Apostol’la Altmış Dört Bin Sayfa 2
Gönderen: ahmetyozgat • 31.08.2006 • Türü: Deneme
Yüreğinin Varoşunda Yaşayan Şair
Apostol’la Elli BeÅŸinci Sayfa Dibacesine İlave
Â
1/:
Ben işte böyleyim şahım,
Bilemem başkalarını ne susarlar şiir estiğinde,
Ne söylerler,
Uzun uzun sustuÄŸunda aydos havaları?…
Hani sorar ya insan zaman zaman,
Diğer kendine bir tenhada rastladım varsayarak:
Hangi kale dibinde sevmişti yüreğim gölge koygunluğunu,
Ya da hangi seyyarede dercolur kavuşmadan ölenler?
Birinci semada mı?
Yoksa semalardan en kırmızıya çalanda mı?
***
Unutur ya insan çakır taşlı zamanın sur gediğinde,
Yumuşak kalbine tırnağıyla çentik atan her anıyı,
İşte budur ÅŸahım nisyan-ı insan…
Ve sen de müsrif rüzgarları unutmalısın yaşamında,
Çünkü kopartır senden utangaç sevdanı bile alır.
Bırakır ya bir uniform yolun orta yerinde,
Bize irisaşırı iklimlerde mor sefirotlar,
Sana ise morötesinde astron doktrinler kalır.
Şiir de dosttur gurbette ezgin yüreğin,
Tutar kaldırır düşeni yerden…
2/:
Gözümdeki morluğu bir aynada,
Yüreğimdeki seğirmeleri metafizik metafor,
Ya da egzotik tuvallerden perspektif sıçraması sanırdım,
Çünkü yumruğuna firavun ketenleri sarmaladım,
Ve ÅŸiir ufkundan bizi gözleyen güneÅŸe koydum susuzluÄŸumu…
İşte budur bizim de şahım,
Astro-kozmo dalgaboylarında salınmamızın sırrı,
Gahi endazesiz bir maviyeçalar sevdaya,
Bazen ölçüsüz bir nefrete ramolur kararsız hisler.
Ancak mantık dağarında olmalı her dem aşk adamının,
Çünkü en baba panzehirdir nakarat aşk sokmasına.
3/:
Hani sorar ya insan zaman zaman arada,
Diğer kendine bir tenhada rastladım varsayarak:
Rüzgarların sessizliğinden ürpermek niye?
Ya da sessizliÄŸin gizli nefesinden ürkmek…
Ben böyleyim işte şahım,
Bilemem başkalarını ne, niye ve nasıl susarlar?
Hüzünle yağdığında aşk yağmurları,
Ne söylerler ve nasıl söylerler,
Uzun uzun sustuÄŸunda aydos havaları?…
Â
Bir Akşam Üstüdür Tüm Sermayem Benim
Apostol’la Kırk Üçüncü Sayfanın İlavesi
1/:
Söyle şahım unutur muyum?
Uzak kahverengisini duygularımın.
Duydum ki sen anımsamakta güçlük,
Kabullenmekte hiçlik çekermişsin,
Bir tespih misali ardımıza dizdiÄŸimiz göç kafilelerini…
***
İnanmak istemem zamanın elder gözü olduğuna,
Ve yuttuğunu arsız gayyaların aşka dair cevahirleri.
Ama bilirim ki yine de şahım,
Her an bir tutam meşe külü sayılır,
Sırlar anıların aynasındaki parlak yüzeyi.
Akşam nöbetlerinde mim düş mirzam beynine,
Eğer postacı turnalar geçerse üzerinden,
Zamansız ve halsiz çırpınışlarla,
Çat silahını yüreğinin en hoşgörülü levazımında,
Ve tekellüm eyle,
Usuldan ve kızıl guruba banarak divit ucunu,
Şiirin kervanının yarım sevdalı derkenarını,
Ya da hani ezberlerdin ya zamanı gurbetinde hani ya,
O sadık türküyü tenha koyaklarda bile,
Çağla devirlerinde en ilk baharlarının.
Deme ki unuttum!
Oysa sen sabahları camıma gün ışığından kına yakardın,
Belki de bir akşam üstüdür bütün sermayen senin,
Ve burcunda taşıdığın nazenin hissin…
2/:
Biz de severiz ÅŸiiri semeresiz be mirzam,
İşte ol nedenle kafiye arefesinde apareratif olarak,
Kahır hammalına sevdasının hissiz çökeltisi,
Bize yarım aylarda yüreğimizdeki yırtığı dikmek kalır.
Ama vuslat koşusunda hıza bağlıdır her toynak,
Ve kaçkın maharetsizliğe vurgundur çölde kalanlar,
İtibarsız bir yöne düçar olanlar ateş yolundadırlar,
Aşikar bir yok oluşa uzanır bilekler.
