Hrriyetin Yeniden lan'nn 100. Yl | Aralk 1908 | Osmanl Meclisi

KİTLİ vs 43


Gönderen: Yasemin AKTUNA • 21.09.2006 • Türü: Edebiyat, Öykü

Eve birileri gelince beni hemen masanın altına sokardı, bazen de dolaba, ve kitlerdi.Nefes alamadığım zamanları hatırlıyorum ve o fena naftalin kokusunun sacıma , parmak uçlarıma işleyişini…
Birgün beni yine kitledi ve unuttu…naftalin kokusu yetmemeye başladı bir zaman sonra kokuşmuşluğumu bastırmaya.
-Tak tak! Kimse var mı?
-…
-Sesimi duyan var mı?
-…
-İmdat!Yardım edin!Lütfen ,lütfeeeeennn,lütfen…
            Boşunaydı.Kimse yoktu,hiç kimse.Sadece şu küçük karıncalar vardı.Şu lanet olası ayak seslerini dahi duyduğum karıncalar.Annemin anlattığı hikayeler canlanıyordu zihnimde.
-“Karıncalar yalnızlığın kokusunu alır.Onlar ne köpekbalıkları gibi kana ne de arılar gibi çiçeğe gelirler.Karıncaları çeken yalnızlık kokusudur.Kokunun yayıldığı yere doğru emin adımlarla giderler,kaynağı bulurlar ve ısırmaya başlarlar.Çok yavaş çok ufak ama çok kararlı ısırıklar alırlar.Dakikalar saatleri,saatler günleri,günler haftaları kovalar ama onlar hala ısırıyorlardır.Yıllar geçmiştir,karıncalardan çoğu ölmüş yerlerine yenileri gelmiştir.Yeme sesleri ayak seslerine karışır,onlar devamlı ısırır,ısırır… ”
            İşte karşımdaydı.Koskocaman bir karınca.Bacak bacak üstüne atmış,eline de bir tane sigara almış beni izliyor.Hiç konuşmuyor sadece antenlerini oynatıyor.Diğerlerinden tek farkı biraz büyük olması ve sigara içmesi.Günlerdir sigara içmediğimi biliyor olmalı,nispet yapıyor.Karşılıklı bakışıyoruz.Benim kafam onun da antenleri hareket ediyor sadece.Neden sonra aklıma geliyor.Korku.Böyle bir yaratık karşısında oturmuş kaşımı gözümü oynatıyorum korkacağım yerde.Kaçacak yer yok.Burası fevkalede sıkışık.Kitli kapının çatlaklarından süzülen sarımsı ışık etrafa loş bir hava veriyor ve toz zerreciklerini sayamamı sağlıyor.Bu çatlaklar için teşekkür etmeliyim.Dev karıncayla bakışmaktan sıkıldım.Gözlerimi kapıyorum.
            Hayal etmeye başlıyorum.Biliyorum ki hayaller bir süre sonra benim gerçeğim haline dönüşür.Bu evde eskiden özgürce dolaşırdım.O günlerin geri gelecek olmasının hayalini kuruyorum.Evin her köşesini aklımdan geçiriyorum.Bodrum katı,orta kat,çatı katı,holler,mutfak,mutfaktaki portakallar,küçük reçel sepeti,ekmek kutusu,dolap.Lavabonun borularının ve mutfak tüpünün gizlendiği o dolap.Benim dolabım…Bir de karıncaların.Onlarla aram iyi.Dolabın kapağını kemirmeleri gerektiğini söyledim.Çünkü o dolaba yalnızlığın kokusu sinmişti ve onlar buna bayılırlardı.İşe başladılar bile.Burada az zamanım kalmış gibi gözüküyor.
            Günler hızla geçiyor.Artık daha çok ışık gelmeye başladı;
                        Buz mavisinin soğuğunda gülümsüyorum
                        Işık gelip gidiyor üstümde
                        Her geldiğinde küçülen gözbebeklerim irisin parlamasına yardımcı oluyor
                        Işık yokken gözbebeklerim parıltıyı boğuyor
                        Bu ışık oyunlarının her birinde değişen karakterler
                        Mum kokusunun ağırlığında
                        Kurtlanıyor…
