Şurası Filisttir, Orası Kilist
Gönderen: ahmetyozgat • 13.08.2006 • Türü: Deneme, Edebiyat
Bir Yosma Kızına Şiirleme
1/:
Püfür püfürdü zaman,
Biz birer damlacık yağmurduk bulutların gözpınarında,
Ya da gül üstünde inci rengi bir çiğ,
Veya babamızın şakaklarında ılıman terdik…
Koltuğumuzun altına sıkıştırır bir cüzz-ü elifi,
Mahalle mektebine giderdik…
Yani sen ve bendik yosmanın kızı…
2/:
Soluk soluğa esen rüzgarlara yakalandık,
Bir mavili dönemeçte yüreğimizden.
Ki kınalı tellerdi ellerimizi bağlayan birbirimize,
Bedenimize hecin hörgüçlerini yüklendik…
Yani sen ve bendik yosmanın kızı…
Devamı
3/:
Eyvah dememize kalmadan daha,
Sabaha henüz kırk konaklık türkü zamanı varken,
Ya da henüz uç uca doğrulmamışken ergenlik sivilcelerimiz,
Deniz gibi bir yutucu sevdaya daldık biz.
Sen ve bendik yani bizdik yosmanın kızı…
Simurg Yurdunda Neler Oluyor?
1/:
Her ne olursa simurg yurdunda,
Burada da oluyordu aslına bakarsan…
***
Bir Kerem oğlan kavruluyor,
Yüreğinde oyduğu tandırın alazıyla.
Oluyordu zamanın içinde evvelden evvel,
Bir el “aman” diyerek uzanıyordu yar başında,
Harlı uçurumlara yuvarlanırken türkü yiğidi.
Ya da göz göz olmuş beynini kurcalarken Aslı kızın,
Kızıl baldırana batmış ölümcül eller,
O eller burada bizim yüreğimizi de eller…
2/:
Her ne olursa simurg yurdunda,
Burada da oluyordu aslına bakarsan…
***
Yüreğinde bir kuş gözü delik açılıyor,
Bozok dağlarını mekan bellemiş Sürmelibey’in,
Bir yarık da kayaların ustası Ferhat’ın yanağında.
Türkü yiğidininse kazanlar kuruluyor harman yerine,
Ellerine kabir toprağından kınalar yakılıyor,
O küçük kabir açılıyordu burada da,
Bizim de yanık toprak yüzlü yüreğimize aslında.
3/:
Her ne olursa simurg yurdunda,
Burada da oluyordu aslına bakarsan…
***
Tıkamak mümkün değildi saldırgan bir nisanda,
Veysel’in dudağından fışkıran bozbulanık selleri,
Kuşatıyordu aşk burcunu çit fistanlı Gülüzar kızın,
Ve hafif bir yeşillik sevdalı yürekleri her zemheri ayında,
Gözler ah ettirir görmese de dünya gözüyle,
Kalbi göz göz olmuş türkü yiğidini.
Ki o gözler bizi de dara çeker burada…
Şurası Filisttir, Orası Kilist
1/:
Bakmayın bana utanırım gözü ela güzeller,
Konmayın boynu bükük çayırıma,
Burnu gül kurusu üveyikler sabah erkenden.
Çünkü burası ateşlerle halayların yurdu Filisttir,
Kilisttir ceylan-ı İbrahimlere il olan bozkır.
***
Kilistte bir şafak vakti…
Filistte balalar çoktan ayaktalar kavak fidanları misali,
Ancak yürekleri uyanık olsa da,
Gözleri uyumadalar…
Bizimse hikayemiz ne Filist, ne Kilistte açardı çıkınını,
Kınını unutmuş bir paslı kılıcın kabzasında birer zebercettik.
2/:
İşte o zebercet ülkesinde de saat aynı guguklarla öterdi,
Türküler pembe ağızlarda başlardı usul ve zarif,
Biterdi kan kırmızısı yüreklerin ateşten dalgalarında.
Bir türkülü gecenin harmanındaydık,
O kınalı üveyikti kan uykumuzun sakin haritasını yırtan,
Daha sabah yeni olmuşken terli alnımızın çimen kızı yaylalarında,
Ve ele rengi gözlere henüz dolmamışken tan yerinin iksiri,
Artık çaresiz bir gün ışığı diliminde baldıran yemlenecektik.
3/:
Yani kurtuluş yoktu Filist diyarında yalel dilberlerine,
Ve Kilist ilinde son katardan arta kalan ceylan-ı İbrahimlere.
Dönmez bir kervanın izine basa basa giderdik,
Biz de o kimli kimseli sis diyarlarına.
Kimse geri dönüşümüzü bilemezdi cem semahlarından,
Ağır aksak dizilen kan köpüklü anlardı sıçrama taşımız,
Kurtuluşun selamet sahillerine,
Yaşımız her anda bir yılı kavrasa da takvim tomarlarından,
Düşecektik yaşlı zamanın öğütücü değirmenine…
4/:
Ya her şey türkülerin dediği gibi olurdu,
Ya da biz öyle sanırdık ki üveyikler kahır diyarlarına göçmez,
Her gurbete giden özgürdü bizim meşrebimizde,
Bırakırdık bendini sel sulsrının, gidrdi,
Ancak her gidenin de üzerine türkü yakılmazdı ki,
Türküler için yürek tandırlarında koygun ateşler,
Harlı odlar için çıra gibi sevdalar gerekirdi.
Yani kurtuluş yoktu Filist diyarında yalel dilberlerine,
Ve Kilist ilinde son katardan arta kalan ceylan-ı İbrahimlere.
3/:
Meğerse, bir başka boyut daha varmış,
Herhangi bir kalp ikliminde de sonbaharlar yaşanırmış,
Biliriz ki biz beynine saplanır bir zebercet kabaralı kılıç,
Filistte sabahları erken uyanan mahmur adamın,
Gözü ela veya burnu gül kurusu bir sivri diken,
Yırtarmış boydan boya Kilistte ela gözlü kızların yaşam çadırını.
***
Böyle yazardı belki Zerdüştte yazsa bu aşkı,
Ne takati kalır Filist dilberlerinin o türküde od olduğunda,
Ne de dermanı kalır Kilistli ceylanların,
Bulutların pamuk şekeri çayırlarında aşktan yemlenmek için.
4/:
Beyindir her bir şeyin müsebbibi derler ya,
Ne inanasımız gelir yalancı evliyaların yürek gümbürtüsüne,
Ve ne de inanmayışımız sabahların ayazında üşümeyişliğimize.
Bakarsın dürülür zaman ve mekan,
Bir esrarlı frekanstan yayına geçer yüreklerin sırlı lisanı,
Son göçün son üveyikleri kanat çırparlar saçlarımıza,
Ana, kız, ağıt, hüzün ve intikam tozar coğrafyamızda,
Biz yüreğimizden bir yerlerde el sallarız kızılca kıyamet içre,
Evet olur bütün hayırlar ve hayırlı saatleri yaşamın.
Sıyrılır zebercet kabzalı kılç,
Yani bakarsın bir kurtuluş yolu görünür sisli ufukların aralığından,
Filist diyarında yalel dilberlerine,
Ve Kilist ilinde son katardan arta kalan ceylan-ı İbrahimlere.
Bu içerik için hiç etiket yok.