3/:
Hamarat ayağın hızına eş değilse koşuda şahım,
İşte ol nedenle zengin kafiye arefesinde,
Bir yoksul ve yüreğinin varoşunda yaşayan şair olarak,
Bize kahırların çamurlu yutuculuÄŸuna diz üstü düşmek kalır…
Bedenimizi bir bedevi çadır karası el alır,
Tasmasından kurtulsa da nihayet tutsak yüreğimiz,
GayrımeÅŸru bir çölde açgözlü bir yel…
Şiir hemhal olur yalnız zamanlarda hepimizle,
Anılarımızın soylu kulbundan tutup kaldırır kumlardan bizi,
Ancak ruhumuzu nakaratına ayak olarak alır.
Â
Â
Tılsımlı Bir Tekellümle Aralanır Her Sevda
Apostol’la Seksen BeÅŸinci Sayfa Derkenarına İlave
1/:
Durun!
AkÅŸam orda da akÅŸam…
Burada da haylaz ÅŸiir tüketicileri…
Tılsımlı bir tekellümle aralanır sevdalı zamanlar da,
Hüzün ve altbaşlık iki uzak hısımdır mersiyede,
Her yerde protokol gereÄŸi arka arkaya ama,
Göz yaşlarına gark olurlar kahırgam dudaklarda.
***
“Alarga” yalınÅŸiir leventlere ait bir İspanyolca’dır,
BaÄŸlamaz bizi kafiyemizden serene.
Siz de yanımızda olun renkler misali kuşlar,
Bu uçuşlar biliriz ki bir ibrişim dokumasıdır.
Uzak gözlerin aynasında siluet görünür gerçek,
Ama yürek de bir sırlı aynadır ki…
Orda da gerçek tek…
Burada da tek.
Tılsımlı bir tekellümle aralanır sevdalı gıcırtılarla,
“Açıl susam açıl!” gibi mesela…
2/:
Ama bir kozmik hızdır bizim iz sürmemiz ki,
Seyyarelerin şanlı hızına eş değilsek şahım,
Bize kendi kendimizi darına çekmek düşer ay ışığının,
Ya da günahkar sahramıza diz üstü düşmek kalır…
Bedenimizse bir kırk yol çatında müsrif kervansaraydır,
Bir yabani ve harami el alır,
Yalancı yüreÄŸimizi ise yelleri sonbaharın…
Şiir belki yoldaşıdır arsız caddelerde yar ve yaranın,
Usulca tutup kaldırır yerden bizi nazenin,
Ancak ruhumuzu nakaratına bineklik at olarak alır.
Tılsımlı bir tekellümle aralanır sevda da gıcırtılarla,
“Açıl susam açıl!” gibi mesela…
3/:
Bu dağlar ıssız şiirlerde dolanır başımız gibi,
Bu aç sahiller de dolanır yar beline,
Çünkü oturup siren misali bir yürek serenine,
Uzaklarda seyreden bu denizi aslında sensin,
Ya da her damlaya bir Süleyman mührü gibi rengini basan,
YüreÄŸimi kirpiklerine asan ise o turkuvaz gözlerin…
4/:
Her kalbin bir kilitsiz kapısı vardır şahım,
Tılsımlı bir tekellümle aralanır sevdalı gıcırtılarla,
“Açıl yüreÄŸim açıl!” gibi mesela…
Eğer açılırsa,
Ben de oralarda bir yerdeyim hala…
Â
Â
Artık Ağlama Mirzam Buğulanıyor Başım
Apostol’la Elli Birinci Sayfa Dibacesine Ek
1/:
Artık sen de ağlamasana mirzam,
Bak buÄŸulanıyor sevdakar başım…
Her parmak burmasız bir kurnadır bereket denizinde,
Ol nedenle simya ile kimyanın farkı tek hurufattır.
Yağız altından atlar çimer sevdanın iksirinde.
Oysa almadın ve gittin bir sabahın alnacında,
Nakaratı yanık arkaik türkülerle,
Ve tek başına,
Sana sunulan o iksiri yangınlığıma döke döke,
2/:
Yaştır bazen göklerden huruç eder,
Kimi zaman da gümrah ve acılı gözpınarlarından,
Altı ve üstü kapalı mesajlarla sessiz bir lehçe ile.
Artık sen de ağlamasana mirzam buğulanıyor başım,
Benim göz yaşım ise ikizinin loÄŸusa yatağında…
Artık sus be mirzam,
Sen de aÄŸlamasana,
Bak buÄŸulanıyor heyecan sarmalında başım…
***
Bazen kaybolmak geliyor kendi içimde,
Öfkeli kar taneleri dökülüyor izlerine güneşin,
Perdesiz pencereler açılıyor birer birer,
Siren kızlarının yedeğine binerek,
Sabırsız denizlerin sebatlı kıyısından,
Artık sen de ağlamasana mirzam,
Bak buram buram buÄŸulanıyor muhteÅŸem başım…
3/:
Ama bir kozmik anda olur regli tarihin,
Ve ergen sabahın erişkin geceye Keremce düğmelenmesi,
O öyle bir hızdır ki güneş de yetişemez kendi ışığına,
Ve bizim iz sürmemiz iki nedenle kucak kucağa,
Biri diÄŸerine benzemez…
Tükürük ve göz yaşı…
Artık sen de sus!
