Kabus İstasyonları
Gönderen: H.G. Özkoray | 19 Ağustos 2006 | Türü Edebiyat, Öykü
Tarih, uyanmaya çalıştığım bir kabustur.
James Joyce
Soğuk ve bulutlu bir Paris sabahında, babamın bir arkadaşından ödünç aldığı arabada,bir yolculuğa başladığımı hatırlıyorum. Babam, daha önce hiç görmediğim, geniş, gri ve kasvetli binaların bulunduğu,bomboş ve upuzun bir sokağa saptı. Bu sokağın sahipliğini, büyük bir ihtimalle işçiler ve göçmenler üzerlerine almışlardı.
İyi bir şoför olduğu izlenimini bende o güne kadar bırakmış olan babam, direksiyonu bir sağa bir sola kırarak, yol kenarındaki duba ve çöp tenekelerini büyük bir kayıtsızlıkla deviriyordu. Yolculuk boyunca ona ilk kez bir şey söyleme ihtiyacı duydum:


“Ben” dedim , “ben sadece seni görmek istemiştim, özür dilerim…” . İhtiyar kaşlarını çatmışti belli belirsiz . Burada olmamdan rahatsızdı.Tahmin etmiştim böyle olacağını ama yine de geldim. Onun yanında düşüncelere daldım. İçimden tekrarladım:“Biliyordum böyle olacağını…”. Sonra kendime neden burada olduğumu sordum, sadece istediğim için buradaydım, başka bir şey düşünmemiştim, istemiştim ve gelmiştim.
Onu ilk kez gördüğümde yemek masasında tek başına oturuyordu. Eğer evin diğer odalarının da boş olduğunu bilmesem tek başına oturduğuna inanmazdım. Ara ara belirsizce gülümsüyor, önündeki rakı kadehi ve beyaz peynir ile konuşuyordu. Dışarıda iyice bastırmış karanlığa sırtını dayayan camda belli belirsiz yansımasını görüyordu. Açık olan pencerenin olduğu yöne doğru, teninde hissetmediği ferahlamayı hissedebilmek için, sık sık dalıyordu. Nafile. Temmuz, ihtiyaç duyduğu meltemi esirgiyordu ondan, halen yaşadığı bu sıcak coğrafyada.
İnsan eğer kaçtığı/kaçmaya çalıştığı bir şey varsa yalnız kalmaktan korkar. Şimdi rengarenk kıyafetleri, kahkaları, sohbetleri ve bütün aceleleriyle tüm bu insanların arasından sıyırılıp, evimin kapısını kapatıp, içeride oturmak ilk kez bu kadar korkutuyor beni. Ama çaresiz, giriyorum içeri. Kapıyı kapatıp, masama yöneliyorum. Kalemi elime alıp, çekmeceden çıkardığım kağıtları düzgünce masaya yerleştiriyorum. “Ne yazmalı şimdi?” Sana bir mektup yazabilirim, ya da bugün bütün olanları, en azından balık tutan çocuğu anlatmaya başlayabilirim. Ama kendimi ikisi için de pek hazır hissetmiyorum. Şimdi yandaki sedire uzanıp kestirmek, belki de uyumak da iyi bir fikir değil. Geceleri geçtim, gündüzleri bile, ter ve korku içerisinde yataktan fırlamak ya da uykunun bir türlü uğramak bilmediği saatler geçirmek…