Zamanın Kıpkısa Tarihi 1
Gönderen: ahmetyozgat • 3.08.2006 • Türü: Deneme
Aşk Zamanını Ölçebilmez Saatler
1/:
Aşk zamanını saatler ölçemiyordu hiçbir zaman.
Her yürekten öfke ile… Er dileyen bir merdi meydandır yaÅŸam. Zira an be an yüreÄŸimizden ezgiler yükselmede. Duyuyoruz kimse duymasa da acılarımızı biz. Hepimiz koro halinde uluyorduk. Motorbot ezgi sayılıyordu kılıç tınıları savaÅŸ çarpışmalarında. KurÅŸini özlemlere vuruluyorduk dan dan!… AÅŸk zamanını saatler ölçemiyordu hiçbir zaman. Çünkü an da kocaman bir çağı kaplıyordu. Ölçüsüzdü çoÄŸu zaman…
2/:
Aşk zamanını saatler ölçemiyordu hiçbir zaman.
Klimanjaro’nun iskeleti örülüyor. Zirvedeki karları kurtlar diÅŸliyorlar. Bizse eteklerde yeÅŸil kilimler gibiydik. Hayattan aldığımız tezkereyi bürünmüştük mezar yolunda. Yani bir aÅŸk ve ışk hanedeydik ki yanakları enerjik bir tazyik altındaydı.
DEVAMI
3/:
Aşk zamanını saatler ölçemiyordu hiçbir zaman.
Yıldızların yüzleri kızıldan mora çalıyordu. Ve hatta onları kapı dışarı ediyordu hadsiz basınç. Binleri bilen on binler eÄŸitiliyordu kadim tapınaklarda. Uzaklarda utangaç bir galaksi yeni yeni seçiliyordu. Zaman Pitsagor akademisinin sayılarını sahipleniyordu. Daha doÄŸrusu biz öyle sanıyorduk. Aman! diyordu dehÅŸetle patlayan her gözün altındaki dudak. Bir yaman…
3/:
Dedik ya ey ehli ÅŸiir…
Aşk zamanını saatler ölçemiyordu hiçbir zaman.
***
Demirkazık Kuzeyde Bir Yerde Tutsak
1/:
Demirkazık kuzeyde bir yerde korsan elindeydi…
Sayıların seli aritmetik derelerinde canhıraÅŸtı. FiziÄŸin seline kapılanlarsa kendi yaşını hesaplayabiliyordu ancak. Gözlerini ovuÅŸturarak uyanıyordu bir Andromedaa. Ve dönüp dönüp tekrar tekrar bakıyordu fırladığı çukura. Hayretle önündekileri ayıklıyordu Darius’un öncülü burçlar. Azgın naralar çatallı dillerindeydi…
2/:
Demirkazık kuzeyde bir yerde korsan elindeydi…
Evet yanılmıyorduk. Demirkazık kuzeyde bir zirvedeydi. Bu ferman o buyruktu. Yani uÄŸursuz bir zaman diliminde yakalanan atom saÄŸanağı. Ve yorgun postacının getirdiÄŸi son ilandı adımızın kufi kaydı. Kayıt Ademcedeydi…
3/:
Demirkazık kuzeyde bir yerde korsan elindeydi.