Ne olur aÄŸlamasana mirzam,
Barda bir levent gibiyim ve buÄŸulanıyor başım…
***
Yalnız ben miyim bu köhne hanede?
Sonuçta bura da bir meyhane,
Seyyarelerin başı da döner beyzi yolculuklarında,
Onların şanlı hızına eş olmak gerektir şahım,
SarhoÅŸ olsak da (olmasak da…)
Bizde kendi kendimizi kovalarız içimize düşmüşsek,
Ve darına çekilmişsek ay ışığının,
Geceler her zaman günahkar moleküller sağmaz kimyadan,
Kimi zaman da sahralarda diz üstü düşmek kalır…
Artık sen de aÄŸlamasana mirzam bak başım buÄŸulanır…
4/:
Beden ki bir kervansaraydır içinde konuk olduğumuz,
Dışta sandığımız bize ise korunaklı yeÅŸil yurt…
Bir yabani el çalar bakarsın kapımızı,
Sadık yüreÄŸimizi ise yelleri sonbaharın…
Şiirdir belki acıları öğüten sırlı değirmen,
Ve yoldaş sayılır kararsız zamanlarda yar ve yarana,
Her düştüğün yerde tutup kaldırır yerden,
Ancak ruhu imge bedeli olarak alır.
Artık sen de ağlamasana mirzam,
Bak başım buÄŸulanır…
Â
Yine Kar Yağıyor Baharın Ayağına
Apostol’la Otuz BeÅŸinci Sayfaya İlave
1/:
Bu kadim gerçekle,
Aşk kere aşk ne dört ne de dört yüz eder.
Ne feveran ettirici yüz yüze gelmek vay!
Sen de yoksun artık şahım diyarı ebcette,
Ne tarih düşülür koygun dumanlı bacaların altında,
YaÄŸan ilk kara dair,
Ne de ilk terleyen bıyık gibi,
İlk kez vurulan kalp üstüne çayırlık türküler yakılır.
Bil ki yokluÄŸundan beri seni sayıklar daÄŸlar…
AÄŸlar analar,
Kız oÄŸlan kızlar…
***
Bense her ÅŸeye raÄŸmen,
Yazdır veya kıştır demeden…
Yürüyorum sonbaharlı şiirin netameli sınırlarında,
Ayağıma sıvanıyor yalnızlığın doğurduğu babasız hüzün.
Şarkılara çizgi çekiyor bir aşk vurgunu,
Bil ki yokluÄŸundan beri seni sayıklar daÄŸlar…
Çizgi çizgi yağmurlar damlıyor yalnız çatılara,
Ah! Yine karlar yağıyor ilk baharın ayaklarına…
Ve haydutlar sarıyor yollarını sevdakeşlerin,
Saymadın biliyorum kendine vurduğun hançerlerini,
Ah! Yine karlar yağıyor ilk baharın ayaklarına…
2/:
Ah!
Dedim ya ta derinden,
Dudaklarıma esrik sözler bulaştı aniden,
Uzak ama yeni şarkılar karıştı duygularıma,
Ah! Yine karlar yağıyor ilk baharın ayaklarına…
Anlamsız oyunlar oynamak hederidir zamanın,
Bil ki yokluÄŸundan beri seni sayıklar daÄŸlar…
Tam yüz yılı devirdi bir tarih iç çekerek,
Ve esrik ÅŸarkılar söylendi “sen sen…” diyerek,
Ah! Yine karlar yağıyor ilk baharın ayaklarına…
3/:
Ah!
Dedim ya ta derinden,
Yine bildik bir yerlerde ağladı unutulmuşlar,
Hatırlananlar ise soluk bir suretin derkenarıdırlar.
İşte bunlar yeter yiğide mirzam,
Nah şurasından demet demet doğranmak için.
Şiirdir dost ve sağ olsun beyit başına bütün şiir yazıcıları,
Ki tutup kaldırırlar cehennemden kalbimizi,
Ancak ruhumuzu alırlar istemeden.
Ama hızlanalım bu uzun yolda,
ünkü müşahhas hıza eş değilse mücerret sevda şahım,
Bize kendi sahramza kalp üstü düşmek kalır…
***
Ah!
