Çok Kişilik yalnızlık (mı)?
Gönderen: nesli • 14..2007 • Türü: Edebiyat, Öykü |
Annesi;”Önemli bir şey değildir,boşver sen. Ben hallederim sonra.” diye yanıtladı babasını yine ve tabi ki bakışlarla. O gördü.
Babaannesi de fark etti sevgili torununda bir şeyler olduğunu, “Allah’ım sen koru Yarabbim güzel torunumu kötü kullarından”… diye geçirdi içinden ve bir Ayet’el Kürsi de onun için okudu. O gördü.
Evden bir hayli kopuk olan ağabeyi dahi anladı nane molla bir durum olduğunu, o da şöyle bir baktı kızkardeşine “Aman yine deli saçması düşüncelerinden biri takılmıştır aklına bu çatlağın.” diye düşündü daha doğrusu düşünür gibi yaptı, diğerlerine ayıp olmasın, ilgilenmediğini bir gören olmasın diye.O gördü.
Paldır küldür girdi salona. O kadar keskin ve aniydi ki hareketleri kendiyle beraber her şeyi kırıp dökecek gibiydi. Fark etti bunu ve uzatmadı, kısa kesti hareket etme sürecini ve salonun girişindeki koltuğa çömdü ki biraz gecikseydi yerin soğuk yüzeyiyle muhattap olmak zorunda kalacaktı. Yer de, ev de, evin içindekiler de soğuk değildi esasında ama o an ne olsa soğuk gelirdi ona, zaten bunu bildiğinden hiç bir şey olmamasını diledi sessizce, kendisine bile belli etmeden .
Salondaki herkes daha içeri girdiği anda bakışlarını ona çevirdi ve hepsi onun ruh hali hakkında kendince yorumlar yaptı ardından kendi uğraşları neydiyse o anda, onu yapmaya devam ettiler zira alışıktılar evin içinde o akşam olanlara.
O içeri girdiğinde babası annesine “Nesi var yine bunun ?” gibi bir soru yöneltti bakışlarıyla. O gördü.
Annesi;”Önemli bir şey değildir,boşver sen. Ben hallederim sonra.” diye yanıtladı babasını yine ve tabi ki bakışlarla. O gördü.
Babaannesi de fark etti sevgili torununda bir şeyler olduğunu, “Allah’ım sen koru Yarabbim güzel torunumu kötü kullarından”… diye geçirdi içinden ve bir Ayet’el Kürsi de onun için okudu. O gördü.
Evden bir hayli kopuk olan ağabeyi dahi anladı nane molla bir durum olduğunu, o da şöyle bir baktı kızkardeşine “Aman yine deli saçması düşüncelerinden biri takılmıştır aklına bu çatlağın.” diye düşündü daha doğrusu düşünür gibi yaptı, diğerlerine ayıp olmasın, ilgilenmediğini bir gören olmasın diye.O gördü.
Babası gazetesine, annesi örgüsüne, babaannesi tesbihine, ağabeyi de bilgisayarına döndü. O hepsini aynı anda ve tek tek, tüm ayrıntılarıyla gördü. Ardından her şey bir tempo tutturmuş gidiyor gibi geldi ona, babasının gözleri, annesinin kolları, babaannesinin ve ağabeyinin parmakları aynı ritmle hareket ediyordu işte ona inat. Buna çok bozuldu çünkü o katılamıyordu onlara sadece oturup takip ediyordu yaptıklarını, dahil değildi, yan roldeydi hatta belki seyirciydi aralarında. Ya da bir metronomdu parçanın yavaş hızda çalması gerektiğini gösteren. Her ne idiyse bozulmuştu işte zaten yer aramıyor muydu buna?
Şimdi de bir buçuk, iki yaşlarında küçük bir kız çocuğu yerleşmişti benliğinin tam ortasına. Oyuncağı alınmış bir kız çocuğu. Sırf oyuncağını geri alsın diye bas bas bağıran, hatta “yalancıktan” göz yaşı döken bir kız çocuğu. Onunla ilgilenmeliydiler bir şekilde,hiç bir şey yapmamalarını dilediği için lanet okuyordu kendine. ”Aman” dedi ,”küçükken öyle yaptık da n’oldu. Baktılar ki göz yaşı yok, kuru gürültü benimkisi, elimdeki tüm pabuçları da almadılar mı oyuncaklarımla beraber, her istediğimi elde edemeyeceğimi göstermek için. ”Boş olurdu o an ne yapsa. O da diğerleri gibi alışmayı seçti.
