Mübalağa Çarşamba

Mübalağa Çarşamba | Edebiyat Öykü | nesli

“Bir çağda, bir ülkede biri aşktan kumaş dokumayı başardı. Küçücük bir parça çıktı. O kadar küçüktü ki… Ne kadın örtünebildi ne de erkek…”
Özdemir Asaf

Güzel bir Çarşamba günüydü. Sonunda,baharın parlaklığı onun da hayatını aydınlatmaya başlamıştı. “Çarşambaları severim zaten, Çarşambalar hep güzeldir.” diye geçirdi içinden ve derin derin solurken havayı  tüm Çarşambalar ve baharlar geçti içinden bir de, doldu taştı hepsiyle. Tabi bunların bahanesi olduğunu, her şeyi güzel görmesinin asıl sebebinin aşka düşmesi olduğunu gayet iyi biliyordu da bunu dile getirmeyip içinde tutması gariptir hiç kimsenin erişemediği bir sırra eriştiği hissini yaşatıyordu ona, heyecanlandı birden, dudaklarına hınzır bir gülümseme yerleşiverdi.

Sessizce hazırlanmaya başladı, sabahın erken bir saatiydi ve oda arkadaşlarını uyandırmak istemiyordu çünkü bugün nereye gideceğini söylese emindi onu tefe koyarlardı zira oda arkadaşları insanlara pek güvenmiyorlar, dikkatli olunmazsa başlarına her türlü şeyin gelebileceğini düşünüyorlar ve bu konuda Zeynep’i biraz saf buluyorlardı. İşin kötüsü kendisi de yapacağı şeyi çok doğru bulmuyordu ama yine de gitmek için yanıp tutuşuyordu. Nihayet hazırlanabilmişti ve kapının kilidini sessizce açıp dışarıya süzüldü. Kalbi ağzında atıyordu. Gözlerini açtı, kapadı ve duraktaydı. Esasında durak zaten yakındı ama normalden çok hızlı, kapıdan adımını durağa atmışçasına, durağa varmıştı. Bakırköy otobüsüne bindi ve “Umut”una doğru gitmeye başladı. Aklına sürekli kızlar geliyordu ve acaba yanlış bir şey mi yapıyorum düşüncesi takılıveriyordu peşine. Ama bir kere Umut’un adını andı mı içinden, gülüşünü getirdi mi gözlerinin önüne bütün bulanık sular berraklaşıyordu ve bu böylece devam ediyordu. Yine tanıştıkları günü getirdi aklına, ki Çarşambaydı, ve bir daha aklına ona dair olumsuz hiçbir şey düşürmeyeceğine yemin etti.”Ah o güzelim dönüm Çarşamba!”

Zeynep, o birbirine çok bağlı ailesinin; biricik annesinin beynindeki damarlardan birinin tıkanması ve hemen ardından gelen bilinç kaybıyla hayata gözlerini yummasıyla dağılması ve aslında hep annesi sayesinde hayata tutunmayı başarabilmiş çocuk ruhlu babasının kendisini alkole vermesiyle Antalya’da daha fazla kalamayacağını anlamıştı. İstanbul Tıp Fakültesi’ni kazanmıştı ve ilk senesinde elle tutulur bir tane arkadaşı yoktu, Zeynep tüm bu acıları yüreğinde tek başına taşımasının ağırlığıyla eziliyordu. Şu koskoca dünyada tek başına kalsın diye mi bahşedilmişti bu hayat ona!? Ağlamamak için zor tutuyordu kendini. Tüm gününü bu düşüncelerle Odakule yakınlarındaki o çay bahçesinde geçirmişti ki saat de epey ilerlemişti. Taksim’deki birkaç münasebetsizin yanına yaklaşmasıyla zaman mevhumu tekrar varlığını fark ettirmişti Zeynep’e. Sinirleri  son derece bozulmuştu, tutmuyordu  kendini, ağlıyordu artık  ve yine bir işaret bekliyordu hayattan, “Bir Allah’ın kulu da çıkıp neyin var diye sorsa!”

Tam o esnada, tiyatro çalışması istediği gibi gitmemiş, yönetmen tarafından adeta aşağılanmış, üstelik yeteneksizin teki olduğu söylenmiş Umut da hırsından kudurmuş bir vaziyette dolmuşlara doğru gidiyordu ama aniden vazgeçip yolunu değiştirdi, hayatında belki de ilk defa. Onlar farkında değildi ama her şey düşünülmüştü.

İki dakika sonra ikisi de otobüs durağında yan yana, aynı yöne bakmaktaydılar. Ama yine de gördüler, bildiler birbirlerini. Ağlarken, yüz ifadesi bir gram değişmeyen, sadece yanağından yaşlar süzülen, gıkı dahi çıkmayan bu kız, Umut’un dikkatini çekmişti, kendi siniri yok olmuştu bile, bu kız için bir şeyler yapmalıydı, o anda tek istediği buydu. Gözüne birden elinde sımsıkı tuttuğu buruşmuş mendili ilişti ve mendili acemice Zeynep’e uzattı. Zeynep, gözlerini yavaşça yerden kaldırdı, Umut’un;”İyi misiniz?” sorusunu yanıtsız bırakarak mendili aldı. Tam o sırada otobüsü geldi, Zeynep otobüse yönelirken, Umut absürdce “Yarın, öğlen aynı durakta!” diye bağırıverdi. Zeynep hiçbir şey söylemedi, Umut “Ah aptal kafa! Aynı durakta ha gerizekalı!”diye kendini yedi ama aslında ikisi de birbirlerini tekrar göreceklerini biliyorlardı, nitekim gördüler de…

