Buralarda kar siyah yağar
Gönderen: Yasemin AKTUNA • 29.12.2005 • Türü: Deneme, Öykü
“Hayat daha hızlı ve kolay geçecekti besbelli. Görünen kısmı böyleydi. Ama gerçekten bu kadar basit miydi? “Sanmıyorum” dedi Helena. Ruhunun gücünü hissetmek zaten tüm acıları bastırırdı. “Denenmesi gerek” diye gülümsedi. Sonra eski bir şarkı mırıldanmaya başladı.”
Kar siyah yağarken pencereler kırmızıya boyanıyordu. Cesetler dayanılmaz bir koku yayıyorlardı. Helena bir tanesi ile yüzyüze geldi. Gözleri donuktu,en ufak bir parıltı yoktu. Buz gibiydi. Canlılığını yitirdiği her halinden belliydi. Helena konuşmayı denediyse de başarılı olamadı. Ceset onu anlayamıyordu. Dilleri,bakış açıları farklıydı. O herseyi donmuş ve kalıplaşmış bir sistemin içinde görürken, Helena için yaşam canlıydı. Ruhuna sahip değildi ceset. Bu yuzden cesetleşmişti zaten. Yardım etmek gerekiyordu. Ya yardım istemiyorlarsa, bilerek ölmeyi tercih etmişlerse o zaman ne yapılabilirdi ki onlar için? Ama neden ölmeyi tercih ettiler? Yoksa onlara yaşamı öğreten kimse olmadığı, ya da yaşadıkları zaman çektikleri acıya dayanamadıkları için mi?Böylelikle belki hiç birsey hissedemeyeceklerdi ama acı da duymayacaklardı. Hayat daha hızlı ve kolay geçecekti besbelli. Görünen kısmı böyleydi. Ama gerçekten bu kadar basit miydi? “Sanmıyorum” dedi Helena. Ruhunun gücünü hissetmek zaten tüm acıları bastırırdı. “Denenmesi gerek” diye gülümsedi. Sonra eski bir şarkı mırıldanmaya başladı.
Buralarda kar siyah yağar,
Cesetler her yerden kaçar.
Kandırıldılar
Ve buna can attılar.
Kabustalar
Çünkü uyanmaya kıyamadılar…

Inanilmaz guzel bir yazi yazmissin. Senin bir paragrafta anlattigin olusumlarin yorumlari icin bir kitap yazilabilir.
Once yasayan ve olulerle ilgili bir analiz yapilabilir ama daha ilginci ise yasayan oluler ve gercekten yasayanlarla ilgili olan karsilastima.
Bence her dogan olu doguyor ve bazi hisleri kor oluyor. Ancak hem gercek sevgiyi hissetmis hem de gercek aciyi tatmis insanlar bu uykudan uyanabiliyor. Bu cok zor surecte kendini kaybedenler cok olabiliyor. Ama kaybetmeyip de ruhlarinin gercek gucunu tadanlarin onunde hicbir engel kalmiyor. Onlar icin olanin da olmayanin da onemi cok yok. Olabildigince ani yasamaya ve tad almaya calisiyorlar. Ama umarsizca degil asla. Sadece sahiplenme duygulari korelmis – kaybetmenin ne kadar kolay oldugunu ama gercek yureklere oyulmus sevginin ise yok olmayacagini bildikleri icin telassiz, huzurlu ve sakinler. Iste gucleri de bu yuzdendir zaten.
// Not: Kurallara uygun olmayan mahlas, editör tarafından yeniden düzenlendi.
YORUM I
Ve “O” dediki:
” Dinleyin!Bir ekinci tohum ekmeye çıktı. O ekerken, tohumların kimi yolun kenarına düştü, kuşlar inip onları yedi. Başka bir tohum ise kayalık bir yere düştü. Orada tohum hemen filizlendi.Çünkü toprağın derinliği yoktu. Güneş doğuncafiliz kavruldu, kökten yoksun olduğundan kuruyup gitti. Başka bir tohum da dikenlerin arasına düştü, dikenler gelişip onu boğdu;ürün vermedi.Başka tohumlar ise verimli toprağa düştü, büyüyüp gelişti.Otuz kat,altmış kat , doksan kat
ürün verdi.”
“O” konuşmasını, “işitecek kulağı olan işitsin “diyerek sona erdirdi..
***********
YORUM II
Doktor; “sağlamlar” için değil, “hastalar” için gereklidir!
***********
YORUM III
Öykü….
Bir rüya…
Adam derin uykuya daldığında , yanakları hala ıslaktı…
Rüyasında kristal avizelerle bezenmiş salonlarda gülen insanlar görüyordu…İnsanlar kahkahalarla gülüyorlardı.. Sahte gülücükler seviyesiz ve yapmacık konuşmalar…
Adam, rüyasında kzını görüyordu.
Oyuncak trene binmiş, vagonun pencersinden el sallıyordu.Buharlı bir lokomotifin çektiği aydınlık pencereli kara vagonlardan birinin pencerwsindeydi kızı.yanında birisi daha vardı… O da el sallıyordu.
Peron susukun insanlarla doluydu.Hepsinin başları öne eğikti..
