Hürriyetin Yeniden Ýlaný'nýn 100. Yýlý | Aralýk 1908 | Osmanlý Meclisi

El Verir Gökyüzü


Gönderen: ahmetyozgat • 28.03.2007 • Türü: Edebiyat, Åžiir

El Verir Gök YüzüVe avuçlarında bir kor parçası ile beklemek,
Yorgun beyinlerde pek etki yapmazmış,
O yüzden mi dersin rıdvan ile samimiyetsizliği,
Ya da albızlarla ıslak düşlere yuvarlanması,
Güllerin renk arasında dolanan morötesinin…
2/:
Sur üfürüşünü duymak için,
O kardeÅŸ ve dost İsrafil’in,
Peygamber nefesini solumak gerek Babillerde…
Mavi zırhlar bürünmek,
Diyar-ı Davutlarda…

Çorak Suretlerde Yol Giden Sevda

1/:
O bizdik,
Ve bir hiçtik,
Üstelik belenmişliğimiz de yoktu,
O ılıman deltaya bir şanlı uğraşın ter kokusuyla,
Karaya oturan katran kalafatlı kalyonumuzla,
“İpek pamukluÄŸunda bir sertliktir,”
Diye duymuştuk çorak yüreklerde hicret eden,
Ay ışından heyelanlar halindeki göçer sevdayı,
Oysa ne gezer?
O da bir hiçmiÅŸ meÄŸer…
2/:
Yalnızlık ortağı yaren pazarlarının kumaşı,
Bedestenler ikliminde yaÄŸmurlu bir bulut gibi,
Ve bir sitem sisi misali ufukları flulaştırarak eser.
Ve yüreğimizin karıncalanan devinimidir,
Belki de son koşuda yediğimiz o harlı vurgun,
Dediğimiz şeyler ise sahte şiirler sayılır,
Ehlince çapayı yüreÄŸinin körfezine gömen tayfalarca…
“Su azizliÄŸinde bir sertliktir,”
Diye işitmiştik çorak suretlerde yol giden,
Gölgeler halindeki evcil sevdayı,
Oysa ne gezer?
O da bir hiçmiÅŸ meÄŸer…
Islak Gözlü Sevdakar Ahlat

1/:
Biz de biliriz ey saki,
Lale devrinde aşık atmayı…
***
Tüm yemişliğimiz bendegan sofralarında,
Bir yabani muhayyil arazide,
Ve ıslak gözlü ahlatta olsa hepi topu.
2/:
Biz de biliriz ey saki,
Devri Nedim’de aşık atmayı…
***
Yani tarihsel diyalektikte yedirmiÅŸliÄŸimiz,
Kahırgam ve gaflet harplerinde,
Kara ölümü hiçe,
AÅŸkı cihana bedel sayarak…
Kurtla boÄŸazlaÅŸan kuzular misali,
Bozlak, Arguvan ve barak aÄŸlayan,
Sevdakolik gönül mangamıza,
Acılı ve yaşlı Yemen türküsü olsa da.
3/:
Biz de biliriz ey saki,
Devri fetrette aşık atmayı…
***
Metropollerde Kopyalanır Kankardeş Aşklar