Yıldızların en Vandalıydı atımız. Takımımız meraklanıyordu. Daha ilk dönümün baÅŸucunda hesapsız bir ikircik. Tekmil alıyorduk kuarklardan. Çünkü zindan çıkımında olurdu ne olursa. Ya özgürlük… Ya da köle pazarlarında mezattaydık. Ve seyyare ırkının ilk kuralları konuyordu. Somutluk henüz kozmosun soyut selindeydi…
4/:
Demirkazık kuzeyde bir yerde korsan elindeydi…
Gök kapıları zamanında açılarak boÅŸaltıyordu içindekileri. Akan terin oluÅŸturduÄŸu derin derelerden ışık ve kader akıyordu. Ve kızıl koridorlara bakıyorduk ben ve ekibim. Kendini bilmez bir firavun bizimle yarıştaydı. En yüksek ehramın gölgesinde saklıydı onun sırrı. Tahtının ve tacının yıkıldığı otis yılında sarmalanıyordu keten kolanlarla. CiÄŸeri cerrahlar elindeydi…
5/:
Dedik ya ey ehli ÅŸiir…
Demirkazık kuzeyde bir yerde korsan elindeydi…
***
Kaybolur Sırlar İlinde Yavuklum
1/:
Kayboluyordu sırlar ülkesine her gelen…
AÅŸk denizinin havzası apaçık. Sayın ki alnacımızda kabak gibiydi. Ve derin bir damarından oyuluyordu kan. Bir yanları ÅŸeÅŸber temreni… Arka yanları keskin bıçak sırtı kesiliyordu genç daÄŸların. Cinayet okyanusları çatık kaÅŸlıydılar. Kan gölleri oluÅŸuyor… Gölü oluÅŸturan çukurların enleri uzuyordu. Boyları yükseliyordu ışık yıllarınca. SaÄŸa ve sola aralıksız… Keskin bir kılıçtı acının döşünü delen…
2/:
Kayboluyordu sırlar ülkesine her gelen…
Kuyular her durakta bin tane… Ve arteziyen çıkrıkları nur örgüsüydü. Sözsüz bir anlatımdı suyun dili… Kovalarsa ateÅŸ ve piÅŸmanlık doluydu lebaleb. KarmaÅŸanın tam içinde göbektik. Taç yapraklar dizininde Golf Strim çizgileri çiziliyordu. DaÄŸlar hala siyahlar giymiÅŸlerdi. Yastaydılar. İnce ve uzun boyluydular gelin yaylar. MaÄŸma delikanlılarından biri çıkıyordu bir aralıktan. Kabuklarını çatlata çatlata. Ardından göveriyordu yalnız sekoya aÄŸaçları. Ama nedendi? Biliyordu sırrını bilen…
3/:
Kayboluyordu sırlar ülkesine her gelen…
Göz ve kalpti yekpare gövde. Kör ve ÅŸaşıydı kıvılcımlanarak ufka dağılanlar. Oysa gözbebeklerine bakmak gerekirdi nazar kızlarının. Bakarak vurulmak nazargahtan. Çünkü ak ışık şövalyeleri böyle istiyorlardı burçlarından. Yazgılarının akış yönünüydü arzuları. Mecnun’sa bunu anlamakta zorluk çekiyordu. Yıldızlar bir baÅŸka maceradaydılar… Kendi koyunlarından çıkanın babasıydılar Ve hasmıydılar paradoksa abanarak. İkilemdi mevcut güveni silen…
4/:
Dedik ya ey ehli ÅŸiir…
Kayboluyordu sırlar ülkesine her gelen…
***
Bir Hallaçtır Aşk, Kader ve Kaza Atar
1/:
Bir hallaç pamuk ve kader el yazmaları atıyordu…
Ya kuasarlar öyle mi? Onlar ki öz hısımlarını konuk ederdiler yüreklerinde. Ama beceremiyorlardı henüz adam ağırlamayı. Çünkü sırlar ülkesine gelen kayboluyordu. Çünkü siren kızının gözleri birer gayyaydı sanki. Hatta lacivert tünel gibi ürkütücüydü yaşam kimilerine. Ve nabız atışı gibiydik biz arzularımızla. Bir dişi partikül yalnızlığına sevdalar katıyordu.
