Misak Toros ile El Yazması
elyazmasi.org | 5 April 2006 | Başlık: Edebiyat, Edebiyat Söyleşileri | Tek yorum »

Sakıp Ağa’yla birgün oturmuş konuşuyorduk. “İcat edilmiş bir şeyi yeniden icat etmeye uğraşmak boşuna zaman kaybı.”dedi. Oturmuş aynı şeyi yapacağına üzerine bir şey koy.Televizyon nerde nasıl yapılmış,aynısını yapacaksın .Televizyon sanatsal veya kültürel bir şey değil.İnsanlara ulaşmak için çok kestirme bir yol sadece.Ordaki adamların seni uyandırmak gibi bir amacı yok böyle bir görevleri de yok zaten, bilakis uyutmaya çalışıyorlar. Programların oranına bak , düzgün programa talep de yok bunu reklam verilen kanallardan da anlayabiliyoruz.Yoksa ntv’yi belli bir kesim değil çok daha büyük bir oran seyrederdi.Politikacılar insanların cahil olmasını isterler yönetmek kolay olsun diye.Şimdi basın mı var?İki farklı taraf olucak tartışacaklar,artık öyle bir şey yok maalesef.Geçen gün Yaşamdan Dakikalar’da kulüp rakısının üzerindeki etiketten sözediliyor.İki adam oturmuş bir şeyler konuşuyorlar çizimde.Herkes biri İnönü biri Atatürk derdi.Değil,incelemişler biri bunu çizen İhap Hulusi-Türkiye’nin ilk grafik sanatçısı- diğeri de Eşref Aykaç’ın babasıymış.Bir gazeteci İttihat Terraki’yi yazılarında suçluyormuş.Eşref Aykaç’ın babasıyla birgün yürürlerken adamın teki gelip sen o gazeteci misin diyor,o da evet diyor.O anda adamı vurup gidiyor.Öbürü kurtuluyor İhap Hulusiye bu olayı anlatıyormuş o resimde.İktidara karşı fazla konusrsan seni temizlerler,hiçbir fonksiyonun kalmaz,onun için bazı şeyleri gizli konusacaksın.Zaten karşıt basın yok biri Doğan Holding diğeri ilahiyatçı.
Yazarlarımızdan Yasemin Aktuna, halen Müjdan Gezen Sanat Merkezi’nde tiyatro eğitimi veren, tiyatro oyuncusu ve yönetmeni Misak Toros ile tiyatronun soru ve sorunları üzerine bir söyleşi gerçekleştirdi:
Misak Toros kimdir?
Bugünkü dünya yapısına göre hiçbir işe yaramayan,boş şeylerle uğraşan adamın tekiyim.Kendi gözümde ise keyif aldığım şeyleri yapmayı seven,dünyaya biraz boşveren bir adamım.
Kendini çok seven insan iyi oyuncu olamaz demiştiniz.Bu sanırım insanın kendini paylaşmamak adına taktığı maskeden kaynaklanıyor.Bu da oyunculuğa büyük bir yapaylık katıyor.
Kendini çok beğenen insan hep o çok beğendiği özelliklerini ön plana çıkartmaya çalışır.Buna çalıştıkça iyi oyuncu olamaz.
Maskeyi çıkartmak gerekiyor fakat seyirci karşısında o kadar çıplak kalmak oyuncuyu hiç korkutmuyor mu?
Seyirci karşısında savunmasız olan oyuncu değil bilakis oyuncu seyircinin üzerine saldırır.Sen istediğin gibi eline alıp kullanıyorsun seyirciyi.Kullanabildiğin müddetçe hakimsin.Kötü olduğun zaman kullanamıyorsun.Hükmedemediğin vakit korkmaya başlıyorsun.Anthony Quinn’in bir söyleşisi vardı.Siz niye bu kadar iyi oyuncusunuz diye sormuşlardı.Bu arada Anthony Quinn’in esas mesleği de boksörlük. “Ben çok korkağım.Korkak olduğum için vurmasınlar diye önce ben vuruyordum.Korkak olduğum için iyi oyuncu olmaya mecburum.”dedi.
