Hürriyetin Yeniden Ýlaný'nýn 100. Yýlý | Aralýk 1908 | Osmanlý Meclisi

Zamanın Kıpkısa Tarihi 2


Gönderen: ahmetyozgat • 7.08.2006 • Türü: Deneme


Okuyorduk Vicdani Kitapta Aşkın Babını
1/:
Okuyorduk aÅŸk evvelinde vicdani kitabın seher babını…
YüreÄŸimiz mavi kan… Ve kara balçık deposu. Muhayyilemiz anti madde… Bu saatte oluyur ne oluyorsa. Ve Esir sisi arasında tutsağız. Turkuvaz gözlerimiz burgu misali ilerliyorlar. Yuvarlaklaşıyor ÅŸiÅŸen evren. Ve heyula maddenin kaçkın kuzuları sürü peÅŸinde. Damarlarımıza doldurduÄŸumuz özalaşım yanıyor türkü türküye. Ve yana yana rengini örüyordu. Ardından bahtını döndürüyordu kuzey batıya. Bizse yazgımıza ve acı yurdu kahrımıza gark oluyorduk. Dökülüyorduk arzın kabına…
2/:
Ve okuyorduk aÅŸk evvelinde vicdani kitabın seher babını…

Devamı
Antimaddeye duyduÄŸumuz reddi mirasımızdı. Çünkü öfkemizden yemleniyorduk koridorlarda. Yaralarımızdan akansa kızıl volkan maÄŸmasıydı. Aslında uzayda aÅŸk zamanıydı. Ve ateÅŸ ve suya abanarak. Yanarak gerdeÄŸe girmek demiydi… Çimerek yeniden yaratılmak heyulanın içinde… Bir Satür kayzerinin fırdöndüsündeydik. Ve onun süslü entarisi gibiydi yörüngedeki ilk halka. Esri maddeyi bürünmüş yetimler gibiydik. Yani bir aÅŸk ve ışk hanesindeydik. Her sektör kanından biçiyordu bayrak kumaşını..
3/:
Ve okuyorduk aÅŸk evvelinde vicdani kitabın seher babını…
Ve agnostik bir lisan ile okuyorduk… AÅŸk evvelindeydi zaman. Biz vicdani kitabın seher babının tekellümünde üryan…Karanlık bir kıstaÄŸa düşmüş gibiydik. Artık kuÅŸkusu kalmıyordu Sur’un. Ve seyyarelerin ÅŸeffaf malzemelerinin. OluÅŸacaklardı çarnaçar. Ve son firavunun temreni sivriliyordu. Evet o bir kreatuvar… AteÅŸ keÅŸiÅŸleri mırıl mırıldılar. Ve okuyordular vicdani kitabın her babını ezbere. Zendavesta’nın her çarpışında alesta… Veda pasajları yoksul mu yoksul?… İncir altında bir rahip tekrar kurguluyordu kuÅŸku yurdu başını…
4/:
Dedik ya ey ehli ÅŸiir…
Ve okuyorduk aÅŸk evvelinde vicdani kitabın seher babını…
***
Kozmik Küllerden Doğan Aşk Galaksisi
1/:
Kozmik küllerden doÄŸan bir galaksiydi aÅŸkın ülkesi…
Ve göz göz koridor… Birim birim ateÅŸ odası… Sonra biraz daha geniÅŸliyordu samanlar istanı. Kafkas daÄŸları mıydı yalçınlaÅŸan? Ardından Alpler mi? Yok yok Toroslar… Yoksa Kaf dağında kaknüs kuÅŸu…Muydu? Kozmik küllerden doÄŸan bir galaksi. Miydi? Bu ötüş o türküydü belki de. Heyula bir cüce devdi. Biz ise abartılı bir ÅŸekilde büyüyorduk. Daha sonra bir yorgunluk çöküyordu zamana. İvme normale yöneliyordu kırılarak. Düşük volümlü bir ilahiydi mekanın sesi…
2/:
Kozmik küllerden doÄŸan bir galaksiydi aÅŸkın ülkesi…