Yine karlar yağıyor ilk baharın ayaklarına…
Bedenimizi el alıyor, yüreÄŸimizi yel…
Kuru kovan misali bir yoksul klan olup kalıyor bedenimiz,
Yamaçlardan merhameti terk eden çığlar yuvarlanıyor,
Aşklar ve yoksul avcılar üzerine..
Bil ki yokluÄŸundan beri seni sayıklıyor bu daÄŸlar…
Şiir tutup kaldırıyor yerden bizi ancak ruhumzu alıyor.
Ah! Yine karlar yağıyor,
Issız yüreklere ve ilk baharın zavallı ayaklarına…
Â
Â
Şaraba ve Aşka Vurmaktadır Yüreğim
Apostol’la Doksan Birinci Buçuk Sayfa Dibacesi
1/:
Zamanın durduğu yerdeydik ya,
Anımsarsanız…
Apost, sözde azize olan eÅŸi ve ben…
Ayrıyeten,
Burası bir isli arasat meyhanesi idi,
Haddi hesabı yoktu giren çıkanın flu aleme.
Hata ettim hatti hesabı yok dedim de,
Ben bir hesaptardım aslında,
Tarih düşmekteydim hesabı ebcet ile,
Şiir ile envanterini çıkarmadaydım vaktoğullarının.
Ve sıkıntıdan patlamaktaydım.
Kevsere ve şaraba vurmaktaydım bedenimi,
Ve yüreğimi ise ipeğe sarılı hüzne.
Kadehime doldurduÄŸum salt ipekten elemimdi…
Ardından içmeye ve yazmaya durdum.
Ve ey ÅŸiirsever ademoÄŸulları…
2/:
Ve ey aÅŸk ve ÅŸiirsever ins-ü cin ehli…
İşte böyle bir hikayettir ki benimkisi meta hayal:
Tarihi yeniden oyuyordum organik falçatamla. Ellerim kızıl yörüngeli yıldız kesiÄŸiydi kozmik bir atelyede. Az ötede dar aÄŸaçları kuruluyordu iÅŸtah ile. Bir de yetmiÅŸ yedikule kara Ali’sinin bronz korkutuculuÄŸu. Bir zaman ötesi vandalının kanlı maÅŸlakası gibi bürünmüştüm ya izlediklerimi… YüreÄŸimi bir engereÄŸe mi satıyordum? Ya da tuzu bala mıkatıyordum insanlığımı hiçe sayarak? Ama sonuçta ben de salaÅŸ bir meyhanedeydim. Olacaktı bu kadar.
3/:
Böyle bir hikayet benimkisi hepi topu:
Bakıyordum arada bir Apostol’a iÄŸrenerek.
Apost gidisi sarımsak geÄŸirerek kendi kendine bir ÅŸeyler yapıyordu üstünkörü. Ama aÅŸkelon kalesinin eteklerinde her ÅŸey ciddiyet içinde… Orayı geçince bir harp meydanı… Kan ve kılıç yani… Ve kızıl köpekler harbiden boÄŸuÅŸuyorlardı kılıç kınında. Anında bin cinayet… Nihayet ben de bir mide taşıyordum. Ve ÅŸimdilik içiyordum zamandan süzülen kötürüm ve Selahaddin savaşının artakalan acılarını.
***
Ve ey ÅŸiirsever naif ademoÄŸulları…
Böyle bir hikayetti benimkisi herhangi bir tarihte:
İçiyordum anasını satıyım.
2/:
Bitince kupamdaki şiir artığım:
“Lan barba” diyordum varsaÄŸ agzıyla,
“Bir daha ikiletme de doldur,
Şıradan olsun itin ölümü,
Arap atın ölümü ÅŸeytan suyundan…”
Â
İşte Şiir, İşte Cinayet
Apostol’la Elli Sekizinci Sayfa Dibacesi ve İlavesi
1/:
Kolay değil tam on beş milyar yıldı,
Belki de ilk sarışın yıldızın yaşı zamanda,
Sözünü ettiğimiz tarih bir kalp atımı kadar kısa,
Upuzundu total elementlerin atom sayısı kadar…
Bir de acılı ÅŸiir seyyareleri vardı…
Kan kaleleri kadar berktiler,
Hisar-ı Hayberler kadar merdi meydandılar.
Kaf dağındaki ankaydı şiirin rakibi ancak,
Yazan bendim salt gerçeği belki,
Ki bu ülkenin hünkarıydı böyle ferman eyleyen,
Ölümün bir yanı da sevda değil miydi?
Ve diğer yanı ise karanlık kubur.
İşte şiir budur, cinayetse şu,
Azrail de şahsi hanedanlığını buralarda kurmuştu işte,
Baldıran emziren memeler de bir kadın döşündeydi,
Ancak ölümler lorduna amadeydi her etkinliğinde.
Zamansa bir fahiÅŸenin sermayesiydi kendi hanesinde.