            Zavallı karıncalar.Işıktan doğan kurtlar tarafından öldürüldüler.Ama artık onları düşünmeme gerek yok.Dolabın kapağı tamamen yok edilmiş durumda.Ben hala içerde bağdaş kurmuş bir halde oturuyorum.Gözlerimi alıştırıyorum.Dışarıya önce ayaklarımı uzatıyorum.Mosmor olmuşlar.Ama dışarısı sıcacık.Bense henüz soğuk,mor ve buruşuğum.Yürüyemeyeceğimi anlayınca dizlerimin üzerinde gitmeye başlıyorum.Uzun bir yol var önümde.Hiç bir eşyam kalmamış.Bu ev bambaşka bir yer haline gelmiş.İnatla devam ediyorum.Yerde onun birkaç saç telini görüyorum.Kızıl,upuzun ve parlak saç telleri.Yavaş yavaş daha iyi hissediyorum.Ayağa kalkıp bir bardak su dolduruyorum.Evet,bu tadı hiç unutmamışım.Güzel bir kokuyla irkilip geldiği yöne dönüyorum.İşte karşımda kızıl saçlı,bana bakıyor.Gözleri yorgun,gözleri şaşkın,gözleri kaybetmiş…
-Beni gördüğüne sevinmiş gibi durmuyorsun?
-…
Yavaşça yanına gidiyorum.Gözlerine bakıyorum.İnce boynuna dokunuyorum.Ürperdiğini hissediyorum.
            -Hepsi gitti değil mi?
            -…
            -Sana söylemiştim.Ama bak ben burdayım.Seni yalnız bırakmamak için geldim.Beni gömdüğün yerden çıktım da geldim.
            -Ama seni yoketmiştim,gelmemen lazımdı,gelemezdin!
            -Sessizliğini bozmakla kalmayıp beni güldürdün de , teşekkur ederim.Hiç değişmemişsin.Dans edelim mi?
            -…
            -Kafanı yana sallamaktan başka şeyler de yapabilirsin.Devrim yapmak istedin değil mi?Ha-ha ama dans etmeden devrim yapılamaz.Hele de ruhunda.Bunu anlamış olmalısın.Bak başarısızlığın ete kemiğe bürünmüş karşında duruyor.Bir de kalkmış sana akıl veriyor.Sen devrim yapmadın.Sadece dibe vuruşunu erteledin,geciktirdin.Tıpkı kum saatine sıkışmış küçük bir serçe gibi.Deliği tıkamak ona süre kazandırır ama yorar.O minik kanadı basınca daha fazla dayanamaz.Gevşedikçe kumlar hızlanır,kumlar büyür,ben büyürüm ve bom! İşte burdayım.Bilinçaltından kaçıp geldim.Ama seni tebrik ederim.Benim için kolay olmadı.Karıncalarla ve kurtlarla ahbap olduk yokluğunda.Sonları biraz kötü olsa da…Şşş şşş tamam ağlamayı bırak ufaklık.Herkes başarısız olabilir.
            -Yanılıyorsun.Ağlamıyorum.Onlar sevinç gözyaşları.Seni bu kadar çok konuşturabilmeyi başardığım için mutluluktan uçuyorum!Nereden geldiğini biliyorum ve neden geldiğini.Artık senin yeniden ortaya çıkışını sağlayan,seni besleyip yok olmamanı sağlayan “şüphe” yemeğin son buldu.Üzgünüm kapattık.Artık şüphe yemeği üretmiyoruz hahaha!Çok eğleniyorum.Uzun zamandan beri ilk defa mutluyum.
            -Ne demek istiyorsun?
            -Efendim?
            -Ne demek istiyorsun?dedim!
            -Seni duyamıyorum.
            -Lanet olası.Ne yapıyorsun bana böyle?Titriyorum!
            -Üflüyorum yüzüne.Eskiden de olduğu gibi dağılıyor yüzün tek bir farkla.Sanki utanç var bu dağılmada.Haketmiyorsun sana olan yakınlığımı.Senin için geç artık,öldür sefil merakını…
            -Geldiğim onca yoldan sonra alacağım karşılık bu muydu!Gerçeğim görülmüyor,duyulmuyor artık.Ama kahretsin ben duyuyorum!Aynaya sıkışmış bir görüntü gibiyim artık.
            -O kadar huzur var ki şimdi
             Sadece sessizlik ve dinginlik
             Ağırlıkları suya bırakmak…
             Gözlerin donuk,gözlerin cam
             Sen de diğerleri gibi bembeyazsın artık
             Suyun içinde dans ediyorsun bak arzuladığın gibi
             Yavaşça okşuyorum yüzünü,boynuma dokunduğun gibi
             Ne dersin
             Bu gerçek bir devrim gibi?
                                                         ————
             Tenin 43 metre dibinde gülümse şimdi …

Bu içerik için hiç etiket yok.

Bu içerik ilginizi çektiyse bunlara da göz atabilirsiniz:

Tek yorum var »

  1. Güzel bir öykü. Ama artık sözcükler var; daha çok minimalize edilmesi gerekir.

Yorum yapın ya da yanıt yazın