Ayna yürüyordu fotoÄŸraflar üstüne. Gnostik bir postacıya emanettik. Ve onun elindeki mazruf biz miydik? Yazgımız mıydı yana yana dirilmek? Bilemezdik ki. Kozmolojiks ilanların gereÄŸiydi bu popüler ÅŸiÅŸme. Ve tüm yolları kaplıyordu otuz beÅŸ angström dalgaboyu. SoÄŸurma çizgisindeydi sis Ve molekül kavimlerinin zamansız göçü. Ben bütün bunları kimden mi? Tabii ki bir karanlık maddeden öğreniyordum nükleik tedrisatta. Ve de hem içiyordum ilk on üzeri otuz üç saniyesini zamanın. Hem kendimi biçiyordum kozmik bir terzi gibi. Atomik eÄŸitim ÅŸekillendiriyordu herkesi…
3/:
Kozmik küllerden doÄŸan bir galaksiydi aÅŸkın ülkesi…
Hem teorik, hem de egzotik bir kozmogoniye hazırlanıyorduk. Ancak tam karşımıza düşen kare icmali Cantauri’nin nefessiz ilkelleriydi. Dersiz topsuz bir savrulmayla ayaklanıyorduk. ÅžiÅŸen evreni yalancılar aynasından görüyorduk buÄŸu bulanık. Ve kendi uydurduÄŸumuz ÅŸiirlerimizden pasajlar okuyorduk. AÅŸk zamanını taf ölçümleriyle belirliyordu zamanın titiz beyi. On sekiz spektroskopi… Kırılıyordu içimdeki sonsuzluÄŸun hevesi…
4/:
Dedik ya ey ehli ÅŸiir…
Kozmik küllerden doÄŸan bir galaksiydi aÅŸkın ülkesi…
***
Vecd Halindeydi Çığlık Çığlığa Astrofizik
1/:
Vecd ve panik halinde haykırıyordu astrofizik…
Az evvelden Haberdar deÄŸildi mekan. Yani kadim metafizikten gelen her ÅŸey izan kitabının yansımasıydı aynaya. Salma çizgisinde inisiye edilmiÅŸtik ya. Kendi yazdıklarının gerisindeydi… Yani yarım kalıyordu parçacık fiziÄŸi skalasında atomlar sektörünün. GılgameÅŸ ÅŸekilleniyordu virgül ÅŸeklinde. Kozmik yumurtanın ateÅŸ topları ise ikircik kusmadalar… Ve boÅŸ durmuyordular Sümer/Babil ilinde. Ve devasa Jüpi’nin altındaydı varsaydığımız paradigma. İşte o bizdik…
2/:
Vecd ve panik halinde haykırıyordu astrofizik…
Kozmik fon böcekleri ateÅŸ ateÅŸe. Proksima yıldızında yaratılıyordu kızıl gözler. Benim gibiydiler. Aynı anda çıtırdaya çıtırdaya yok oluyordu baryonlar. Üstelik panik halinde haykırıyordular astrofizik cengaverleri. Ne yaptınız? Ezdiniz onu! Diyerek avunuyordu kızıl devler. Demek istiyorduk ki her ÅŸey yirmi beÅŸti. 25 ve atomik…
3/:
Vecd ve panik halinde haykırıyordu astrofizik…
Yani o kadar lyman alfa zamanı… Ama beceremiyordular ÅŸiir yazıcıları doktrin belirlemeyi. Ve en iyi kafiyeyi… Sesimiz kısıktı bizim de. Ve bir türlü çıkmıyordu uniform ölçüleri perspektifin. Tamirci Plüt’ün yaptıkları karşımızda. İşte deviniminin cızırtıları… Hala kulaklarımızda. Biz izotropik bir alandaydık ÅŸimdi. Yani yönden bağımsız… Dedik ya izotropik…
4/:
Vecd ve panik halinde haykırıyordu astrofizik…
Haram ve helal… İki yoÄŸun mayi giydiler. Ayrılıyorlardı düşmanlıkla. Buna raÄŸmen ben içiyordum.  On bin bir dalga boyu salınımını radyonun. Ve bütün karakteristik metaforu iÅŸtahlanarak. Yanarak diriliyordum. Köktenci analardı imrendiÄŸimiz estetik. Ve onların homojen sevgileriydi zamanı emziren. Arkamızda gnostik irin ve kan fenomeni… Yani bebe belek sesiyle karışık spektrum aralığı… Molekül sütlerini her frekanstan sağıyorduk ya… Özlemimiz atomik…
5/:
Dedik ya ey ehli ÅŸiir…