Yaşam yarım kalınca bitmiyordu devinim o hanede de,
Kabahat insan için ve bir engerek sütüydü belki,
Yürek biyolojik olarak yürek sayılmazdı meyhane tarihince,
Ancak aşık olarak ispatlardı kendini…
2/:
İşte benimkisi de böyle bir hikayetti varsağ alıcıları:
Kara korsanlarındı derya. Ama dalgalar ÅŸiir sahillerine vuruyordu her akÅŸam olduÄŸunda. Grup kaybolduÄŸunda ÅŸiirin ellerinde zincirli sirenler arzı endam ediyordu. Ve akÅŸam üstü cinayetlerinin naifliÄŸi tabii ki. Ve satılıktı icabında üzerine koçaklamalar yazılı saldırmalar. Gaddareler ve kılıçlar…
3/:
Ve ey ÅŸiirsever naif ademoÄŸulları…
Böyle bir hikayetti benimkisi herhangi bir tarihte:
Burada her cins adem, her nakıştan Evva vardı. Çünkü burası dünya kadardı. Bakmayın avuç içi kadar olduÄŸuna yiÄŸitler. Aslında burası karanlık son mezardı. Atlant eli dilberleri içki sunuyorlardı çarnaçar. Karnı ve burnu büyük ve savaÅŸ kaçkını yarım yamalak zaferlere. Yüreklere ise sevda. Bize de ÅŸiir…
4/:
Ve siz ey ÅŸiir ve gazel sever incecik ademoÄŸulları…
Böyle bir hikayetti benimkisi herhangi bir tarihte:
İşte ol nedenle içiyordum anasını satıyım.
5/:
Bitince kupamdaki şiir artığım,
Zal destanlarından bir han beyiti ırlıyordum,
Buğulu sesimle uzak hançeremden su akıtarak:
“Lan barba” diyordum Nebelungen aÄŸzıyla,
“Bir daha ikiletme bana da doldur ÅŸu mereti,
Sadece şıradan olsun itin ölümü,
Arap atının ölümü ise ÅŸeytan suyundan…”
Â
Av Neslinin Aşkı Uşşak Makamındandır
Apostol’la Yüz Ellinci Sayfa Dibacesi
1/:
Ve zamandır döner helezonik bir form ile,
Av neslinin aşkı uşşak makamındandır.
Kuzeydoğudan uzanır kitabın en kavisine,
Bir altın ülkenin topraklarının,
Damla damla gümüşi can düşer her zerresine,
Her hücresine aşkın iksiri dercolur savaşçıların.
Oysa kadim uygarlıkların düşmanları da,
Bir bir dökülürler sayın ki kayısı ağaçlarından,
En parlak ödüllerin verildiğini görür insan kendine,
Kimi zaman yaÅŸam ile,
Bazen de ölüm ile altın kaplar içinde.
2/:
Ve ey ÅŸiir ve destan sever naif ademoÄŸulları…
Böyle bir tarihi kezzabdı benimkisi herhangi bir koridorda:
Arz hamam gibiydi. Sıcak ve buÄŸulu… Yani kir ve su üstüneydi tüm efsaneler. Hamamdarın da beladaydı zavallı başı. O da çektiÄŸi sifonla sürükleniyordu sabaha karşı. Kent lağımlarını dolduran kan ve irindi. Herkes kendi çamaşırlarını yumalıydı kanımca. Ve kendi ÅŸiirlerini ırlamalı… Cilalı devir bebelerinin inceli kalınlı sesleri, av neslinin uÅŸÅŸak makamından çenlemeleri… Dinosun burgu gibiydi zamanın en ince karnında tükenen nesli. Ve Ademce lisanıyla ilkel ağıtlar… Koygun karanlığı yırtarak tarih, ta uruk kentinin daracık sokaklarına kadar uzanıyordu, diye not düşüyordu köşedeki masaya mezarını kazan ÅŸerefsiz ÅŸair. Elleri kan, dudağı ÅŸarap, yöresi ölü ÅŸiir… Av neslinin aÅŸkı uÅŸÅŸak makamındandır.
2a/:
Ve ey ÅŸiir ve destan ve aÅŸk sever savaÅŸdar ademoÄŸulları…
Böyle bir tarihi herzeydi benimkisi herhangi bir diyarda:
İşte orada… Pereya Hirodes bir kraldı. Adı epik parşömenlere kayıtlıydı. Ama iÅŸte o da sonunda merhum sıradanlara karışmıştı. Ve iÅŸte buradaydı. OÄŸlu Antipaya ise dua ediyordu hanemize dalarken. Ve kuzeydoÄŸu topraklarının can düşmanı lord Filipus’a verildiÄŸini duyuyordu, tabii ki bir kez daha ölüyordu. Bize ise onunda karmaşık destanını yazmak düşüyordu.
3/:
Bu muydu tarih-i ÅŸahsin lan Ap?