2/:
Bir hallaç pamuk ve kader el yazmaları atıyordu…
Özlemimizle yan yanaydık. Yapayalnızdık yaÅŸadığımız kaoslarla. Gece ve güneÅŸ garip bir düşmanlıkla dansa durmuÅŸlardı. Karanlıkla aydınlık aynı cephede. Ya da ilk savaÅŸ… Sonsuza kadar sürecek bir cebelleÅŸmenin ÅŸahitleriydik. Yıldızlar da bizimle beraberdiler. Ve yeknesak yanıp sönüyorlardı. Meraktı bu. Ne olacak? Veya nasıl olacak? Yürekler ayarsızdı ve sabırsız atıyordu…
3/:
Bir hallaç pamuk ve kader el yazmaları atıyordu…
YüreÄŸimizde yabancı bir nazar vardı. Derin izler batıyordu keyfimizin fiziÄŸine. Kabaralar acıtıyordu. Prototip bir dızmandı yüzeyimizdeki. Ve gecekondu kuruyordu izinsiz. Bing bangdan beri ivedilikle iÅŸliyordu elleri. Hissediyorduk an be an devinimini zamanın. Çünkü çukurlarımıza doldurduÄŸumuz topraklar kavruluyordu. Tümsekler savruluyor, düzlüklerde tandırlar yanıyordu…
4/:
Bir hallaç pamuk ve kader el yazmaları atıyordu…
SoÄŸukla kardeÅŸ sayılırdık temmuzda. Ama… Sarı sıcağı ilk kez martta duyuyorduk. Yine de yalnız deÄŸildi zamanı ilk ayları. Bizden er dileyen biri daha vardı. Bu, savaşın kutsayıcısı Herkül’dü belki de. Ya da Zalın oÄŸlu Ürüstem… Onların hadsiz çarpışmalarına düçar olmuÅŸtuk yana yakıla. Onulmaz yaralarını taşıyorduk zirvelerimizde. Sis ve karın ortasında kurtlar debeleniyordu. Belki de kurÅŸuni özlemlerdi. Bizi albenisiz yaÅŸamlara baÄŸlayan ibriÅŸimler. Çünkü beynimizde de bir merdi meydanlar yatıyordu…
5/:Dedik ya ey ehli ÅŸiir…
Bir hallaç pamuk ve kader el yazmaları atıyordu…
***
Zal da Esirdir Simya Formülüne
1/:
Zalimlerin aÅŸk sergüzeÅŸtleri esirdiler simya formüllerine…
DondurduÄŸumuz problemlerdi ÅŸimdi karşımıza çıkan İblis’le. Ve birer birer çözülüyordu kördüğümler. Efsunlu aritmetiÄŸin yetenekli ellerinde. Oysa zalimlerin bereketliydi yaylaları. Ancak yine de simya formüllerine esirdiler. Ve oldukça olmalıydı kaderlerde bela ve arsızlık. Ki dinmeli kaos… Işık tayflarının hareketleri yanağımızda yaraydı. YüreÄŸimizde zamanın izi… Ve aÅŸk elçilerinin meÅŸin kırbaçlarının ÅŸakırtılarıydı yıldırımlar. O yıldırımlar beynimize… Biz düşüyorduk ışıklı yarıkların ellerine…
2/:
Zalimlerin aÅŸk sergüzeÅŸtleri esirdiler simya formüllerine…
Barbarlar mitoz usulle çoÄŸalmaya durmuÅŸlardı. Ve federasyon marÅŸlarının ürperten sesiydi anlaşılmaz ezgiler. AÅŸk zamanını diÅŸli testereleriyle ufalıyordu hünsa melekler. Bir kaplan postu gibiydi geniÅŸleyen uzayda mekan. Biz de ürkmüş koyunlar misali sabır meleÅŸiyorduk. Sayın ki bir aÅŸk ve ışk hanesindeydik. Muhtaçtık sevgililerin doyumsuz ilgilerine…
3/:
Zalimlerin aÅŸk sergüzeÅŸtleri esirdiler simya formüllerine…
Vandalların dudakları en derin sövgüye hazırlanıyordu. Kehanetin arkasında oturan olaylar sıra sıra. Gah Sirius’a, bazen de bizden yana ağıveriyorlardı. Sakso yine ateÅŸ üstüne yazıyordu ağıtlarını. Kıllı ellerini üteliyordu erkeksi seyyareler. Ve ÅŸimÅŸeklerini birbirine taraklayarak ufku dilimliyorlardı harp ve sulh yazıcıları. Tempo tutmaya baÅŸlıyorduk arsız ve yaramaz… Sadece adil bir mahkemede yargılanmaktı isteÄŸimiz. Biteviye bakmaktı iÅŸimiz bizim… Karanlığın yüzüne yani yargıçların esrarlı gözlerine..