Vecd ve panik halinde haykırıyordu astrofizik…
***
Alın Size Bin Kelvin fisyon ve Aşk
1/:
Alın size on beÅŸ bin kelvin fisyon ve aÅŸk öyle ise…
Bir gümrükte kesilmiÅŸti önümüz. Sarmal ÅŸehre giremiyorlardı mikrodalgalar. Ancak kuzeyden gelen barbar takımı on üç parsek ilerliyordu. Ne ben gireyim, ne de argon kütle çekime. Diyorduk ya: Füzyon üşütür bizi. Alın size on beÅŸ bin kelvin fisyon öyle ise. Ne kütle ne de dijital zaman kayzeriydi tahta çıkan emperyal devirlerde. Ne de bu sektörde. Ya da nereden gireceksiniz kinetik yasaklamalara? Ayrıcalıklı deÄŸil hiç kimse…
2/:
Alın size on beÅŸ bin kelvin fisyon ve aÅŸk öyle ise…
Pozitron diye bir ÅŸeydi karşılaÅŸtığımız harpçi. Ve soruyordu bize kutsal yolu. Biz de ne kördük ne de topal neticesi. Oysa herhangi bir yerden girebilirdi radyoaktif fiziÄŸe. Yani izan kitabının yalancı aÅŸk zamanına ya da. Ama bizim ÅŸiirimize asla! Daha doÄŸrusu artık girmek istiyorduk biz de samanyoluna. Ama bir türlü bunu beceremiyorduk biz. Ve zavallı nötrinolar. Muhtaçtık bir atomik nefese…
3/:
Alın size on beÅŸ bin kelvin fisyon ve aÅŸk öyle ise…
Araftaydık. Siz ise arasatta… Bizim ÅŸiir yazıcıları da ara evredeydiler ÅŸimdi. Yani sorana yolun tersini iÅŸaret ediyordular. Ancak paralak ölçüler içinde kalarak. YüreÄŸimize egemen oluyordu bir kızıl dev. Ve üç yüz elli kilo parsek bir ölçümle doldurduÄŸumuz kahrımızdı evrendeki. Ve fizikteki. Ve metasimyadaki. Ve atomertesi…
4/:
Dedik ya ey ehli ÅŸiir…
Alın size on beÅŸ bin kelvin fisyon ve aÅŸk öyle ise…
 ***
Bir çiçek oğlanın sergüzeştiydik
1/:
Bir çiçek oÄŸlancığın aÅŸk tütsülü sergüzeÅŸtiydik…
Daire daireydi sefirot. İç içe su dalgaları… Dopler kayması sırasında duyduÄŸumuz öfkemizden besleniyordu elips. Macellan bulutlarından akansa yaÄŸmur deÄŸildi. Kırk kalvin ateÅŸ… Otuz parsek kızıl volkan maÄŸmasıydı. Vizyona çıkıyorduk kendi gözlerimizden akarak. Haydi Habıl gör bizi yüreÄŸinden bakarak… Bil ki biz sandığın ateÅŸ deÄŸil. Biz bizdik…
2/:
Bir çiçek oÄŸlancığın aÅŸk tütsülü sergüzeÅŸtiydik…
Kozmolojiks nurlanma anıydı. YüreÄŸimize kapılar açılıyordu. Alnımıza koridorlar. Nükleik mimarimize doldurduÄŸumuzsa dehÅŸetengiz tay sesleriydi belki de. Kanımız ve canımızdan ivmeleniyordu astronun macerası. Astro zamanın kıpkısa tarihini yazıyordu. Terimizle kazdığım kızıllık saflığımızdı bilene. AÅŸkın yüzündeki allıktı ilk iÅŸimizin acemiliÄŸi. Bu yüzden teke tektik…
3/:
Bir çiçek oÄŸlancığın aÅŸk tütsülü sergüzeÅŸtiydik…
Aşıktık. Ama aÅŸk zamanını uyuklayarak geçiriyorduk. Bir çiçek oÄŸlanın içrek teslimiyeti… Ve sufi sergüzeÅŸtiydik. Bir demir leydinin günahı ya da… Her ahı duyardık da kardeÅŸimizi asla. Çünkü marihuana dumanı gibiydi başımız. Öylesine hindikuÅŸ… Öylesine hu ve huÅŸ… Ol nedenle okült ilahilerle ritmik devinimlerdeydik. Sekiz parsek sis bürünmüştük terkimize. Yalnız bir aÅŸk ve ışk hanesindeydik.