Yaza durduÄŸun yedi ceddinden beri?…
Bu muydu hanedanların kutlu evliliği?
Kutsal bir kuralı çiğnemek gibi bir şeydir oysa ihanet,
Yasaya karşı durmak da yiğitliktir dersin ya kimi zaman,
Aman be Apost, sakın kendini yad yaranlardan.
Aşıkpaşazade sorar mı bilmem:
Aykırı diye reddetmek olur mu celal baba tarihçesini?
Eğer sevda üstüneyse tasavvuf şiirleri,
Olmaz, olamaz, olmamalı der kimileri.
Ki bizce de…
Av neslinin aşkı uşşak makamındandır.
Burada aşka karşı çıkan çölde suya da direnir,
Çölden kaçkın isyankarları tutuklatıp son hudutta,
Öldürttüğünü herkes bilir her hükümdarın.
Yarınsa yalnızca aÅŸka aittir…
***
Ve ey ÅŸiirsever naif ademoÄŸulları…
Böyle bir hikayetti benimkisi herhangi bir tarihte:
İşte bu nedenle içiyordum anasını satıyım.
2/:
Daha bitmeden karanlık kupamdaki şiir artığım:
“Lan barba” diyordum varsaÄŸ agzıyla destansı destansı,
“Bir daha ikiletme de doldur,
Mavi şıradan olsun itin ölümü,
Arap atının ölümü ise öbek öbek ÅŸeytan suyundan…”
Nasılsa av neslinin aşkı uşşak makamındandır.
Â
Bibel Bap Bilmem Kaçta Geçmez Bu Sevda
Apostol’la Elli Altıncı Sayfanın Son İlavesi
1/:
Kırpıp kırpıp kevser yapıyordum Mesneviyi,
Belki de onu da içerim diye…
DoÄŸru, belki, kim bilir?…
Bibel bap bilmem kaçta geçmez bu sevda.
Ancak burada,
Apost’ta yani…
Ve ey ÅŸiirsever naif ademoÄŸulları…
Böyle bir hikayetti benimkisi herhangi bir tarihte:
Kaf dağındaki bu ülkenin bir yanı arrist Aryanların yeÅŸil baldıran ödü, diÄŸer yanı tay hanedanlığını emziren fahiÅŸenin yarım yaÄŸlı sütüydü biyolojik olarak. Apostol’un fahiÅŸe mahiÅŸe iplediÄŸi yoktu bu gece. Her hece bu ÅŸiire ÅŸiire çalıyordu zamanın koridorunda. Arada bir ben de ah ediyordum kürdülühicazkardan. Ve ÅŸimdilik kendi özsularımı içiyordum anasını satıyım. Bibel bap bilmem kaçta geçmez bu sevda…
2/:
Ve ey ÅŸiir ve destan sever naif ademoÄŸulları…
“Böyle bir tarihi kezzaptı benimkisi herhangi bir koridorda:
Hirosların en zalimiydi babam. İkinci kuÅŸak devrinde lort olan Hiros ArÅŸelam zaman aşırı bir düktü. Boyu güdüktü. Onun adı yazılıdı en kalın harfle tarihe. ZalimliÄŸinden tarih de ürktü…” Bütün bunlar Bibel bap bilmem kaçta geçmiyor. Ben uyduruyorum. Sanmayın. Burası ölüler meyhanesi. Yani zamanın durduÄŸu yer. EÄŸer uÄŸrarsanız yanıma, bilin ki sizinde tarihçeniz dökülecektir. Apost’un tezgahının üstüne. Bibel bap bilmem kaçta geçmez bu sevda…
3/:
Krallar böyledir iÅŸte… Kötü idarelerinden ötürü sancılıdır baÅŸları. Kahırgamdırlar. Beraberlerindeki keÅŸiÅŸleri ile gelirler. Kötü yönetimlerine kuyruk takarlar dinsel bendelerinden. Ancak kim kurtulmuÅŸ ölümden?
4/:
Bir kral ÅŸiiri üzerindeydim. Bu yüzden gergindim biraz. Apos da benim gibi… Müseyleme diye biri bana bakıp bakıp kezzap üretiyordu yalancı imbiÄŸinden. Belki de onu da içerim diye… DoÄŸru, belki, kim bilir?… Bense ÅŸimdilik içiyordum sadece zamandan süzülen kötürüm ve cilalı taÅŸ devri savaşının artakalan acılarını. Onunla birlikte kadehime doldurduÄŸum salt ipekten elemimdi. Åžiir deryasında boÄŸulan ise imge yoksulu yüreÄŸimdi. Ellerimdi kendi kendine ceza kesen…
5/:
Ve ey ÅŸiir ve aÅŸksever ademoÄŸulları…
Bibel bap bilmem kaçta geçmez bu sevda.
