Hürriyetin Yeniden Ýlaný'nýn 100. Yýlý | Aralýk 1908 | Osmanlý Meclisi

‘Edebiyat’

Deneyin

Gönderen: berilll | 21 Ekim 2007 | Türü Deneme, Edebiyat

”Ben dünyayı yutmayı hiç çabalamadım, baÅŸaramazdım da, ama çevremdekilerin dünyayı yutuÅŸlarını hep yanıbaÅŸlarında izledim…”

HerÅŸeyi farkındalık ne kadar sıkıcı ve sıradan… BaÅŸkalarının düşünmesi gerekenleri, bir görev gibi üstlenmek ve sadık bir ÅŸekilde devam etmek… Zor ama baÅŸarılı olunca alınan haz apayrı.Bunları düşünmek bile delilik iken, yaÅŸama ya da yok yok yanlış oldu oyunumuza dahil etmek … İşte bu akıl almaz aslında… Bazen yaÅŸadığın onca yılın tamamını toplasan elde hiçbirÅŸey bulamazken, birkaç yılın evet evet kısacıcık birkaç n kırıntıları bile hayatına yön vermen için yeterli ya da anlamlı oluyor… Çevresine bakıp bir boÅŸluk gören kaç kiÅŸi vardır acaba?merak içindeyim… O kadar dolu bir yaÅŸamın ve içindeki figüranların aslında kocaman bir fos olduÄŸunu hisseden… (more…)



Sokaktaki adam

Gönderen: H.G. Özkoray | 14 Ekim 2007 | Türü Öykü

Onun için sokakta yürümek (birçok insanın beyinciğini kullanarak rahatça yerine getirebildiği bir eylem) büyük bir sorundu, huzurunu kaçıracak ve beynini saatlerce meşgul edecek derecede.

Tek başınayken, sık sık gün içinde, insanların caddelerde topluca, her zamanki gibi kayıtsızca yürüdükleri ve bir yerlere yetişebilmek için acele ettikleri veya böyle yapıyormuş gibi göründükleri bir günde, önünde yürüyen insanları geçebilmek için çabalayıp duruyordu, kendini rahatsız eden birşey vardı. Önünde yürüyenlerin kendisi tarafından izlendiklerini düşündüklerini sezinleyerek, bu garip düşüncenin yersiz çıkması için önünde kaldırım taşlarını rahatça görmeyi arzuluyordu. Nedense her zaman olmayanı arzuladığını, yapmakta olduklarını hiçbir zaman arzulayarak yaşamını sürdüremediğini hatırlayıverdi birden.
(more…)



yarda

Gönderen: Vahdet İŞSEVENLER | 28 Eylül 2007 | Türü Edebiyat, Şiir

gün yok ki gece onu izlemesin
gece yok ki günün hesabı sorulmasın
herkes bir yüzük takmış mecazın peşinde
bir sofra etrafında toplanılmış can derdinde

zulm edince kendine dört kapı olur duvar
kabe’nin içine putlar dolar
gözü görmeyen eğlence fişeği ile silah sesini nasıl ayırsın
gönül kör ise göz ne okusun

yoksa yarınında da geçen günün sen
uyumak zor iş sunulsa gülşen
kesrete küser vahdet yokken sen
halbuki gül dikeninden ayrılır bir gülsen

kaçıramam yolumu bütün gün dolu gözlerin
belki aldırma korkusundandır umutlu geleceği
altın bir kase gibi korunmuş rahminden
alevlenir sevdalı başım boşaldıkça gözlerin

şimdi sır etme vakti dertleri içinde
sır olup geçme vakti perde gerisine
ve kapı kapanır müzik boşalır odanın içine
akıtır efkarı tütün ile dolmuş kamışın içine



Konu dışı serbest çağrışım veya kadavralar üzerine

Gönderen: H.G. Özkoray | 20 Eylül 2007 | Türü Deneme

Lacan’ın bahsettiÄŸi, mutlaka bir yolunu bulup geri dönecek olan “usûlüne uygun gömülmemiÅŸ ölüler” ile Fransızcadaki “dolaba saklanan cesetler” deyiÅŸi (bir nevi halı altına süpürülmüş sorunlar silsilesi) arasındaki fark nedir? Tüm bunlar iÅŸte bu soruyla baÅŸladı.