1/:
Yani daÄŸlar ey!…
En gecikmiş çağlalarını bulmak gerekir mi bilmem?
Ama inadına aç kurt ve inadına zordur iklimin,
Ya da orta yaş ilkbaharlarının,
Doruklara tırmanmadaki arkasız zorlanması…
Ya metropoller öyle mi?
2/:
Yani daÄŸlar ey!…
Eğilin ve geçit verin akışkan şiir seline,
Eteklere dolanmanın akılsız arzusundayız şimdi.
Büründüğünde baranisini,
Sahte yalnızlıklar çiment çadırlarda,
Ve de buz parmaklı bir varoşlunun işaretine kanıp,
Yani karanlık çarşafını gecenin sıyırdığı anlar vardır ya,
Dar çay bahçelerinin kaçak sevdakarlarının,
Dudaklarında bir kara yılan yemlenir.
İşte metropoller böyledir belki…
3/:
Yani daÄŸlar ey!…
Hapisdar hislerle o tuzlu tadın tortusunu yalarsın ya,
Ardından sürüklene sürüklene o sürüngenin,
Ve üzerinde uçuşan kelebek değil,
Ama bile bile inanırsın ya öyle olduğuna,
İntikam ebabillerinin son ekibidir oysa,
Bize ait pasaja tarih düşen ebcetkar.
Ya koyaklar öyle mi?
4/:
Yani daÄŸlar ey!…
Üveyiklerin akrabası olmak palaza yüktür,
Büyüktür münzevi sevdalar,
Metropollerde konuÅŸlanan kardeÅŸ aÅŸklardan.
O yüzden denk değildir gece geceye,
Ve her hecede o yüzden ağıtlı bozlaklar çapalanır.
Ya yamaçlar böyle mi?
5/:
Yani daÄŸlar ey!…
Kapaklanır dizlerinin üstünde kent,
Bulvarlar sizi çağırır:
YetiÅŸin imdada daÄŸlar ey!…
Ya doruklar öyle mi?
Paslı Gaddareler Burulur Adalelerde

1/:
Kanat çırpışını duymak için,
O kardeÅŸ ve dost İsrafil’in,
Peygamber nefesini solumak gerek Uhudlarda…
Hüdhüdlere binmek,
Diyar-ı Süleymanlarda…
***
Ve avuçlarında bir kor parçası ile beklemek,
Yorgun beyinlerde pek etki yapmazmış,
O yüzden mi dersin rıdvan ile samimiyetsizliği,
Ya da albızlarla ıslak düşlere yuvarlanması,
Güllerin renk arasında dolanan morötesinin…
2/:
Sur üfürüşünü duymak için,
O kardeÅŸ ve dost İsrafil’in,
Peygamber nefesini solumak gerek Babillerde…
Mavi zırhlar bürünmek,
Diyar-ı Davutlarda…
***
Kahkahalar uçuruyorsa menzilsiz ibibik kanadında,
Eğer amaçsız vuruşmalarda yaralanan muharipler,
Biliriz ki yürekdaşım ve ben,
Uçmağlara uçmak vakti doğmak üzredir ufuklardan.
Sıyrıl ey kükürdün sarı safrası şiirim gözünden,
Her sözümün gümrah ayağına bir pınar kurmak isterim,
Çünkü yarım sevdaların yavukluları,
Ölümcül nöbet başında bir Sezer-i glad olurlar,
Ve utangaç zamanları katletme telaşındadırlar.
3/:
Vahyi fısıltısını duymak için,
O kardeÅŸ ve dost İsrafil’in,
Peygamber nefesini solumak gerek Sinalarda…
Develerle göç etmek,
Diyar-ı Salihlerde…
***
Paslı bir gaddare dişini geçirmişse adalelere,
Dokulara uzun ve huzurlu bir uyku düşer,
Şaşkın bir yol uzanır mordan bir istasyon ötesine,
Terkisine rengarenk bir kuyruk taksa da uçurtmalar,
Dercolur on iki ayın bütün tonları,
GüneÅŸin bir tek beyaz ziyasına uÄŸrunca…
4/:
Kanat çırpışını duymak için,
O kardeÅŸ ve dost İsrafil’in,
Peygamber nefesini solumak gerek Mısırlarda…
Asalara abanmak,
Diyar-ı Musalarda…
***
Sırtımızı yasladığımız bodur ağaçlar,
Bir yol bulur gördüğümüz rüyalardan,
Ya da kadim buutlu dudaklardan dinlediÄŸimiz masallardan,
Bir kaçak yolu bulur hudut boylarında,
El verir gökyüzüne…
Bize ise acılar kıvrımında ağaç gibi olmak kalır,
Sevdanın kökleri nisanda ağ kurar yürek tarlalarına,
Kara bir kabir oyulur yerlere ancak.
Bir hörgüçlü sel alır muhayyilemizi ölüm döşeğimizde,
Ölümü biz,
DöşeÄŸimizi el alır…

Bu içerik için hiç etiket yok.

Bu içerik ilginizi çektiyse bunlara da göz atabilirsiniz:

Yorum yapın ya da yanıt yazın