Efendim buyurursanız girizgahı sizi tanıtarak ve 1925 sonrasında Mevlevilik’in vaziyetinden kısaca bahsederek yapalım.
Benim adım Esin Çelebi Bayru. Hz. Mevlana’nın 22. kuşak torunuyum. Kaçıncı kuşak olduğumu nasıl bu kadar net olarak bildiğimi şöyle anlatayım: Mevleviliğin kurulmasından sonra Sultan Veled’in soyu Mevleviliğe başkanlık; makam çelebiliği yapmış. Makam, Konya’da olmuş; makam çelebileri de Konya’da oturmuş. Herkesin birden çok sayıda oğlu olduğu için makam çelebiliği daha ziyade seçimle olmuş. Sultan Veled ve onun oğlu Ulu Arif Çelebi’den sonra seçici bir kurul oluşmuş çelebilerin çocuklarından, şeyhlerden. Belli kişileri aday göstermişler ve belli kıstaslara göre (hem manevi yönden bir yere gelmiş olması lazım hem de olayın idari ve dolayısıyla maddi yönünü yönetebilmesi lazım) makam çelebileri seçilmiş. En son Kurtuluş Savaşı sırasında çelebi olan büyükbabam Abdülhalim Çelebi, savaşa manevi destek sağlamış onun için yeşil şeritli İstiklal madalyası verilmiş kendisine savaş sonrasında. İlk kurulan mecliste Gazi Mustafa Kemal başkan, Abdülhalim Çelebi de ikinci başkan olmuş. Birinci meclis bittikten sonra izin isteyip Konya’ya dönmüş. Daha sonra tekke ve zaviye kanunları hazırlanırken Ankara’ya gitmiş, Atatürk ile bir toplantı yapmışlar. Toplantı neticesinde Atatürk’ün de isteğiyle Türkiye sınırları dışındaki en yakın mevlevihane olan Suriye’nin Halep şehrindeki mevlevihaneye Abdülhalim Çelebi’nin oğlu gönderilerek o mevlevihanenin şeyhliğine tayin edilmiş. Tekke ve zaviyeler kanunuyla birlikte Türkiye’deki tekkeler kapatıldıktan kısa bir zaman sonra Abdülhalim Çelebi Hakk’a yürümüş. Onun üzerine hem makam, hem de çelebilik Halep’te devam etmiş.Makam çelebiliğine önce Abdülhalim Çelebinin oğlu Bakır Çelebi, onun vefatından sonra oğlu Celaleddin B. Çelebi makam çelebiliğine seçilmiştir. Orada da bir müddet sonra tekkeler kapatılınca çelebilik manevi bir makam haline gelmiş. Ben Celaleddin B. Çelebinin kızıyım..
Biz, Uluslararası Mevlânâ Vakfı adında bir vakıf kurduk. Kardeşim Faruk Çelebi başkanlığını yapıyor, ben de ikinci başkanlığını yapıyorum. Dilimiz döndüğünce bu manevi değerimize,Mevlana’ya ve Mevleviliğe sahip çıkmaya çalışıyoruz. Mevlevilik, Türklerin kültürlerinin bir parçası. Hz Mevlânâ bir Türk büyüğü; Geri dönüp baktığımızda şairlerin,bestekarların,neyzenlerin yüzde doksan beşi, belki daha fazlası mevlevihanelerden yetişmiş; güzel sanatlarla ilgilenmiş olanların çoğu yine mevlevihanelerden yetişme. Yani geçmişimizde mevlevihaneler birer okul, birer akademi gibi olmuşlar; hem kabiliyetleri ortaya çıkarmışlar hem de müracaat edip Mevlevi olmak isteyen genç canlara okuma yazma, Kur’an-ı Kerim, Farsça öğretmişler. İnsanın yaradılış nedeni olan maddi ve manevi hayatı dengede tutmayı öğretmişler.
Diğer okuyanların ne kadar ilgisini çeker bilmiyorum ama biz biraz da kendi açlığımıza yönelik soracağız soruları. Şu an Mevlevilik, çelebilik makamı manevi bir makam olarak devam ediyor dediniz ama sonuçta cemaat olarak Mevlevilik hâlâ var ve “gel” demeye de devam ediyor bir şekilde Hz. Mevlânâ. Bir yerde kitap olarak var, diğer yanda görsel olarak var. Dışarıda insanlar bunları okuyarak, izleyerek veya vasiyet ettiklerini uygulayarak bir yerde, bu çekirdeğin haricinde bir cemaat oluşturmuş vaziyetteler. Ama çekirdek de nihayetinde devam ediyor. Çekirdeğe nasıl ulaşılacak?
Kanunun elverdiği nispette yardımcı olmaya çalışılıyor. Dernekler var, bizim vakfımız gibi vakıflar mevcut. Bazı derneklerde sema öğretiyorlar, mesnevi anlatmaya çalışıyorlar. İlahiyat fakülteleri için de duyuyorum ve çok hoşuma gidiyor, tasavvuf derslerinde Mevleviliğe ciddi mânâda ağırlık vermişler. Onun dışında Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde ayda bir ders yapılıyor. Bizler de aynı şeyleri yapıyoruz. Yurtdışında da bu tarz çalışılan yerler var. Yabancılar Hz. Mevlana’yı bir şekilde kendi çabalarıyla tanıyorlar. Kimisi müzik, kimisi semai bir dans aracılığıyla tanışmış; kimisi bir sözünden, bir gazeli ya da bir rubaisinden yola çıkarak araştırmaya girmiş, okumuş ve öğrenmişler.Mesela Hollanda’da, İsviçre’de toplanarak Kur’an-ı Kerim okuyorlarmış, mesnevi okuyorlarmış, sema yapıyorlarmış.Bundan dört sene önce beni Amerika’ya davet ettiler, anlattıklarımı orada yaşadım.Onlar da guruplar halinde Türkiye’ye geliyorlar. Biz de vakıf olarak elimizden geldiğince anlatmaya çalışıyoruz. (more…)