Hrriyetin Yeniden lan'nn 100. Yl | Aralk 1908 | Osmanl Meclisi

‘Söyleşi’

Esin Çelebi ile Elyazması #2

Gönderen: elyazmasi.org | 9 2007 | Türü Söyleşi

Mevlana Celalleddin Rumi HazretleriHz. Pir Celaleddin’in 22. kuşak torunu Esin Çelebi ile yaptığımız söyleşinin ikinici kısmını paylaşıyoruz.
Büyük dedeniz ikinci meclis başkanıydı. Tasavvuf ehlinin de; bu ilme hakim olanların da siyasette, en azından lazım olduğu vakitte, yer aldığını ve sonradan kendi ilmine geri döndüğünü görüyoruz. Bu da Hak’tan alıp halka dağıtmanın farklı bir yolu mudur? Tasavvuf ilmiyle uğraşan biri de bir yandan bunu yürütebilir mi? Çünkü “derviş” kelimesinin sıklıkla geçtiği kitaplarda derviş elini eteğini çekmiş, maddi dünyayla alışverişi olmayan biri olarak tasvir edilir hep.

Zaten makam çelebileri her ikisini de kendi bünyelerinde hazmetmiş ve yapabilen kişiler. Mevlevilikteki derviş modeli de daha farklı. Bizden istenen “kul” olmak.Bir kulun gerçek kul olabilmesi için maddi hayatla manevi hayatı dengeye sokmuş olması lazım. Birine ağırlık verdiğinizde diğeri eksik kalıyor. Bu devirde insan mecbur bir şekilde geçimini sağlamaya ve bunun içinde de manevi huzurunu sağlamaya. Bu kolay bir şey mi? Hayır, hiç kolay bir şey değil. Ama kul olmak da kolay değil zaten. Mümkün olduğunca vakti değerlendirmek lazım. Ne istediğinizi, hedeflerinizi seçmeniz lazım. İnsan hedefini tespit ettiği takdirde o hedefe ulaşırken yaşayacağı zorluklardır onu terbiye eden. Bana soruyorlar: “Mevlânâ’nın başka torunu yok mu da sizi görüyoruz hep?” diye. Var ama mesele, bu mesuliyetin farkında olmaktı. Ben mademki bu aileye doğdum, mademki bu soyun kanını taşıyorum, o zaman ne yapabilirim dedim ve ne olmak istediğimi oradan çıkarttım. Ben bu yolda bir şeyler öğrenmek isteyenlere yardım etmek istiyorum, bu yola ve bu yola hizmet edenlere hizmet etmek istiyorum. Kolay bir şey değil; zor bir şey. Ama o zorluğun içindeki kolaylığı, güzelliği görmeye çalışıyorum.
(more…)



Esin Çelebi ile Elyazması #1

Gönderen: elyazmasi.org | 24 2007 | Türü Söyleşi

esin çelebi ile söyleşiEfendim buyurursanız girizgahı sizi tanıtarak ve 1925 sonrasında Mevlevilik’in vaziyetinden kısaca bahsederek yapalım.