Çocuk ablasına ell sallıyordu. Tren hareket etti. Sessiz bir herektti bu.Tren kayarcasına öne doğru ilerledi. Sonra lokomotif, aniden gökyüzüne doğru yönlenerek yükseldi.
Perondan gökyüzündeki en minik yıldızın ardındaki görünmeze doğru uzanan ışıktan bir demiryolu belirmişti.Raylar yıldız pırıltısı içerisindedydi..
Adam ve kadın kızlarına baktılar… Kız gülümsüypor ve fısıldıyordu.. “Adieu kardeşim, Adieu aşkımmmm ve sevdiklerim…”
Krar tren, bacasından yıldızlar fışkırtarak hızla uzaklaştı..
Evrende, geriye yalnızca sessiz anılar kaldı.
YORUM IV
Bir şiir
“Dön desem…dönemzsin ki….”
Yürümek..Tek yapabildiğim bu…
Yüreğimdeli acıya dayanmanın tek yolu..
Asfalt sıcak, yol uzun anıların aklımda..
Sen toprağın altında…
Bense yollarda…
Her adımımda,yalnız sen varsın,
Saklamayan gözyaşım,benden ayrılan canımsın.
Yolları ıslatan, alevleri dindiren, sevgi damlamsın..
Ama, yoksun ve ben, sensizçok yanlızım….
Dön desem , dönemzsin ki..
Bekle yavrum, yanına geliyorum…
Yol yorgunu yara ve acı içinde olsam da…
Büyük Altın Kapı açıldığında var gücümle,
Sarılmak için, sana koşacağım….
Her seher güneşi , inancımı yeniliyor,
Yorgun bacaklara dayan. “O” na
Onlar için yürü diyor.
Geliyorum, bekle beni..
Yıldız ışığında cıvıldayan kuşların nağmeleri,
Ay ışığında yankılanan çakal sesleri,
Dağlardan kopup gelen rüzgardaki
Adaçayı,kekik kokuları arasında duyduğumsa;
Senin bana seslenişin…
Yürümek…Tek yapabildiğim bu..
Yüreğimdeki acıya dayanmanın, yegane yolu…
Dön desemki, dönemzsin ki..
Geliyorum, bekle beni..
(B.U)
YORUM V
Sevgili Mystrara
Siyah, en net şekilde beyaz üzerinde görünür. Gölgeler ise daima gridir.Mavi’nin tonları ise siyaha açılan kapılardır.Kırmızı ile mavi birleştiğinde ise mordan siyaha uzanan yolculuk başlar.
Kırmızı, coşkudur …Siyah ise yokluk…hiçlik…
Siyah elde etmek için beyaz hariç tüm renkleri birbirine karıştırman yeterli.
Kırmızıyı elde etmek için yüzünü gökkuşağına cevirmen yeterli. orada gereksinimin olan üç rengi bulacaksın.
bu üç renk sinelerinde,yaşamını renklendirecek tüm renklerin tohumlarını barındırmaktadır. O tohumları siayah ekme kaybedersin. griye ekme siyaha gidersin.
beyaz ı düşün ve kullan beyaz üç renkin ortasında yeralan yokluk tur. o yoklukta her renk farklı coşkulu bir aydınlık içeren çeşitliliğe gider. Çeşitlilik mutluluk,esenlik ve asudeliktir.
yaşamını yanlızca dört renk üzerine kur ve çeşitlendir. mavi sarı kırmızı ve beyaz… Kontrolden çıkıp renklerin hepsini beyaz kullanmadan bir diğreri ile karıştırma …Kara ‘ya gidersin. yani karamsarlığa…
Her gecenin karanlığının önünde çoşkulu gün ışığı vardır. her coşkulu gün ışığının ardında da bişr karanlık gece vardır.
Yüzünü doğan güneşe çevir. Gün ışığının hüzünlü ilk renk tonlarının ardından coşkulu parlak renkler gözlerinin önünde vadettikleri güzellikleri sergileyeceklerdir. Yetreki gün ışığında gözlerin kapalı karanlığı seyrediyor olma.
Tohumlarını verimli toprağa at. güneş ışığıyla gün boyu ile yıkanan toprağa… Yaşam ağacın duygusal filizlerin yeşersin..çoğalsın.. Bu tohum minick olabilir. Dert etme.. İnan. hardal tohumunu düşün. O mini minicik bir tohumdur. Ama,gü ışığyla yıkanan ve sebgi ile ilgi ile sulanan bşr toprağa atıldığında o minick tohum filizlenir büyür…büyür…büyür. ve öylesine büyük bir çalı olurki dallarının arasında bülbüller gzilenir,en güzel nağmelerini şakırlar….Dallarını gölgesinde ise keklikler ,Üveyikler gizlenir. ve nağmeleriyle bülbüllere eşlik ederler.
Seher vakti,bu Koro’nun ezgilerini dinlediğinde ise, ” Yaşadığım sürece , Yaşam, yaşamağa değer ” diyeceksin.
Yeterki yüzünü doğan güneşe doğru çevir… Batan güneşe değil
Sevgi ve esenlik içerisinde kal.
Boray