Siz hem yönetmensiniz hem de oyuncu. Hangisini daha çok tercih edersiniz?
Ben yönetmenliği daha çok seviyorum.Oyunculuğu da seviyorum ama kendimi hep yönetmen olarak yetiştirmek istedim.Daha çok keyif alıyorum.
Bir oyuna hazırlanırken neler yapıyorsunuz?O karakter için nasıl çalışıyorsunuz?
“O karakter” terimini sevmiyorum.Rol canlandırma sözünü de sevmem.Tam ters geliyor bana.O rol bende canlanıyor esasında.Ayağına göre ayakkabı mı alırsın yoksa ayakkabıya göre ayak mı?Böyle geliyor bana.Karakteri çalışmıyorum,onu kendime uydurmaya çalışıyorum.Hiç kimse bir başkası olamaz.Eğer herkes “başkası” olursa o rol hep aynı şekilde oynanır.Herkes o rolü aynı şekilde oynamadığına göre rol o kişiye uyuyor.Kendinden birşeyler aramak önemli.
Biz elyazmasi.org olarak da yeni Türkçe sözcükler kullanmaya dikkat ediyoruz.Siz de bir tiyatro metnine baktığınızda oradaki eski sözcüklerin yerine yenilerini koyuyorsunuz.Peki bu özelliği genç tiyatrocularda bulabiliyor musunuz?
Hayır.Neden hayır?Çünkü 1961 anayasasından sonra bir öz türkçe modası başladı ama öyle aşırı başladı ki … Ben günde bir kitap okurdum,kitap okumayı bıraktım.Ciddi bir kitap alıyorsun son derece abartılı bir öz Türkçeyle yazılmış ve hiçbir şey anlamıyorsun.Düşün kitabın arkasında da sözlük var.1961 anayasası 1982 anayasasıyla bozulduktan sonra öz Türkçe sözcük akımı geriledi özelliklede planlı geriledi.Öztürkçe kullanmak daha demokrat,Cumhuriyetçilere ait bir özellik olarak kaldı.Türkiyedeki iktidarın oylarının yüzdesine baktığın zaman ve cehalet gittikçe arttığından bu yeni sözcüklerin kullanılmaması doğal oluyor.Bir de çok abartılı başladı bu iş.Sen hostese gök konutsal avrat,otobüse götürgeç demeye kalkarsan bu komik oluyor.Her sözcük uydurmadır sonuçta ama eğer çok uyduruksa yerine oturmuyor.Örneğin giysi ile elbise oturamadı bir türlü.
İngilizce sözcüklerin abartı bir biçimde dilimize girmesine ne diyorsunuz?
Her dile yabancı sözcükler çeşitli nedenlerden dolayı girer. Politik nedenler,kültür baskısı ve teknolojiyi bu nedenler arasında sayabiliriz.E-mail’e elektronik posta diyoruz ama elektroniği Türkçeleştiremiyoruz.Bunu dünyada Almanlar yapıyor.Her kelimeye bir karşılık buluyorlar.Fransızlar da buna büyük çaba gösterir.Tüm dünya AİDS derken onlar SİDA diyor.Geçenlerde Fransız başkanı konuşmayı terk etti dil yüzünden.Ama dil bir iletişim aracıdır ve milliyetçilik malzemesi olmamalıdır.Gereksiz yere şımarıkça İngilizce sözcüklerin kullanımı ise iletişimi koparır,karşındaki seni anlamaz yani.Bu da tamamen lüzumsuz bir davranış biçimidir zaten.
Sanat nerdedir Misak Toros için?
