Hürriyetin Yeniden Ýlaný'nýn 100. Yýlý | Aralýk 1908 | Osmanlý Meclisi

Öylece


Gönderen: Yasemin AKTUNA • 15.02.2006 • Türü: Deneme

Dalgasız, dümdüz, dingin bir deniz gibiydi o. Buhranın temsilcisiydi. Sıkıntı dolu, belirsiz, cam gibi gözleri vardı. Teni saydamdı; bir şeyler anlatmaktan sakınır gibi. Soluk dudakları kıpırdarken hiçbir his belli etmezdi. Bir şeyler sakladığı da anlaşılmazdı. O öylece bir insandı. Renksiz, kokusuz ve tatsız. Yazdığı yazılar sadece yazması gerekenlerdi. Söylediği sözler söylemesi gerekenler ve yaptıkları yapması gerekenlerdi. O öylece bir insandı. Kendisi için yaşamayı unutmuş, yaşaması gerektiğine inandırılmış insanlardan biriydi işte. Birgün hiç beklenmedik bir biçimde ölü bulundu ve öylece bir merasimle uğurlandı öylesine. Evine gidildiğinde herkes şaşırtıldı onun tarafından çünkü sayfalar dolusu yazıdan, şiirden, şarkı sözlerinden, çizimlerden oturacak yer kalmamıştı. Okunduktan sonra anlaşıldı ki o yalnızca bu öylesine dünyaya öylece davranmıştı. Tattığı bambaşka bir yaşam vardı ve öyle ölmüştü; istediği gibi bilinmeden, çözülmeden, eskitilmeden. Öylece işte…

Bu içerik için hiç etiket yok.

Bu içerik ilginizi çektiyse bunlara da göz atabilirsiniz:

Tek yorum var »

  1. Bu anlatım, uzun zamandır kanıksadığım, özümsediÄŸim bir parçam olan ve bundan müthiÅŸ zevk alan ruh halimle öylesine örtüşüyor ki; öncelikle yüreÄŸinize saÄŸlık demek istiyorum. Yazınızdaki son, kendi sonum gibi. Bu sonu kendim için çok önceleri seçmiÅŸ, hazırlıklarını yapmış ve yolculuÄŸuna çıkmıştım. Buhran denizlen olgu insanı belki de kendi içinde baÅŸ köşeye hapsediyor, düşünsel anlamda sancılarıyla doÄŸurganlığı artırıyor, üretmeye zorluyor. Dünyayın ıyı-kötü, çirkin-güzel cenderesinde, belki de insanın oturmak istediÄŸi o “baÅŸ köşe” ye taşıyor. Tenin saydamlığı, kokusuzluk, tatsızlık acaba kayıtsız kalma zorunluluÄŸundan dolayı mı diye düşünüyorum…
    Giden kiÅŸinin geride bıraktığı izler, gidenin yokluÄŸunun tersine bir o kadar silinmez, bir o kadar canlı ve uzam dolu. Bu uzamda insanoÄŸlu yapmak istediÄŸi bütün doyumsuz yolculuklara katabilir kendini. YaÅŸanmışlığın sadece doÄŸum ile olüm arasındaki zamandan ibaret olduÄŸunu düşünen bizler, bu yolculuktan mahrum kalıyoruz çoÄŸunlukla…
    Teşekkürlerimle.
    Hidayet DAL

Yorum yapın ya da yanıt yazın