4/:
Dedik ya ey ehli ÅŸiir…
Zalimlerin aÅŸk sergüzeÅŸtleri esirdiler simya formüllerine…
***
Burcun Kenarlığında İkizler Aşkı
1/:
Kova burcunun pirinç küpeÅŸtesinde ikizler oturuyordu…
Geç mi kalmıştık yoksa galaktik çayırlarda? Oysa o saatlerde aradığımız aÅŸktı sadece. AÅŸkları ve alkışları boy boya istifliyorduk. Metalik bir tarrakayla yankılanıyordu galaksi doÄŸumları. Tavandaki bir lahuti delikti. Ve gittikçe uzaklaşıyordu. Sevdamızın kıyısından sarışın varaklı avizenin ışıktandı saçları. Ve sarkık… Yanağımız yanıyordu iÄŸnelenerek. Kova burcunun sarı pirinçten kenarlığında bir ikiz oturuyordu. Åžiir adamları onun dizi dibinde… Ve aÅŸk dilberleri sere serpe. Ve hep bir ağızdan ritmik tempo yarışındaydılar. Sonunda olan oluyor… Dilleri kuruyordu…
2/:
Kova burcunun pirinç küpeÅŸtesinde ikizler oturuyordu…
YaÅŸasın Martin Luter! O da kim? Ve Neden? Ne diye bağırıyordu o dünyevi kural? Anlayamıyorduk. Daracık alanda felsefi övünmeler… Protestanlık nutukları zamanın doÄŸu bölgesinde. Åžimal sade kar ve kin… AÅŸk zamanının bir sayfası yırtık bir baÅŸtan diÄŸer baÅŸa. İntikam tarihinin sayfalarından elini kaldırmıyordu lanetli bir çeri. Gözleri deÄŸirmi ve oldukça iri… Kalabalığın yarılmasını ortasından… Ve mazlum insancıkların susmasını istiyordu.
3/:
Kova burcunun pirinç küpeÅŸtesinde ikizler oturuyordu…
Sanırım Jüpo idi kahveleri ortalığa deviren. Kalabalık susuyordu. Ne yapsın can karşısında? Ama Mecnun’un açtığı kapak gübre ile kapanıyordu. Son bira yudumlanıyordu bir yıldız dudağında. Zamanın musluÄŸunda bereket… Ve akan sıvı kırmızıya çalıyordu kimi zaman. Azala azala kesiliyordu çoÄŸunluÄŸun feryadı. Azınlıksa zaferle kuduruyordu…
4/:
Dedik ya ey ehli ÅŸiir…
Kova burcunun pirinç küpeÅŸtesinde ikizler oturuyordu…
***
Bir Galaktik Aşk Kulübesi Burası
1/:
Burası korunaklı bir galaktik aÅŸk kulübesidir…
Gelin yanıma kuzeyliler. Diyordu ya kutup yıldızı. Burası korunaklı bir galaktik aÅŸk kulübesidir. Sizi de saklar bizi de… Her dediÄŸini duyuyordum o son prensin. Dahası duymuyor hissediyordum. Çünkü herhangi bir ses deÄŸildi dinlediÄŸimiz türküleri ırlayan. O an ulaÅŸamıyordu yöremize son dağın son nefesi. Meri’deydi kökü gog ehlinin de belki? Herkes kendi ülkesinin derdindedir ÅŸimdi bilin ki. Ve bu ses herkesin ortak ünlemesidir…
2/:
Burası korunaklı bir galaktik aÅŸk kulübesidir…
Sırılsıklamdık. Saçaklarımızda ateÅŸ buzları tutmuÅŸtu kamaleyin. Bir kaç milyarlık ışık yılıydı yorgunluÄŸumuz. DaÄŸların kulağına fısıldamalıyız. Ki kar ve gölge gerek bizlere. Tepedelenli Kamil PaÅŸaya ise samur kürk… İstemdışı oluÅŸur her hareket bidayette. Ve birkaç adımdır atılır birim zaman içinde. Yavru galaksilere doÄŸru devrilir yaÄŸmur bulutları. Ben de devrilirim. İşte buradır mantık… Arkası faydasız felasife… Bin bir yanımız ise ateÅŸ dalgalı bir denizdir…
3/:
Burası korunaklı bir galaktik aÅŸk kulübesidir…