Bu sözümona ifadeleri simgesel ve reel baÄŸlamda incelemek pekâlâ mümkün. Ölüye karşı duyulması beklenen saygıya vurgu yaparak ne bir yere varabilir, ne de bu karşılaÅŸtırmanın güçlüklerinden sıyrılabiliriz. Her iki durumda da, ancak geçici olarak hasıraltı edilebilmiÅŸ sorunların er ya da geç su yüzüne çıkmaları söz konusu. Usûlüne uygun gömülmemiÅŸ ölülerde kalıplaÅŸmış davranış biçimlerine çok vahim boyutlarda olduÄŸu varsayılabilecek bir uygunsuzluk olsa da, ölülerin gömülü oldukları yadsınamaz. (more…)



Piyano Tuşları.

Gönderen: Levent Sevi | 10 Eylül 2007 | Türü Şiir

Piyanonun tuşlarına dokunuyor parmakların,
kör bir adamın yolu bulmaya çalışması gibi.
Parmaklarının sesinden önce ulaşıyor,
kulaklarıma notaların sesi, açılıyor gözlerim.

Bütün gözler üstünde, ve en sevdiğin siyah elbisen;
koltuğumda televizyon izlerken bu gece, daha önce
saçlarımın arasında gezinen parmakların, şimdi sadece
birer baston, küçük bir kutunun içinden gözüken.



Parodos (Platon’un Devlet’indeki maÄŸara mitosu üzerine)

Gönderen: H.G. Özkoray | 8 Eylül 2007 | Türü Deneme

Bu bir Kafka hikâyesi ya da bir Borges anlatısı olabilirdi. Günün birinde, bir adam uyanır ve etrafına bakar, bomboş bakışlarla. Yarıgölgede arkadaşları her zamanki gibi fısıldaşıyor ve geride, kayalık ekranın üzerinde gördüklerinden konuşuyorlardı. Dik, esnek ve çevik gölgeler birbirlerine zincirleniyor (bağlanıyor), arzularının devinimlerine katılıyorlardı. Sadece o kararsız kaldı. Onu sarsan, gölgelerin resminden çok, bir sonraki aşamada neyin geleceğini sezinlemeye çalışanların sözleriydi. Surların üzerinde kayan şu gizli ürpertilerden bahsetmeyi artık istemiyordu. Ne gözlerini kapadı, ne de başka bir yana baktı; zihnini her zaman için oyalamış olan gölgelerin akışını bir an için durdurmakla yetindi. Her zaman için, peki, ya daha öncesi? Belli belirsiz başka birşey msar gibi oldu ve tedirginliği arttı. Tuhaf bir huzursuzluktu. Ağızlarından tek bir kelime çıkmayan ve tanıdık görünümlerden sapmadan açlıklarını ve susuzluklarını gidermeye çalışan diğer insanlardan eser yoktu. Alışılmadık bir hareket dört dönmeye başlamasına yetiyordu, asla görmediği birşeyi tanıyormuş gibiydi. Hatırladı, ve o anda, ilk defa, daha önce hiç düşünmemiş oldukları onu hayrete düşürdü.
(more…)



Yalnız Ruh Sahnesi

Gönderen: Pınar Özcanlı | 5 Eylül 2007 | Türü Edebiyat, Şiir

Dün-ya
ve bencil bir oyuncu ben…
aynı perdeye denk gelmiş
yalnız ruhlarız biz,
korkak ve silinmiÅŸ isimlerimiz…
aynı karede kaybolmuÅŸ yüzlerimiz…
tüm adımlar tanıdık uzaktan
uzaklar başlangıca öyle yakındır ki oysa

büyümüş,
korkularda bedenlerimiz…
ne bir gemi
ne de bir balık olma umudunda ruhlarımız
uçları dokunur şarkıların boşluğa
ÅŸimdi ölmelerin zamanındayız…
(more…)