4/:
Dedik ya ey ehli ÅŸiir…
Bir çiçek oÄŸlancığın aÅŸk tütsülü sergüzeÅŸtiydik…
***
Ezoterik Aşk Planları Kuruyorduk Gizemelinde
1/:
Habire ezoterik aÅŸk ve cinayet planları kuruyorduk…
Kozmik fon turuncu ışımadaydı. Ve gerile gerile açılıyordu hududa doÄŸru. Gentile Bellini ne aÄŸzını açıp tek laf diyebiliyordu. Ne de susuyordu. Habire ezoterik planlar kuruyordu. Kırk beÅŸ angström dalga boyu acı duyuyorduk beynimizde bizler de. Ne doygundu önümüz sıra evren… Ne de inadına aç. Ziyalar, bıçakleyin portresini tamamlamak derdindeydi.Biz atomik sınırlar ortasında oturuyorduk…
2/:
Habire ezoterik aÅŸk ve cinayet planları kuruyorduk…
Zaman içinde zaman vardı. Kapı içinde kervansaray… AÅŸk zamanını herkes kendi belirliyordu bu alemde. Ne zaman? Ve nerede?  Yalnız… Özellikli ÅŸahsiyetlerin muteberliÄŸi maharetindendi. Köşesiz yıldızlarsa salt sarı safran. Ve kozak kozaÄŸa… Çıldırmış şövalyeler tekin deÄŸildiler. Bakarsın tarihin aklını iÄŸdiÅŸ edebilirlerdi. Sadece ellerini oynatabiliyorlardı seyyarelerin mıknatıslı yerleri… Kalemlerini asla. Ama yazılması durmuyordu ÅŸiÅŸen evrenlerin. Biz ise ancak yörüngelerimizi koruyorduk…
3/:
Habire ezoterik aÅŸk ve cinayet planları kuruyorduk…
Ölçüsüzdü henüz zaman. Az sonra bir öncenin anti maddesiyle doluydu. Meri karanlıktı zifiri. Kara derili bir postacı yanında ateÅŸ dolu çantası… Az daha giriyordu vizyona. Belki on parsek ölçü… Artık ilk papanın son devresine eriyorduk eyvah. Mı acaba?… O sırada… SoÄŸurma çizgisindeydi yaÅŸanan ivedilikler. Orta fezadan gelen sis çarpıyordu samanyolu kahyalarını. Marsi’yi ve ünsüz ününü seyre dalıyordu gelecek zaman. Enli bir kolon parçası gibiydi Nuburinin beyzi yörüngesinin izi. Kolonu tutuyorduk…
4/:
Dedik ya ey ehli ÅŸiir…
Habire ezoterik aÅŸk ve cinayet planları kuruyorduk…
***
Kapkaranlık Maddeden Südur Halindeydi Ak’aÅŸk
1/:
Bir parça antimaddeden südur ediyordu ak’aÅŸk ve gül’enerji gülümseyerek…
Biz oradaydık. O ise hiçbir yerdeydi… Onun peÅŸinden sürüklenenlerse bir yıldız kuyruÄŸu… Astronun ünlüler kervanının take off ışıkları yanıyordu pır pır. Proksima yıldızı en baÅŸta imame. Ve kıran kırana enerjik. Bu tarz aydınlıklar göz alıcı sarılıkta oluyordu çoÄŸunlukla. Artık sisli ÅŸiir yazıcılarının gözlerini üstümüzde hissediyorduk. Centurik azizelerin tepesinde dönen ışıklı haleye vurgunduk ya… O kadar aÅŸk… O kadar düz yazı iÅŸte… Gözlerimizi yakamıyordu kinetik birikintileri aynaların. Uzanıyorduk yörüngelere esneyerek…
2/:
Bir parça antimaddeden südur ediyordu ak’aÅŸk ve gül’enerji gülümseyerek…
Sersem bir astrofizik içreydik. Ancak enerjiler apaktı. Belki de potansiyel nötrlüklerle yüklenmiÅŸlerdi. Yalnız içinde taşıdıklarını tabii ki… Ama neden yakmamıştı kandiller? Kalabalık kaderlerindeki aydın evreleri? Bir meçhul yazgıydı bu iÅŸte. Kapkaranlık maddeden südur halindeydi ak enerji. Ve biz bir yokuÅŸ üzereydik. Kuyruk kuyruÄŸa… Öyle zorlanıyorduk ki bizler ve tasavvufik derviÅŸan… Zaman acıyordu evlatlarına. Kaçkın şıhaplar kendini yakıyordu matemle. Teskin ediyorduk saçlarını elleyerek…
