Hrriyetin Yeniden lan'nn 100. Yl | Aralk 1908 | Osmanl Meclisi

‘Öykü’

16-25

Gönderen: kuduz kedi | 12 Nisan 2006 | Türü Öykü

16- Demek böyle olacağım?

25- Evet dostum aynen böyle..

16- Saçlar uzamış, bıyık da…

25- Evet aynı hayal ettiğim gibi.

16- Peki değişen ne var dokuz yılda? Büyüdüm mü? Daha mı olgun oldum?

25- Üzgünüm dostum ama bir arpa boyu ilerleme yok… Tabii bence…

16- Kaç kitap okudum peki?

(more…)



Gökkuşağı

Gönderen: Levent Sevi | 3 Nisan 2006 | Türü Öykü

Uğur Özakıncı’ya ithafen…

Gidiyordum. Arkamda bir köpek vardı. Köpeğin tasması vardı. Tasmanın üzerinde snow yazılıydı. Ağacın uzerinde L kalp F yazılıydı. Tabelanın üzerinde Maçka, Nişantaşı, Beşiktaş yazılıydı. Kırmızı ışıktı. İnsanlar duruyorlardı. Arabaların durmasını bekliyorlardı. Herkes bir şey bekliyordu. Kimi karşıdan karşıya geçmeyi, kimi sevgilisizliğinin bitmesini. Onların dışında bir şeyler bekleyenler biraz daha bekleyebilirlerdi. Herkesin bir beklentisi vardı. Arabalardan ve hayatlardan. Arabalar durdu. Hayat devam etti, bir süre daha. Durdum .Zaten duruyordum. Herkes gidiyordu, benle beraber biraz önce duran. Ben durmaya devam ettim. Bilgisayarım bağırdı: Haydi git artık! Uyan veya. Hava soğuk. Durdum. Kırmızı havaydı. O kadar ateşti ki, soğuktu inanmadığım kadar. Sıkıldım dedi bilgisayarım. Geri dön veya devam et, ama durma burda. Geri döndüm. Kırmızı burasıydı.

(more…)



“Tekil” Şahıslar

Gönderen: Mehmet Omer Tozkoparan | 26 Mart 2006 | Türü Öykü

 

Turan Erol

O bir yalnızlık şahsıdır, büyük şehirlerin çocuk parklarında ve genelde herkes oynarken kenardaki bankta oturan çocuk için kullanılır. Böyle köylük yerlerde de pek farklı değildir aslında ve burada çocuklar büyük şehirlerdekiler kadar şanslı da değillerdir, bir sürü seçenek yoktur çünkü insan olarak bile. İşte bu yüzden, az çocuk içerisinde, garip oyunlar başlar ve eğer siz bu oyunda seçilmiş zorunlu bir ebeyseniz, hep O olursunuz. Farklı olmamanıza rağmen, farklı olarak tasarlanan. Zorunlu bir yalnızlığa itilen. 

(more…)



Tekerrür-Paradoks-Dönüşüm

Gönderen: Vahdet İŞSEVENLER | 22 Mart 2006 | Türü Öykü

Tekerrür-Paradoks-Dönüşüm

Haydarpaşa, yorgunluğumun eskimeyen durağı.Şimdi ortak sayılabiliriz onunla o da ben de bugün arabulucuyuz, ben laubali olan o soğuk olan.Arka tarafındaki tren yolları zencilerin örgülü saçları gibi yanaşır taş binaya ama o yaşlı bir sarışındır, Hitler’in sevidiği cinsten.Biraz da Rocky filmindeki Rus boksöre benzemiyor değil hani.E, o böyle olunca bana o filmde eski şampiyonun rolü düşüyor da Rocky nerde kaldı?

-Selamunaleykum.

-Aleykumselam.

(more…)



Mor Öykü

Gönderen: Ayşe Sağlam | 20 Mart 2006 | Türü Öykü

YOKYAŞAM…

suskuyla irileşen kör bir yazdı.olmasan da uzaktan tanıklığını yaptığından emindik hepimiz.vardın ama olmamayı kendi başına seçmek kadar da içimizdendi yokluğun.seni varsayıp yolumuza koyulamıyorduk; çünkü sapsarı dedikleri ama bana göre yalnızca kurumuş bir kahve artığından ibaret tedirgin bir yazdı. içimiz acıyordu durmadan. içimiz açılmıyordu. uzun konuşmalara kapalıydık ve ne yapsak zaman sadece aynı yerde
takılıp seni anımsatıyordu.seninle birlikte diğer olmayanları. ne yapacağını bilemeyen bir avuç yokinsandık. kendimize bu adı biz seçmemiştik

(more…)



Saklıköyü

Gönderen: Mehmet Omer Tozkoparan | 17 Mart 2006 | Türü Öykü

I
Köşedeki kahvede –kahvenin köşesinde- oturan adam, kaptandır, sarı saçlı, pembe yanaklı, gözlüklü olan. Karısı –ismini bilmem-, Rusya’dan gelmiş, Beyaz Rusya’dan –neden beyazdır bilmem-, öyle derler. Ayrıca kahvede iki adam daha oturmaktadır; Ali, pervazcı denir kendisine ve Murad, tek daşak derler –nedendir kimse bilmez-. Ali döndü, baktı kaptana “Ulan” dedi, “Böyle bir karı düşüreceğimi bilsem, ben de boşarım benim karıyı.”. Murad gülümsemekle yetindi. Mavi çerçeveli pencerenin yanında pembe-mor begonviller vardı ve begonvillerin saçakları çardağın altında oturanları rahat bırakmazlardı. Güzeldiler güzel olmasına ama çok da dağılıyorlardı etrafa –hele bu mevsimde-…

(more…)



Tanrılar ve Kullar

Gönderen: Levent Sevi | 9 Mart 2006 | Türü Öykü

L1

Size, bu acı günümde bunları anlatmamın nedenine gelince; biraz önce polisler, benim bu satırları beynime kazıdığımı biliyorlarmışçasına, bana ait ve Lev’in çekmecesinde bulunmuş olan ve okunmamış olduğu hiç açılmamış olmasından anlaşılan mektubu gösterip; onu isteyip istemediğimi sordular.Mektubu görür görmez ağzımdan evet kelimesi çıktığı için, polislerin cümlelerini bitirme gereği duymamaları beni şaşırtmadı, bu mektubu şimdi sizinle paylaşacak olmamın sizleri şaşırtmayacak olması gibi.Eğer Lev bu mektubu okumuş olsaydı, her yıl doğumgünlerimizde birbirimize yolladığımız ve genellikle felsefi içerikli ve hayata dair olan mektuplardan birinin, Lev’in intiharına neden olduğunu düşünüp vicdan azabı duyacaktım.Mektubun okunmamış olması üzüntümü azaltmasa da, üzüntümün daha da çoğalmasını engellemiş oldu.Mektubu okursanız Lev’in içinde yaşadığını söylediği Tanrı tezini, yaşadıklarımı anlatarak nasıl çürüttüğümü görecek ve bu haklı telaşımın nedenini anlayacaksınız

(more…)