Benim adım Esin Çelebi Bayru. Hz. Mevlana’nın 22. kuşak torunuyum. Kaçıncı kuşak olduğumu nasıl bu kadar net olarak bildiğimi şöyle anlatayım: Mevleviliğin kurulmasından sonra Sultan Veled’in soyu Mevleviliğe başkanlık; makam çelebiliği yapmış. Makam, Konya’da olmuş; makam çelebileri de Konya’da oturmuş. Herkesin birden çok sayıda oğlu olduğu için makam çelebiliği daha ziyade seçimle olmuş. Sultan Veled ve onun oğlu Ulu Arif Çelebi’den sonra seçici bir kurul oluşmuş çelebilerin çocuklarından, şeyhlerden. Belli kişileri aday göstermişler ve belli kıstaslara göre (hem manevi yönden bir yere gelmiş olması lazım hem de olayın idari ve dolayısıyla maddi yönünü yönetebilmesi lazım) makam çelebileri seçilmiş. En son Kurtuluş Savaşı sırasında çelebi olan büyükbabam Abdülhalim Çelebi, savaşa manevi destek sağlamış onun için yeşil şeritli İstiklal madalyası verilmiş kendisine savaş sonrasında. İlk kurulan mecliste Gazi Mustafa Kemal başkan, Abdülhalim Çelebi de ikinci başkan olmuş. Birinci meclis bittikten sonra izin isteyip Konya’ya dönmüş. Daha sonra tekke ve zaviye kanunları hazırlanırken Ankara’ya gitmiş, Atatürk ile bir toplantı yapmışlar. Toplantı neticesinde Atatürk’ün de isteğiyle Türkiye sınırları dışındaki en yakın mevlevihane olan Suriye’nin Halep şehrindeki mevlevihaneye Abdülhalim Çelebi’nin oğlu gönderilerek o mevlevihanenin şeyhliğine tayin edilmiş. Tekke ve zaviyeler kanunuyla birlikte Türkiye’deki tekkeler kapatıldıktan kısa bir zaman sonra Abdülhalim Çelebi Hakk’a yürümüş. Onun üzerine hem makam, hem de çelebilik Halep’te devam etmiş.Makam çelebiliğine önce Abdülhalim Çelebinin oğlu Bakır Çelebi, onun vefatından sonra oğlu Celaleddin B. Çelebi makam çelebiliğine seçilmiştir. Orada da bir müddet sonra tekkeler kapatılınca çelebilik manevi bir makam haline gelmiş. Ben Celaleddin B. Çelebinin kızıyım..

Biz, Uluslararası Mevlânâ Vakfı adında bir vakıf kurduk. Kardeşim Faruk Çelebi başkanlığını yapıyor, ben de ikinci başkanlığını yapıyorum. Dilimiz döndüğünce bu manevi değerimize,Mevlana’ya ve Mevleviliğe sahip çıkmaya çalışıyoruz. Mevlevilik, Türklerin kültürlerinin bir parçası. Hz Mevlânâ bir Türk büyüğü; Geri dönüp baktığımızda şairlerin,bestekarların,neyzenlerin yüzde doksan beşi, belki daha fazlası mevlevihanelerden yetişmiş; güzel sanatlarla ilgilenmiş olanların çoğu yine mevlevihanelerden yetişme. Yani geçmişimizde mevlevihaneler birer okul, birer akademi gibi olmuşlar; hem kabiliyetleri ortaya çıkarmışlar hem de müracaat edip Mevlevi olmak isteyen genç canlara okuma yazma, Kur’an-ı Kerim, Farsça öğretmişler. İnsanın yaradılış nedeni olan maddi ve manevi hayatı dengede tutmayı öğretmişler.

Diğer okuyanların ne kadar ilgisini çeker bilmiyorum ama biz biraz da kendi açlığımıza yönelik soracağız soruları. Şu an Mevlevilik, çelebilik makamı manevi bir makam olarak devam ediyor dediniz ama sonuçta cemaat olarak Mevlevilik hâlâ var ve “gel” demeye de devam ediyor bir şekilde Hz. Mevlânâ. Bir yerde kitap olarak var, diğer yanda görsel olarak var. Dışarıda insanlar bunları okuyarak, izleyerek veya vasiyet ettiklerini uygulayarak bir yerde, bu çekirdeğin haricinde bir cemaat oluşturmuş vaziyetteler. Ama çekirdek de nihayetinde devam ediyor. Çekirdeğe nasıl ulaşılacak?