Her yerdedir.Şimdi sen bir ses kayıt cihazı kullanıyorsun.Üzerinde bir giysi var,boynunda kolye var.Bunları beğendiğin için almışsın.İnsanlar da bunları tasarlamış,sanat harcamış.İnsanlar iki şeye para ödüyor.Birincisi sanata diğeri de araca.Ama insanlar sanata para ödediklerini bilseler ödemeyecekler.Dolaylı yoldan ödüyorlar.Gidip bir çanta alıyorsun onu beğendiğin için alıyorsun.Birileri yaratıyor diğerleri de meydana getiriyor.Sanat ille “güzel sanatlar” diye ayrılan kısımda olacak diye bir şey yok.Sanata para ödüyoruz ama bilmeden ödüyoruz.
İlham geldi derler,siz inanıyor musunuz böyle bir şeye?
Sanat birikimden gelir,çağrışım yapar.Birşey görmüştür aklında kalmıştır sonra bunların üzerine başka şeyler eklenmiştir,depolanmıştır.Birşey düşünürken onlar ön plana çıkar,hepsini yan yana getirirsin sen de bir şeyler katarsın.Bir bakmışsın ki değişik yepyeni bir şey çıkmış.Birikim olmadan bir şey gelmez o gelen anca İlhan’dır,ilham değil.Kültürsüz insanların başarılı olması ilginç geldiği için böyle derler.Bizim ülkemizde nedense eğitimsiz insanlar başarılı olur.Bir de mesleğin ehli olmayanlar o meslekte daha başarılı olur,nota bilmeyen,sesi olmayan şarkıcı olur da eğitimli olan olamaz bir türlü.
Sanat ve politika ikilisi hakkında ne düşünüyorsunuz?
Birbirlerine çok ters onlar.Politika sanatı kullanırsa işine gelir ama sanat politikayı daha fazla kullanır da umrunda değildir.Sanatın esas anlamı insanları duygulandırmaktadır.Tüm sanatlar insanı duygulandırır ya görsel ya işitsel…Politika insanı duygulandırmak için değil.Fakat Rusya’da müzik ve bale çok ön planda,tiyatro değil.Neden?Çünkü müzik insanı uyutur,duygulandırır,keyiflendirir,uyandırmaz.Tiyatro kafaya konuşur.Ama politikanın emrinde çalışmış oluyor.Niye?Bu tip şeylerin insanı şarj etmesi lazım kalkıp ayaklanma çıkarmak için ama izledikten sonra insan desarj oluyor,orda bir iki bağırıyor,alkışlıyor,rahatlayıp çıkıp evine gidiyor.Ama başbakan ne diyor milletvekillerine?Tiyatro yapmayın diyor , demek aralarında sanatçı olan çok.
(gülüyor)
Yazı deneyiminiz var mı hiç?
Hayır.Hiç yazı yazamam,mektup da yazamam.Ben çok sabırsız bir adamım.Söyleyeceğimi iki satırda anlatırım biter.Şiirde mesela çok yoğun yazıp bitireceksin ama belki bende o yetenek yok.
Hayalgücü? Bazen insanı çıldırtacak dereceye gelir. Bu konu hakkındaki deneyiminiz?
Şizofreni nedir?Hayal dünyası yaratıp,içinde yaşar.Dünyadan kopar.Sanatçı da biraz böyle olacak,insan biraz böyle olmalı biraz , her şey sıkıcı olur yoksa.Ama sanatçı hasta değildir ha olanı da var ayrı.Ben yönetmenliği daha çok seviyorum demiştim bir nedeni de bu:olayın tümünü hayal ediyorsun.Yazamam ama yazılan bir oyunu tamamen hayalimde kurgulayabilirim.
Oyunculukta yönetmenin bir kısıtlaması olur mu? Kendi kafasında yarattığına uydurmak gibi mesela?
İyi yönetmen kısıtlamaz.Aksine serbest bırakır.Oyuncuyla konusurlar.İkisi de farklı şeyler ekler böylelikler bir bütünü oluştururlar.Prova bu yüzden yapılır,iyiyi deneyerek bulmak için.Yönetmenin aklını açan oyuncudur.Ama bazı oyuncular vardır yönetmene sen söyle ben yapayım der.O oyuncudan bir şey olmaz işte.Bunun tecrübeyle de bir ilgisi yok.Onunla çalışmak daha zordur.
