Hrriyetin Yeniden lan'nn 100. Yl | Aralk 1908 | Osmanl Meclisi

‘Şiir’

mektup

Gönderen: Vahdet İŞSEVENLER | 31 2008 | Türü Edebiyat, Şiir

Gelişi güzel katlayıp koyuyorum zarfa kendimi
İadesi çoktan taahüt edilmiş buluyorum
Tükenme husususundaki beklentisini çoktan yitirmiş
Tek şans var bizim umudumuz için
Hedefe varılacak ve o zaman huzur bulacak
Aslında bu geri dönüş bir gaye olmuş
Sayıklanan her ürperişte
(more…)



memleket bizim memleket

Gönderen: Vahdet İŞSEVENLER | 4 2008 | Türü Edebiyat, Şiir

dumrul deveye benzer onlar kereme
onda kas var canlarda yürek
ikiside köprü savunur delice
o benim der canlar ise memleket

kimisini canlar delirtmiş
der kimin için isteyeyim adalet
kimisi cananın peşinden gitmiş
nerde sevdiğim nerde adalet
bin türlüsünü barındırır memleket

ayırmasın bizi paraya tamah ey beşer
biz eğildikten sonra para ayağımızın altında
aman dikkat et biri de arkana geçer
halin sen ben dedikçe şaşar
(more…)



Çay Kaşığının Ölümü

Gönderen: Yasemin AKTUNA | 16 2007 | Türü Edebiyat, Şiir

(c) Caner Ergiler | Çay Kaşığının Ölümü | Şiir | EdebiyatSözcükleri ısladım akşamdan.
Ve bir çay koydum yatmadan,
İçinde az biraz merak, epey boşvermişlik olan.
Güzel bir harmandı
Ama buruktu tadı.
Birkaç şeker attım
Olmadı…
Daha beter, içimi bulandı, kokusu dağıldı.
Dedim ki kendimce
“Hangi burukluğu götürebilmiş hangi şeker,
Ya da hangi şeker bulandırmamış gerçeği
Bırak atma bir daha harmanına bu zehri.”
Tadına alışmaya çalışırken sadenin
Uzaktan sesini duydum bir neyzenin
Huzur dudaklarımdan içime koşuştu
Bu işe tek bozulan çay kaşığı olmuştu.



Sıcak Savaş

Gönderen: Ufuk KARAGÖZ | 29 2007 | Türü Edebiyat, Yeni, Şiir

Sıcak burası şimdi
Kadınları güzel, dudakları kırmızı
Adamları desen çalışkan
Elmaları hepten kırmızı
Vakti akşamüstü
Şarabı da sıcak buranın
Şarabı tatlı
Burası öyle sıcak ki,
Mermer heykeller var sokaklarda (more…)



yarda

Gönderen: Vahdet İŞSEVENLER | 28 2007 | Türü Edebiyat, Şiir

gün yok ki gece onu izlemesin
gece yok ki günün hesabı sorulmasın
herkes bir yüzük takmış mecazın peşinde
bir sofra etrafında toplanılmış can derdinde

zulm edince kendine dört kapı olur duvar
kabe’nin içine putlar dolar
gözü görmeyen eğlence fişeği ile silah sesini nasıl ayırsın
gönül kör ise göz ne okusun

yoksa yarınında da geçen günün sen
uyumak zor iş sunulsa gülşen
kesrete küser vahdet yokken sen
halbuki gül dikeninden ayrılır bir gülsen

kaçıramam yolumu bütün gün dolu gözlerin
belki aldırma korkusundandır umutlu geleceği
altın bir kase gibi korunmuş rahminden
alevlenir sevdalı başım boşaldıkça gözlerin

şimdi sır etme vakti dertleri içinde
sır olup geçme vakti perde gerisine
ve kapı kapanır müzik boşalır odanın içine
akıtır efkarı tütün ile dolmuş kamışın içine



Piyano Tuşları.

Gönderen: Levent Sevi | 10 2007 | Türü Şiir

Piyanonun tuşlarına dokunuyor parmakların,
kör bir adamın yolu bulmaya çalışması gibi.
Parmaklarının sesinden önce ulaşıyor,
kulaklarıma notaların sesi, açılıyor gözlerim.

Bütün gözler üstünde, ve en sevdiğin siyah elbisen;
koltuğumda televizyon izlerken bu gece, daha önce
saçlarımın arasında gezinen parmakların, şimdi sadece
birer baston, küçük bir kutunun içinden gözüken.



Yalnız Ruh Sahnesi

Gönderen: Pınar Özcanlı | 5 2007 | Türü Edebiyat, Şiir

Dün-ya
ve bencil bir oyuncu ben…
aynı perdeye denk gelmiş
yalnız ruhlarız biz,
korkak ve silinmiş isimlerimiz…
aynı karede kaybolmuş yüzlerimiz…
tüm adımlar tanıdık uzaktan
uzaklar başlangıca öyle yakındır ki oysa

büyümüş,
korkularda bedenlerimiz…
ne bir gemi
ne de bir balık olma umudunda ruhlarımız
uçları dokunur şarkıların boşluğa
şimdi ölmelerin zamanındayız…
(more…)