“Ah o güzel Çarşamba!”dedi Zeynep ‘o mendil’i koklayarak, ki o bütün bu anılardayken yol çoktan bitmişti bile, indi ve koşar adım Umut’un evine gitti. Kapıda da çalsam mı çalmasam mı bir iki tereddütten sonra kapıyı çaldı ve Umut’un açmasıyla birbirlerine sarılmaları bir oldu. Öyle bir sarılmışlardı ki, sanki o an başka hiçbir gerçek yoktu, ki göz yummuşlardı tüm gerçeklere,zaten, onlara, “Hey siz, kendinize gelin, sizin sarılmanızla tüm acılar dinmeyecek, insanların ölmesi sona ermeyecek, kimse, siz de dahil, burada sonsuzluğun sırrına erişemeyecek…” gibi büyüyü bozacak herhangi bir şey duymak istemiyorlardı hoş duysalardı da büyük ihtimalle umurlarında olmazdı. Çünkü o an Zeynep Umut’a, Umut da Zeynep’eydi. Başka kim kimeydi, neydi önemli değildi.

Sarılmanın ardından güzelce kahvaltılarını yaptılar. Bolca güldüler. Bir o kadar da birbirlerinin susuşlarını dinlediler ki en güzeli buydu. Ama, Zeynep’in daha önce hiç rastlamadığı bir şeyler daha oluyordu içinde, kendine engel olamıyordu. Bu şey yüzünden gözlerini Umut’tan kaçırıyor, düşündüklerinden utanıyor ve bu sebeple al al olmuştu yanakları. Umut da aslında aynı dertlerden mustaripti de hislerini başarılı bir şekilde maskeliyordu. Bu, birbirine aşık iki insan uzun dakikalar boyu aynı şeyleri hissedip, aynı şeyleri sustular.

Zeynep’in, Umut’a bakabildiği an, “Onu; onun için, her an, her şeyimi, hiç düşünmeden feda edebilecek ve her şeyimi, onun için sonsuza dek saklayacak kadar çok seviyorum!” diye boğazını yırttığı, boğazından akanı hissettiği ama esasında yırtılanın yüreği olduğu rivayet edildi ama tüm bunlar bir fısıltı şeklinde duyulur gibi oldu. O an başka bir şey susmalarına gerek yoktu, hızla çarpan yürekleri, sımsıkı yumulu gözleri, dudakları, bedenleri hep aynı şeyi söylüyordu.

Yan yana uzandıkları o yatakta, Umut uyuyakalmıştı, Zeynep ise gözleri duvarda, bugün yaşadıklarını, tüm Çarşambaları ve ‘o filmi’düşünüyordu. O çok sevdiği filmde esas kız ile esas oğlanın yaşadığı o çok müstesna andan sonra, kaybolan ve hafızasını yitiren esas oğlanın tek hatırladığı sol elinde atan bir kalpti. Şimdi de Umut ona öyle sarılmıştı ama farklı olarak Zeynep’in kalbi Umut’un sağ elinde atıyordu. “Evet, kalbim ellerinizde küçük bey, bakalım ne yapacaksınız onunla?” diye fısıldadı kulağına Umut’un, Umut bir iki kıpırdandı, Zeynep yanağına bir öpücük kondurdu ve “Eminim biliyordur bu kalple ne yapacağını,emin ellerde kalbim…” diyerek yataktan kalktı ve masanın başına geçip orada Umut’a bakarak bu satırları yazdı.

Onlar, yine farkında değillerdi ama her şey düşünülmüştü. Trik,trak,trik,trak saatler işlemeye başlamıştı ve yarın Taksim’de bu saatlerde Umut için duracaktı, ikisi de bilmiyorlardı, şimdilik bilmeyeceklerdi, her şey zamanı gelinceydi…

Zeynep bu satırları yazarken kafasını yazdıklarından kaldırıp Umut’a doğru çevirdi, Umut’un yüzü ona dönüktü, hala uyuyordu ve Zeynep huyu kurusun yine işaret diledi: “Şimdi, bu dakikada gözlerini açıp bana bakarsa sonsuza dek mutlu olacağız”dedi. Umut gözlerini açmadı, omuz silkti Zeynep; “Bu kez işarete ihtiyacım yok, ne olursa olsun mutlu olacağız biliyorum…” dedi ve yazmaya devam etti.

Evet, saatler onlar için işliyordu, bir anda her şey değişecekti, yere boylu boyuca serilen Umut kalp atışları yavaşlarken, sağ elini istemsiz solunun üstüne götürecekti. Sonsuzda mutlu olurlar mı olmazlar mı kim bilebilirdi, bilen vardı elbet ama onlar değildi.

Ne olursa olsun, buradaki yaşamında Zeynep bir daha asla Perşembeleri sevmeyecekti. Bilmiyorlardı… O an mutlulardı, günlerden Çarşambaydı…

Tek yorum
Yorum yapin/yanitlayin »

  1. :) nedense hikayede kendimi buldum.

    zira ilk askımın ismi umut’tu… ve çok duygulandım nerelere götürdü beni bilseniz…gerci onu kaybettim, 5 yıldır görmedim ama gercek su ki asla unutmadım. ilk askımdı, son oldu. kalbimi onun gibi parçalayan biri daha çıkmadı..

    ve şimdi;

    nerdeyse

    kimleyse

    diliyorum ki sonsuza dek mutlu olsun. o simsiyah gözleri sadece mutluluk için yasarsın, çünkü zeynep ona hep böyle dua ediyor…

    yüreğinize sağlıkk…

Yorum yapın/Yanıtlayın