Bu meslekte insanları sevmek lazım değil mi?
Herkesin insanları sevmesi lazım ama her sevdiğinde bir kazık yiyeceksin.Sonra yine seveceksin ama bu sefer tedbir alacaksın.
Bu tedbirler arttıkça gerçekten sevmek zorlaşmaz mı?
O kadar tedbir alırsan ıssız bir adada yaşaman gerekir.Hep kazık yiyeceksin ama az yemeye bakıcaksın. –güler – Eski dionysos şenliklerinde agap sofraları vardır.Agap sevgi demektir.Sevgi sofrası demek yani.Seveceksin yani,nefret de sevginin bir bölümüdür ama oran önemli bu konuda tabii.
Televizyona gelecek olursak,neden hep bir taklitçilik var? Doğru düzgün programlar neden daha az?Ne düşünüyorsunuz bu konuda?
Sakıp Ağa’yla birgün oturmuş konuşuyorduk. “İcat edilmiş bir şeyi yeniden icat etmeye uğraşmak boşuna zaman kaybı.”dedi. Oturmuş aynı şeyi yapacağına üzerine bir şey koy.Televizyon nerde nasıl yapılmış,aynısını yapacaksın .Televizyon sanatsal veya kültürel bir şey değil.İnsanlara ulaşmak için çok kestirme bir yol sadece.Ordaki adamların seni uyandırmak gibi bir amacı yok böyle bir görevleri de yok zaten, bilakis uyutmaya çalışıyorlar. Programların oranına bak , düzgün programa talep de yok bunu reklam verilen kanallardan da anlayabiliyoruz.Yoksa ntv’yi belli bir kesim değil çok daha büyük bir oran seyrederdi.Politikacılar insanların cahil olmasını isterler yönetmek kolay olsun diye.Şimdi basın mı var?İki farklı taraf olucak tartışacaklar,artık öyle bir şey yok maalesef.Geçen gün Yaşamdan Dakikalar’da kulüp rakısının üzerindeki etiketten sözediliyor.İki adam oturmuş bir şeyler konuşuyorlar çizimde.Herkes biri İnönü biri Atatürk derdi.Değil,incelemişler biri bunu çizen İhap Hulusi-Türkiye’nin ilk grafik sanatçısı- diğeri de Eşref Aykaç’ın babasıymış.Bir gazeteci İttihat Terraki’yi yazılarında suçluyormuş.Eşref Aykaç’ın babasıyla birgün yürürlerken adamın teki gelip sen o gazeteci misin diyor,o da evet diyor.O anda adamı vurup gidiyor.Öbürü kurtuluyor İhap Hulusiye bu olayı anlatıyormuş o resimde.İktidara karşı fazla konusrsan seni temizlerler,hiçbir fonksiyonun kalmaz,onun için bazı şeyleri gizli konusacaksın.Zaten karşıt basın yok biri Doğan Holding diğeri ilahiyatçı.
Alaylı ya da mektepli diye bir ayrım var,buna inanıyor musunuz?
Hayır.Mektep iyi bir mektepse alaylının on beş senede öğreneceğini mektepli beş senede öğrenir.Tek fark budur yani zamandan kazanç.O da başarabilirse.
Türkiye’de neden bir tiyatro ekolü yok?
Tüm sistemler değişti.Önce eski sistemi iyi kavrayacaksın sonra yeni bir şey oluşturacaksın.Bizim tiyatromuzun geçmişi çok yakın.Yenilikler teknik geliştikçe gelir.Bir de dil.Dili bileceksin ki ulaşabilesin.
Misak Toros’a teşekkür ederiz.
Ben de oyuncu tıyatrocu olmak cok ısterım. Tabı mısak toros gıbı bır ogretcıyle ozlem yılmaz bu yuzden cok sanslı…. Mısak torosun destegını edınmıss cok guzel bı sey bu ben de ozlem yılmazı cok sevıyorum ve cok begenerek ızlıyorum mısak torosa karsı buyuk bır hayarnlıgım var! Cok usta bir ısım.