3/:
Bir parça antimaddeden südur ediyordu ak’aÅŸk ve gül’enerji gülümseyerek…
Iraklardan bir sesti bu. Yani karanlık zombileri haykırıyordu: Işıkları yaksanıza. Diyorlardı. Åžiir ağıtçılarının gözyaÅŸları kafiyeleriydi. Onların yanındaki cnigt çocuklara kör kılıçlar düşüyordu. Çizgili kan kilimleri ıstarlarda… Kozmik üleÅŸmelerde ışık ibriÅŸimleri. Salisilat asit yangınları tandır tandıra… Magellan bulutları hayal meyaldi. Ta ÅŸu yanda… Sağır tandırlar kozmik tarrakalarla düğün telaÅŸesindeydiler. Biz iÅŸitiyorduk molekül ÅŸarkılarını. Ancak epey yorulmuÅŸtuk hayali següzeÅŸtimizde. Uzandık rüyalarımızı bileyerek…
4/:
Dedik ya ey ehli ÅŸiir…
Bir parça antimaddeden südur ediyordu ak’aÅŸk ve gül’enerji gülümseyerek…
***
Canımızdaki Yıldızlar Yekpare Aşıktılar
1/:
Candan kazınan yıldızlar aÅŸk gibi ürüyorlardı…
Halimizi sormayın ÅŸiir ve aÅŸkın beyleri. O kıstakta bir sarmal galaksi tuzağındaydık. Sonumuzun yaklaÅŸtığını hissedebiliyorduk yasla. Bir perspektif  kısıldığı meydanın içinde kendini boÄŸuyordu. Zamanın ilk on üzeri otuz üç saniyesini bin yılda tüketiyorduk biz. Artık zamanın peÅŸinde dilencilerdik. YüreÄŸimizde kor tandırlar oyuluyordu. KatılaÅŸan kanımızda düşmanlar yürüyorlardı…
2/:
Candan kazınan yıldızlar aÅŸk gibi ürüyorlardı…
Yol daralıyordu. Alanlar hiçti. Yazgımıza doldurduÄŸumuz kazalar peÅŸpeÅŸeydiler. Sırası gelenlerle ellerimiz tanışıyordular. KuÅŸcağız canımızdan kazıdığımız yıldızlar yekpareydiler. Ama her saniye yeniden ürüyorlardı. AkÅŸamlardan huruç eden kızıllıksa utançtı ÅŸafaklar için. Astronun yüzündeki aptallıktı tek sermayemiz bizim kurtlar sofrasında. Ve vahÅŸi baryonlarla zifaflardaydık. Kervanlar yürüyor, takyonlar ürüyorlardı…
3/:
Candan kazınan yıldızlar aÅŸk gibi ürüyorlardı…
YüreÄŸimizeydi kızıl kıyıcılığımız. Caydırıcılığımızsa miniminnacık… Kanlı tandırlara doldurduÄŸumuz intiharlarımızdı zor zamanlarımızda. Dört bir yanımızda günah keçileri. Ve tolojinin sukunet elçileri… Her kız için bir yıldız doÄŸuyordu kozmik  anadan. Her oÄŸlan için kıvamlı bir seyyare. Bu diyarda aÅŸk pare pare… Özlem masif cevherdi. ÅžiÅŸen evrenin hududuna sakladığım menzilimizdi alnacımızda balkıyan. Ve ak çizgili kuasarlar bileklerimizin son ürünüydü. AÅŸk zamanını paylaşıyordu heyula korkunçluklar. Ve kozmogoniye akıtıyorduk gül suyunu dudağımızda damıyan. SarhoÅŸtu… Bir tapınak halısı gibiydi evren. ÅžiÅŸiyordu habire. Terimizi bürünmüştük ya bir kere. Çaresiz devinecektik. Ve bir aÅŸk ve ışk hanedeydik. İçeriye nev akdelikler ve prototipli planetler giriyorlardı…
4/:
Dedik ya ey ehli ÅŸiir…
Candan kazınan yıldızlar aÅŸk gibi ürüyorlardı…

Bu içerik için hiç etiket yok.

Bu içerik ilginizi çektiyse bunlara da göz atabilirsiniz:

Yorum yapın ya da yanıt yazın