***
Bense böyle bir fani ademdim,
Son zamanda şimdilik içiyordum ya
Dar vakitten süzülen kötürüm saatleri,
Ve kabaralı muharipler savaşının artakalan acılarını.
Sancılarını duyuyordum yüreğimde,
Henüz doğmak üzere olan ölüm şiirlerinin.
Yani içmem gerekti bir kupa ilham daha.
Çok vardı çünkü sabaha…
“Lan Barba demdeyim, ikiletme de doldur!
Çıldırtan şıradan olsun itin ölümü,
Rahvan atın ölümü ise ÅŸeytan suyundan…”
Ne çıkar?
Bibel bap bilmem kaçta geçmez bu sevda…
Â
KaÅŸları Çatıktı Katerina’nın AÅŸk Gibi
Apostol’la Doksan Birinci Buçuk Sayfa Dibacesi
1/:
Kadehime dalmıştım,
Yüreğime doldurduğum kelamdı,
Retorik ki kibar mı kibar…
Yani alfabenin yirmi dokuzuncu taşıydı sınır,
Tanır belki Apost’u ezelden beri kahır…
***
Böyle bir hikayetti işte benimkisi de.
Tarih öncesi ve zaman ardı.
Tuz ve toprak küfü…
Yani kubur gibi bir dem evi…
2/:
Tarihi kesintisiz yaÅŸamıştı Apost sakinleri. İlk durak bu duraÄŸan mekandı. Ardı kozmik radyasyon olan bir zaman vodvili. Ben de burada bir Orfe ruhbanının hüznüne yenik düşmüştüm. Küflü keten ve Mazda kokan harmanisi savruluyordu haneye son giren cephe vurgununun. TembelliÄŸi bir tazı çulu gibi bürünmüş bir meyhanedeydim ya… Apostol’un yüzü her zamankinden daha beyazdı. Hatta kanı çekilmiÅŸ gibi donuk ve cansız ve ürkek ve helecanlı yansıyordu camın karanlığına gelecek bir zamanda İskender’in Kafiristan’ında arta kalan Makedon donsuzlarının siluetleri. Etleri kanla harmanlanmıştı. Acılarından ruhum kamaÅŸtı. Vurdum kendimi kadehe. O da boÅŸtu. Arandım yaÅŸlı barbayı. Az ötedeydi.
“Lan barba ikiletme de doldur,
Şıradan olsun itin ölümü,
KoÅŸudaki atın ölümü ÅŸeytan suyundan…”
3/:
Ve ey ÅŸiirsever ve sevgideÄŸer ademoÄŸulları…
Böyle bir hikayet benimkisi hepi topu:
Aynalar yanıltmıyorsa beni binlerce kendimleydim. Ve biraz da Baltacıydı yanım yörem. Ötem biraz da acemice alınmış kaÅŸları hafifçe çatık katerina’ydı. Merakla onu süzüyordum imbiÄŸimden. Ve içiyordum bütün kutsal iksirleri. Ve zavallı savaÅŸ analarının kan ve kılıçlı anılarla karışık sütlerini. Tarih ve gizem kutsal kaselerden geçilmiyordu. Her ÅŸey bana İsa’nın yoksul askerlerini anımsatıyordu. Kelam, Mesih ve Mehti… Öyle ki Deccal bile kızıl bir Armegeddondu son gününde arzın. Orta incelikteki dudaklarının iki ucu aÅŸağıya doÄŸru dönüp duruyordu sahte bir Mariya Magdelana’nın. Apostol’un Mariya mürüya iplediÄŸi yoktu bu gece. Kıyamet oluyordu Asya’da.
4/:
Ve ey ÅŸiirsever naif ademoÄŸulları…
Böyle bir hikayetti benimkisi herhangi bir tarihte:
Bense ÅŸimdilik içiyordum anasını satıyım. Müseyleme diye biri bana bakıp bakıp kezzap üretiyordu belki içerim diye… Oysa kadehime doldurduÄŸum alfabenin yirmi dokuzuncu taşıydı. Bu gece huruf zamanıydı. Fadl-ı Huruf Isfahan’da felsefeye vuruyordu müridanı. YaÅŸam ölüme karşıydı…
***
“Lan Barba demdeyim, ikiletme de doldur!
Çıldırtan şıradan olsun itin ölümü,
Rahvan atın ölümü ise ÅŸeytan suyundan…”
Ne çıkardı?