Kararmış suretlerle ışığın arkasından yürüyorduk. Usul ve gevrek… AteÅŸler üfleyerek. DaÄŸlı Albaniler zil takıp oynamada. Ve tıklım tıklım güzergah kenarında. Krallarının ardında post bürülü dızmanlar. Kılıçlar sivri dilli yıldırım… Önlerine dolanansa alüminyumdan bir zırh. Kabaralı kumaÅŸtan sisli pelerininin önü ise yırtıktı… Arkası kraterler vilayeti oluyordu tarihin bu kıyısının. Bizim bekleÅŸtiÄŸimiz durak burası. Yani sayın ki Alamut kalesidir…
4/:
Dedik ya ey ehli ÅŸiir…
Burası korunaklı bir galaktik aÅŸk kulübesidir…
***
En Harlı Ayazdır Bu Aşk Yüreğimizdeki
1/:
YüreÄŸimize doldurduÄŸumuz en harlı ayazdı bu…
AteÅŸ ve sis kralı kimdir? Bir bilinir, bir perdesini bürünür. Onun sağını orta boy gök adaları alıyordu. Biz ise yayan yapıldak. Kendi yörüngemizin ilk menzilinde. Kocaman ve karanlık gözlü muharipler hantaldılar. Ve sollarını kollayamıyorlardı. Yana doÄŸru aralıyorlardı kader kapılarını. Ardınca toz bulutundan kuyruklarını… Gözlerinde safi hırs, dillerinde lahuti bir “hu!”
2/:
YüreÄŸimize doldurduÄŸumuz en harlı ayazdı bu…
O an Mecnun’un yüzüne doÄŸru savruluyordu körüğün son nefesi. Gri bir duman ardından… Daha sonra cehennem kavruluyordu. Etna kuduruyordu, gayya gibi. Gözleri yanıyordu bilcümle mahlukatın. Evrenin çevresine tünemiÅŸ olan herkesin ve benim tabii ki. YüreÄŸimize doldurduÄŸumuz en harlı ayazdı bu. Zırhları çivili zalimlerin bereketli bir vurgunu…
3/:
YüreÄŸimize doldurduÄŸumuz en harlı ayazdı bu…
Ve Uzun bir hüzme… Önümüzde. Deli bir ata binmişçesine. Yani oldukça hareketliydi bu aralar tarih. Sarih bir ayna deÄŸildi bakındığımız kare. Sis ve buharlar içinde. Sorar kendine ehli ÅŸiir: AÅŸk nerde? Ancak zaman yoktu ortalıkta daha. Yani vakit vardı sevdaya. Ya da bu yıldırımlar anın kırbaç sesleri miydi? Ya da denizini mi aramadaydı ilk su?
4/:
Dedik ya ey ehli ÅŸiir…
YüreÄŸimize doldurduÄŸumuz en harlı ayazdı bu…
***
Aşkın Ve Cinayetin En Hırçınındaydık
1/:
AÅŸkın ve cinayetin en hırçın zamanındaydık…
Mekansız bir zemindi yakın durduÄŸumuz yer. İzimiz sürülmüyordu. Kısrağımız yürümüyor. Görünmüyor menzilimiz. Çaresizdik. Ve yüreÄŸimize binmiÅŸtik. Dolu dizgin iz üstündeydik. Arz mıydı perdeye yansıyan? Yoksa ayaz mı? Azık çantamıza doldurduÄŸumuz göğ ekin kırpıntıları. Ve panspermi nazariyesi biraz. En akraba göğün beline dolanan bizdik. Bizim yüreÄŸimize ise bin bir renkli zamansız bir kuÅŸak dolanıyordu. Yıldızlara uzaktık. Dalgacı bir güneÅŸin yanıbaşındaydık…
/:
AÅŸkın ve cinayetin en hırçın zamanındaydık…
Kanımız mavi… YeÅŸildi kimimizin gözbebeÄŸi. Elleri balçık karası… Kimimizin ondülaları sarışındı ışık altında. Ve sadık bir ülkenin esmer tarlaları gibiydik. Kederi ve hüzünlü ışık yaÄŸmurunu bürünmüş gidiyorduk. Ayaz bulutlarının sol cenahında. Yani canlar ey, bir aÅŸk ve ışk hanesindeydik. Bira vurgunu bir keltti yoldaşımız. Tarihin damarındaydık…
/:
AÅŸkın ve cinayetin en hırçın zamanındaydık…