Kanunun elverdiği nispette yardımcı olmaya çalışılıyor. Dernekler var, bizim vakfımız gibi vakıflar mevcut. Bazı derneklerde sema öğretiyorlar, mesnevi anlatmaya çalışıyorlar. İlahiyat fakülteleri için de duyuyorum ve çok hoşuma gidiyor, tasavvuf derslerinde Mevleviliğe ciddi mânâda ağırlık vermişler. Onun dışında Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde ayda bir ders yapılıyor. Bizler de aynı şeyleri yapıyoruz. Yurtdışında da bu tarz çalışılan yerler var. Yabancılar Hz. Mevlana’yı bir şekilde kendi çabalarıyla tanıyorlar. Kimisi müzik, kimisi semai bir dans aracılığıyla tanışmış; kimisi bir sözünden, bir gazeli ya da bir rubaisinden yola çıkarak araştırmaya girmiş, okumuş ve öğrenmişler.Mesela Hollanda’da, İsviçre’de toplanarak Kur’an-ı Kerim okuyorlarmış, mesnevi okuyorlarmış, sema yapıyorlarmış.Bundan dört sene önce beni Amerika’ya davet ettiler, anlattıklarımı orada yaşadım.Onlar da guruplar halinde Türkiye’ye geliyorlar. Biz de vakıf olarak elimizden geldiğince anlatmaya çalışıyoruz. (more…)



Nihat Genç ile elyazması

Gönderen: elyazmasi.org | 1 2006 | Türü Siyaset Söyleşileri, Siyasi, Söyleşi

Nihat Genç.

“Elyazması Söyleşileri”ne Nihat Genç ile devam ediyoruz. Sevgili Nihat Genç’e biz elyazmasi.org yayına başlamadan önce (aralıkın üçüncü ve son haftası) o günlerde gündemde olan konularla ilgili bazı sorular yöneltmiştik. O da her zamanki içten ve özgün dili ile bu soruların bir kısmına bir çırpıda yanıt vermişti. Biz bu yanıtları düzenleyerek bir düz yazı şeklinde sizlere sunuyoruz. İşte Nihat Genç’in “Ulema tartışması” ve bununla ilintili konularla ilgili görüşleri.

“Burada başbakanın “ulema” lafını etmesi de “açık verdi, dili sürçtü.”gibi ters yorumlandı… Ki bir cephe böyle ters yorumlar için de tetikte bekliyor. Ancak, şimdi sizin bana sorduğunuz bu soru da bir polemiğin içinden cımbızla çekilip alınmış sözler. Bu söze ne benim ne kimsenin karşı olması mümkün değil. Ancak bu sözleri söyleyen, ne zaman, nasıl, hangi gerekçeyle söyledi?”

(more…)



Mete Çubukçu ve Elyazması #2

Gönderen: elyazmasi.org | 28 2006 | Türü Siyaset Söyleşileri, Siyasi, Söyleşi
Mete Çubukçu.

“Elyazması Söyleşileri”nin ilki olan Mete Çubukçu ile sohbetimizin, ikinci ve son kısmını paylaşıyoruz. İlkini okumayanlar okumak için burayı tıklayabilirler.

“Dünya Irak Mahkemesi’ndeki sunumumda “Bir gazeteci olarak objektifim ama tarafsız mıyım?” diye sormuş, yanıtını da “hayır” olarak vermiştim. Evet, “Savaşa karşı” tarafım.”

(more…)



Mete Çubukçu ile elyazması

Gönderen: elyazmasi.org | 25 2006 | Türü Siyaset Söyleşileri, Siyasi, Söyleşi

Mete Çubukçu.

“Elyazması Söyleşileri”ni yayımlamaya gazeteci, televizyoncu, savaş muhabiri, yazar ve gerçek bir aydın, ağabeyimiz Mete Çubukçu ile başlıyoruz. Giriş yaparken neden bu sıfatları kullandığımızı, Mete Çubukçu’yu tanımayanlar söyleşiden sonra anlayacaktır.

Bu gün sizlerle söyleşinin birinci bölümünü paylaşıyoruz.

(more…)