Nasılsa yaÅŸam da ölüme karşıydı…
Â
Â
Â
Işık ve Aşkın Rahminde Konuksun Kerem
Apostol’la Yedinci Sayfaya Düşülen Ebcet
1/:
Åžahım, var belle ki sen de bir yanık Kerem’sin,
Ya da keşişin duru gözlü kızısın,
Yani ay ışığı altında bir Aslı’sın…
***
Işığın,
Ve aşkın,
Kutlu rahminde,
Ağır bir konuksun,
Say ki bu gece ey Kerem…
Bir azgın aslandır rahme giden yolda,
Ve aslında her kalemin keskin ucu,
Şır şır akansa özlem pınarıdır tarihi gılmanda,
Ve ne renk olursa olsun o akan iksiridir aşkın,
Seni kucaklayanlar da sevdanın dallarıdır yaşam bağında,
Benim enseme uzanan nasırlı bir parmak kalır o bağda,
Senin ise bahtına altın elmalar düşer masalsı maviliklerden.
2/:
Işığın ve aÅŸkın rahminde konuksun say ki bu gece Kerem…
Gece yorucu bir beyittir tüm Mesnevide,
Ve dağ sıkletinde bir hörgüçtür mayaların sırtında kitap,
Bitap düşme zamanıdır sabaha karşılarda,
Åžimdi rahlelerin dizi dibinde.
Şelaleler akar ya saç diplerinden dağların hani,
Işıktan çağlayanlar dökülür ya gezegenlerin ense köküne,
İşte o an ufukların dili üzre gezense,
Cenneti tehdit eden ateÅŸin Arapça’sıdır,
Ağlayan ve ağız duvarını şişleyense bir necefi dervişi,
O gecelerde şahım ne kama keser seni,
Ne de acıtır neceflinin o mistik ÅŸiÅŸi…
3/:
Işığın ve aÅŸkın rahminde konuksun say ki her gece Kerem…
Sana salınır sevdaların kök hücreleri oralarda,
Bana ise ruhumun kanayan yarası kalır bu çilehanede.
Dilim üzre yaladığım batın virdin lahuti tadınca…
Ama hız gerek dönerken semah direğine tutunup,
Unutup hızın hıza eş olmadığını şahım,
Bana kendi virdime söz üstü düşmek kalır…
Bedenimi sabırsız bir el alır,
Her gecede an be an çenttiÄŸim yaralı yüreÄŸimi yel…
Åžiiri seversin bilirim,
Ki o da seni ve bendeni sever,
Usulca tutup kaldırır yerden belki ikimizi,
Mirzam ancak ruhumuzu temelli alır.
Işığın ve aşkın rahminde konukluğun her gece Kerem,
Ruhsuz bir pervane kadardır…
Â
Kederim de Sensizlikmiş Yeni Anladım
Apostol’la Yüz Doksan BeÅŸinci Sayfanın Dipnotu
1/:
Ne kahreden bir sevda idi yaşadığımız?
Kahırlı bir vilayete düçardık ikimiz de,
Yüzümüzdeki kronik bir hüzündü,
Ve acı nisyan bilmez bir damak tadı…
Ancak kaybolacaktı sevince yer açmak için…
***
Bildiğimi sanırdım yaşamın kaç köşeliliğini,
Ya da uzak yaşamların yuvarlaklığını başkası için,
Oysa keder de sensiz çekilmezmiş yeni anladım,
Hüzünler vilayetinde fobik korkular gezermiş akşamları,
Ol nedenle mirzam yalnız yatılmazmış vadilerde,
Ancak herkes korkusuyla,
Ve aşkıyla yüzleşmeli ki,
Dolaşmasın ayağına şiirin septik duygular.
2/:
Şahsıma ve zatına yakışmaz bir densizlik yaptım,
Saltanat saraylarında büyüttüğümüz gururumuzu,
Tutup kulbundan küflü bir yere çaldım son dönemeçte.
Ancak korkumu vurdum şakaklarından,
Dan… dan… dan!
Bir tutam umut vurdum dağların tuvaline,
Çünkü boynu bükük sümbüllere umut su olurdu bilirim,
Ancak yağmur bulutları altındaki güllerin rengi,
Yazık ki gri görünür,
Gölgeden kaçan her şey ise tutsaktır gün ışığına,
Mavi gözlü ilkbaharlar sular şimdi çölleri,
Yeşerir yalnız anıların çayırları bakarsın,
Keder de sensiz çekilmezmiÅŸ yeni anladım…
2/:
Sıcaklığında kaç kere dondun güneşin,
Arkana bakmadan ilerlemen deneyim yoksulluÄŸudur,
Kahır, hüzün ve acı kaybolacaktı sevince yer açmak için,
Dualarını içip içip buharlaştıracaktın her gece,
Ben de bir tutam umut vurdum dağların tuvaline,
Yapabilseydin keÅŸke sen de o hayal meyal resmi,
Anlardın…
Keder de sensiz çekilmezmiÅŸ yeni anladım ben de…
3/:
Kazabilseydin avuçlarına son atlının kabrini,
Gözlerinden akan kanla yazacaktı tarih anılarını,
Ama şimdi yalnızım ben be mirzam,
Ve tenha bir sayfasındayım AşıkpaÅŸa’nın.