Samanyolu diye bir adres mekansız ellerini uzatıyordu bizim mangaya. Ardından moloz artıklarını yumruk yapıp yuvarlıyordu. Ve uzun uzun esniyor koridorlarında kendi sarmalının. Ardından gözpınarlarını ovuÅŸturuyordu Jüpi taraflarında. Satü’nün saÄŸ yanağındaki irinli bir bendi. Big bang diye diye atmaya baÅŸlıyordu hiçlik saati. Arzın ilk kervansarayındaydık…
/:
Dedik ya ey ehli ÅŸiir…
 AÅŸkın ve cinayetin en hırçın zamanındaydık…
***
Zaman Diye Bir Bebek DoÄŸuyordu
1/:
Zaman diye bir bebe doÄŸuyordu apış aramıza…
İzan ÅŸaÅŸkındı. Ve vicdan zavallı bir ÅŸaraphanedeydi. AnarÅŸist yıldızları öldüren de o ÅŸaraptı sanırım. Ki sıkılacaktı bir kez daha. Nebi Nuh’tan sonra… Ve bira dolu fıçılar önümüzde… Teker tekere. Onların zamanıydı. Yani ateÅŸ suyunun. Ve sahte bir Manitu’nun. Mantıkları esrik bağımlıların dili çatallaşıyordu. SarhoÅŸlar düşüyorlardı sivri dilli narımıza…
2/:
Zaman diye bir bebe doÄŸuyordu apış aramıza…
Meri’nin damağını hissediyorlardı ilk önce. İştahlı dillerinde balçık ve çamur mahlukatı. Yani sevda usul usuldu. Åžehvet dolu dizgin. O anda doÄŸuyordu zaman. Korunaksız kulakları sağır eden bir gürültü… Ve ışık kalyonunun seren ibriÅŸimleri kopuyordu orta yerinden. Fırtınalar sürüyorduk zamansız yaramıza…
3/:
Zaman diye bir bebe doÄŸuyordu apış aramıza…
Işık elinin haritası sereserpeydi. Biz coÄŸrafya dersinde… Bura nere? Nere ÅŸurası? Eli ziftlilere ait kısmından bir tümsek. Kabarıyor ve patlıyor muydu ne? Çok geçmeden hengame.. Koyu bir karanlıktı dökülen üstümüze. Bize bir haller oluyordu. Dedik ya ay dost zaman diye bir bebe doÄŸuyordu. Metal gıcırtılarıyla kuark ülkesinden. Demir atlar katılıyordu. Yıldızlardaki rahvan ve doru haramıza…
4/:
Dedik ya ey ehli ÅŸiir…
Zaman diye bir bebe doÄŸuyordu apış aramıza…
***
Bir Sarı Şeytan AşkKomplosunda
1/:
Sarı bir ÅŸeytandı o kırmızı komplosunda…
Cam ÅŸangırtıları melodide pes bir ritimdi. Heyula maddeler duvarları yalayıp geçiyordu bir yarış atı hızıyla. Marsi’den bu yana akın akına kraterler. Karşıdan gelense bir eski zaman hyle’si. Ya da Daimon diye bir ruh. Ya da bir bozkırlı muharip ki silme alaz terkisi. Herkesi bir helecan boÄŸuyordu boÄŸazlarından. Biz mi? Aman aman… Kaosun ortasında…
2/:
Sarı bir ÅŸeytandı o kırmızı komplosunda…
Arz usul usul perdeye çıkıyordu. ÇaÄŸ buzul çağı deÄŸildi henüz. AteÅŸ mahlukatına hazırlık vardı. Her ÅŸey birkaç milyon ışık yılı… Ve bir sevdalık zamandı. Sonra doÄŸulu bir savaşçı misali kimona seviÅŸmelerine iÅŸtirak ediyordu iÅŸtahla ada. Ve ufaktan aÅŸk ve meÅŸk örmede bir yanına. DiÄŸer yanına su serpmede… Yıldızlar uçuÅŸmada galaktik paltosunda…
3/:
Sarı bir ÅŸeytandı o kırmızı komplosunda…
Sarı bir ÅŸeytan mıydı? Ya da lacivert satan?… Kendi komplosunda olan o zaman. Kızgın dızmanlar ise bu hengamede hotozlu birini altına alıyordu. Eziyor ve üzerinden geçiyordu masif sevda ehlinin. Kozmik bir kapının kenarında bekleÅŸen ise bizdik. Ve bir kaç Plüt ortodoksu. O ne? Kaçkın ışık yılı kısrakları bir mesihi daha bindiriyordu o sırada düldüle. Cesetler ÅŸehadet denizinde. IÅŸk hanenin duvarlarına sıçrıyordu kanımız. Ve izanımız hiç çıkmamacasına.