Sonra alışmanın çok hoş bir his olmadığını ya da ona hoş şeyler hissettirmediğini düşündü. ”Hissettiğini düşünmek, düşündüğünü hissetmek.” diye mırıldandı. Ardından teklikeli sularda yüzüyorsun dedi,yüzmekten vazgeçti zira kulaç atmaya dermanı yoktu, yorgundu.
Alışmak, hayatın güzellikleri karşısındaki o heyecanı, o coşkuyu, en sevdiklerine göstereceğin onlara özel her tepkiyi yanında götürüp, eskisinin yerine yenisini vereceği vaadiyle o kıçı kırık “aldırmazlık” hissini getiriyordu ki iadesi pek mümkün olmuyordu epeyce dişli olmak gerekiyordu. Ama bir dakika, bu kadar acıtıyorsa canını her şey hala, o da fena sayılmazdı, pekala dayanabilirdi bu duygu sömürgelerine. Sevindi birden, güçlü hisseder gibi oldu kendini ve odasına gitti.
Bu ufak sevinç kırıntısı yetmişti ona, neşesi yerine gelmişti, hem niye gitmişti ki hatırlamıyordu bile. Hep böyle ani olurdu zaten ondaki geçişler. Öyle oturup sırıtırken, birden masanın üstündeki fotoğrafa ilişti gözüne,”Evet” dedi,”yine başlıyoruz.”
Bahsi geçen fotoğraf, en sevdiği iki dostuyla geçirdiği çok güzel bir günün ardından, ki genelde öyle olurdu, çekilmişti ve gözünün hemen önüne yerleştirilmişti. Ne olup bittiğini tam olarak hatırlamıyordu, belki çok da gereksizdi ama bir parça da olsa gönül koymuştu onlara, kızmıştı, alınmıştı, kırılmıştı. O an için beklediği gibi davranmamışlardı. Bunları sayarken bir bir kendine, aslında haksızlık ettiğini düşündü ve birden hatırladı dostluğa, sevgiye ilişkin en yapılmaması gerekenler listesinde ilk ona girenlerin hepsini yapmıştı neredeyse.
Bir kere bir şey beklememeliydi onlardan, onun gibi davranamazlardı ya da sırf o istiyor diye istediğini yapamazlardı olsa olsa anlayış gösterirlerdi ki asıl sevdiği, asıl güzel olan da bu değil miydi?
O hiç mi kırmamıştı onları bu şekilde, az veya çok?
Hala şüphe mi duyuyordu ki dostluklarından, onlardan ona, aleyhte şeyler gelebileceğini düşünüyordu?
Sonra onlar için aslolan teklifsizlik değil miydi?
Önünde sonunda yalnız değil miydik, biz ne kadar görmezden gelsek de,bir yerlerden çıkıp pis pis sırıtmıyor muydu yalnızlık? Ya da aslında böyle değildi de biz dünyaya geldiğimiz vakitte de yalnız olduğumuzu düşünürken, dostlarımız dediklerimiz biz dostuz diyerek yanımıza yaklaşmışlardı da bir gün acı çeksek de hissetmeyelim diye yüreğimizi açıp bir kor atıp onu önceden yakmışlardı,belki de böyledi.
Her ne olursa olsun yine de iyi ki varlardı,hayatındaki herkesin onunla oluşuna bir kere daha şükretti ve devam etti bir şeyler sorup seçenekler sunmaya.
Oynadığımız bir oyundu belki de hepsi,belki de gerçeğin ta kendisiydi.Ama her ne idiyse ya kurallarına göre oynayacak ya da kendisi kurallar koyacaktı.Hangisini seçeceksin sorusuna yanıt vermedi bıraktı öylece,çünkü emin değildi yine de asıl sorması gerekenlerin ve verdiği cevapların bunlar olduğundan.
Yüzüne bir gülümseme dalgasının yayıldığını fark ediyordu,ağlarken nasıl bakıyorsan aynaya, gülerken de kalk, git, bak dedi ve belki de ilk ve son kez aynısıydı aynası…
