden tekrarladım:“Biliyordum böyle olacağını…”. Sonra kendime neden burada olduğumu sordum, sadece istediğim için buradaydım, başka bir şey düşünmemiştim, istemiştim ve gelmiştim.
(more…)



Ben geldim, gidiyoruz

Gönderen: S. Arda ÜÇER | 7 Temmuz 2006 | Türü Öykü

Onu ilk kez gördüğümde yemek masasında tek başına oturuyordu. Eğer evin diğer odalarının da boş olduğunu bilmesem tek başına oturduğuna inanmazdım. Ara ara belirsizce gülümsüyor, önündeki rakı kadehi ve beyaz peynir ile konuşuyordu. Dışarıda iyice bastırmış karanlığa sırtını dayayan camda belli belirsiz yansımasını görüyordu. Açık olan pencerenin olduğu yöne doğru, teninde hissetmediği ferahlamayı hissedebilmek için, sık sık dalıyordu. Nafile. Temmuz, ihtiyaç duyduğu meltemi esirgiyordu ondan, halen yaşadığı bu sıcak coğrafyada.

Üsten üç düğmesi göbeğine kadar açık, keten, beyaz bir gömlek vardı üzerinde. Gömleği sadece üzerine bir şey giymiş olmak için giydiği öylesine belliydi ki. Yamuk duran gömleğine inat, Uzakdoğu’dan aldığı parmak arası terliklerini tam olarak ayağına oturtarak giymiş. Şortundaki şeftali lekelerinden rahatsız olmadığı kadar sıcaktan rahatsız bu temmuz akşamında.
(more…)



bir sen, hiç olmayacak olan.

Gönderen: Tunca ÜÇER | 26 Mayıs 2006 | Türü Öykü

İnsan eğer kaçtığı/kaçmaya çalıştığı bir şey varsa yalnız kalmaktan korkar. Şimdi rengarenk kıyafetleri, kahkaları, sohbetleri ve bütün aceleleriyle tüm bu insanların arasından sıyırılıp, evimin kapısını kapatıp, içeride oturmak ilk kez bu kadar korkutuyor beni. Ama çaresiz, giriyorum içeri. Kapıyı kapatıp, masama yöneliyorum. Kalemi elime alıp, çekmeceden çıkardığım kağıtları düzgünce masaya yerleştiriyorum. “Ne yazmalı şimdi?” Sana bir mektup yazabilirim, ya da bugün bütün olanları, en azından balık tutan çocuğu anlatmaya başlayabilirim. Ama kendimi ikisi için de pek hazır hissetmiyorum. Şimdi yandaki sedire uzanıp kestirmek, belki de uyumak da iyi bir fikir değil. Geceleri geçtim, gündüzleri bile, ter ve korku içerisinde yataktan fırlamak ya da uykunun bir türlü uğramak bilmediği saatler geçirmek…
(more…)



Duruşma

Gönderen: Vahdet İŞSEVENLER | 15 Mayıs 2006 | Türü Öykü

Gerek bizzat katılan izleyiciler gerekse davayı basından takip edenler gidişatı fazlasıyla etkilemeye başlamışlardı.Oysa en başta ufak bir mahkeme salonunda taraflar – ki onlar;Hudut’un yıllarca süren saltanatından rahatsız olmuş,onu insanlara gerçekleşemeyecek vaatler sunmakla suçlayan,gerçeklerin Hudut’un anlattıklarından çok farklı olduğunu savunan az sayıda ilimci ve Hudut’tu-. Ayrıca her mahkemede olan hakim,savcı ve diğerleri…Şimdi davayla kitleler ilgilenmeye başlamış, o ufak mahkeme salonundan çıkılmış ve esas amacı olimpiyatlara ev sahipliği yapmak olan bir stadyuma taşınılmıştı. Bununla da sınırlı kalınmayıp bazı televizyon kanalları davayı sürekli olarak canlı yayınlamaktaydı.
(more…)