4/:
Dedik ya ey ehli ÅŸiir…
Sarı bir ÅŸeytandı o kırmızı komplosunda…
***
Şiirin ve Aşkın Beyni Patlıyor
1/:
Åžiir tayfasının beyninde patlıyordu ilk kafiyeler…
Ama aynı zamanda hazar zamanındaydı atlas. Yine de kaderdi karındaşımız. Ve kaza yazıcılarının beyniydi bizi baÄŸlayan. Nara ve barışçıl sevdalara. Belki de yaÅŸamımızdı çarpıp patlayan. Kozmik vizyonumuzda o enerjik duvarlar. Suskundu hala ilk kafiyeler. Vezin kararsız bir simurg kuÅŸu. Kendini tanzime koyulmuÅŸtu dostumuz ÅŸiir. Kumla karışık et parçaları yıldız çengellerinde. Babil asma bahçelerinin serinliÄŸi nerede? Ya da galaktik ışık seralarının camına yansıyan suret de kimin? Oysa oralara daha önce araf görevlileri yapışıyordu. Biz peÅŸlerine yayan yapıldak… Bin bir umutla… Rüzgarda dalga dalgaydı çöl ve kum ve kefiyeler…
2/:
Åžiir tayfasının beyninde patlıyordu ilk kafiyeler…
Fes tepelerinde kırmızı süsler gibiyik. Bu sırada aÅŸk zamanının kampanası uÄŸul uÄŸul kulaklarımızda. Ufukta yarının kızıl dili… Eli kanlı bir gelecek miydi bizi bekleyen yoksa? Kendi kanalında geliÅŸiyordu ilk tarihçe. Ve artık sevdaların her bir rengi pantone. Bu cenahta yaÅŸayan panspermik çiftçiler kan ter içinde. Ve iÅŸleri başından aÅŸkın. Yani ışığın hasatı. Zaman ekim zamanı hatta. Her anı deÄŸerlendirmek gerek. Sarışın Satan’ların oturdukları alan ise kırmızı ateÅŸ balçığı… Ya denizler nerdeler?
3/:
Åžiir tayfasının beyninde patlıyordu ilk kafiyeler…
Ve sofra… Bereketli uzay sofrası… Dört bir yana doÄŸru tekerlenmede mekan. An yakın deÄŸildi bir baÅŸka ana. Saat saate denk sayılmazdı daha. Ve daha da kötüsü, boyutlar geniÅŸliyordu doÄŸrusu bizden yana. YüreÄŸimizde ise ilk filizleri korkunun. Yoksa?… Gök adamıza doldurduÄŸumuz maÄŸma ise gittikçe kıvamlanıyor, ve bir kenger sütü misali sakızlanıyordu. Mavi göğün beline dolanan eller portakal rengi. Üstelik görev başında ışık hızıyla. Ve bin bir renkli zamansızlık sıyrılmada fezadan. Yani aÅŸkın mezarından tabii ki… Dudaklarda kadim bir lisan… Gözlerde donuk ifadeler…
4/:
Dedik ya ey ehli ÅŸiir…
Åžiir tayfasının beyninde patlıyordu ilk kafiyeler…
