Hrriyetin Yeniden lan'nn 100. Yl | Aralk 1908 | Osmanl Meclisi

‘edebiyat’

Çay Kaşığının Ölümü

Gönderen: Yasemin AKTUNA | 16 Aralık 2007 | Türü Edebiyat, Şiir

(c) Caner Ergiler | Çay Kaşığının Ölümü | Şiir | EdebiyatSözcükleri ısladım akşamdan.
Ve bir çay koydum yatmadan,
İçinde az biraz merak, epey boşvermişlik olan.
Güzel bir harmandı
Ama buruktu tadı.
Birkaç şeker attım
Olmadı…
Daha beter, içimi bulandı, kokusu dağıldı.
Dedim ki kendimce
“Hangi burukluğu götürebilmiş hangi şeker,
Ya da hangi şeker bulandırmamış gerçeği
Bırak atma bir daha harmanına bu zehri.”
Tadına alışmaya çalışırken sadenin
Uzaktan sesini duydum bir neyzenin
Huzur dudaklarımdan içime koşuştu
Bu işe tek bozulan çay kaşığı olmuştu.



Sıcak Savaş

Gönderen: Ufuk KARAGÖZ | 29 Ekim 2007 | Türü Edebiyat, Yeni, Şiir

burası şimdi
Kadınları güzel, dudakları kırmızı
Adamları desen çalışkan
Elmaları hepten kırmızı
Vakti akşamüstü
Şarabı da buranın
Şarabı tatlı
Burası öyle ki,
Mermer heykeller var sokaklarda (more…)



Deneyin

Gönderen: berilll | 21 Ekim 2007 | Türü Deneme, Edebiyat

”Ben dünyayı yutmayı hiç çabalamadım, başaramazdım da, ama çevremdekilerin dünyayı yutuşlarını hep yanıbaşlarında izledim…”

Herşeyi farkındalık ne kadar sıkıcı ve sıradan… Başkalarının düşünmesi gerekenleri, bir görev gibi üstlenmek ve sadık bir şekilde devam etmek… Zor ama başarılı olunca alınan haz apayrı.Bunları düşünmek bile delilik iken, yaşama ya da yok yok yanlış oldu oyunumuza dahil etmek … İşte bu akıl almaz aslında… Bazen yaşadığın onca yılın tamamını toplasan elde hiçbirşey bulamazken, birkaç yılın evet evet kısacıcık birkaç n kırıntıları bile hayatına yön vermen için yeterli ya da anlamlı oluyor… Çevresine bakıp bir boşluk gören kaç kişi vardır acaba?merak içindeyim… O kadar dolu bir yaşamın ve içindeki figüranların aslında kocaman bir fos olduğunu hisseden… (more…)



Sokaktaki adam

Gönderen: H.G. Özkoray | 14 Ekim 2007 | Türü Öykü

Onun için sokakta yürümek (birçok insanın beyinciğini kullanarak rahatça yerine getirebildiği bir eylem) büyük bir sorundu, huzurunu kaçıracak ve beynini saatlerce meşgul edecek derecede.

Tek başınayken, sık sık gün içinde, insanların caddelerde topluca, her zamanki gibi kayıtsızca yürüdükleri ve bir yerlere yetişebilmek için acele ettikleri veya böyle yapıyormuş gibi göründükleri bir günde, önünde yürüyen insanları geçebilmek için çabalayıp duruyordu, kendini rahatsız eden birşey vardı. Önünde yürüyenlerin kendisi tarafından izlendiklerini düşündüklerini sezinleyerek, bu garip düşüncenin yersiz çıkması için önünde kaldırım taşlarını rahatça görmeyi arzuluyordu. Nedense her zaman olmayanı arzuladığını, yapmakta olduklarını hiçbir zaman arzulayarak yaşamını sürdüremediğini hatırlayıverdi birden.
(more…)



yarda

Gönderen: Vahdet İŞSEVENLER | 28 Eylül 2007 | Türü Edebiyat, Şiir

gün yok ki gece onu izlemesin
gece yok ki günün hesabı sorulmasın
herkes bir yüzük takmış mecazın peşinde
bir sofra etrafında toplanılmış can derdinde

zulm edince kendine dört kapı olur duvar
kabe’nin içine putlar dolar
gözü görmeyen eğlence fişeği ile silah sesini nasıl ayırsın
gönül kör ise göz ne okusun

yoksa yarınında da geçen günün sen
uyumak zor iş sunulsa gülşen
kesrete küser vahdet yokken sen
halbuki gül dikeninden ayrılır bir gülsen

kaçıramam yolumu bütün gün dolu gözlerin
belki aldırma korkusundandır umutlu geleceği
altın bir kase gibi korunmuş rahminden
alevlenir sevdalı başım boşaldıkça gözlerin

şimdi sır etme vakti dertleri içinde
sır olup geçme vakti perde gerisine
ve kapı kapanır müzik boşalır odanın içine
akıtır efkarı tütün ile dolmuş kamışın içine



Konu dışı serbest çağrışım veya kadavralar üzerine

Gönderen: H.G. Özkoray | 20 Eylül 2007 | Türü Deneme

Lacan’ın bahsettiği, mutlaka bir yolunu bulup geri dönecek olan “usûlüne uygun gömülmemiş ölüler” ile Fransızcadaki “dolaba saklanan cesetler” deyişi (bir nevi halı altına süpürülmüş sorunlar silsilesi) arasındaki fark nedir? Tüm bunlar işte bu soruyla başladı.

Bu sözümona ifadeleri simgesel ve reel bağlamda incelemek pekâlâ mümkün. Ölüye karşı duyulması beklenen saygıya vurgu yaparak ne bir yere varabilir, ne de bu karşılaştırmanın güçlüklerinden sıyrılabiliriz. Her iki durumda da, ancak geçici olarak hasıraltı edilebilmiş sorunların er ya da geç su yüzüne çıkmaları söz konusu. Usûlüne uygun gömülmemiş ölülerde kalıplaşmış davranış biçimlerine çok vahim boyutlarda olduğu varsayılabilecek bir uygunsuzluk olsa da, ölülerin gömülü oldukları yadsınamaz. (more…)



Piyano Tuşları.

Gönderen: Levent Sevi | 10 Eylül 2007 | Türü Şiir

Piyanonun tuşlarına dokunuyor parmakların,
kör bir adamın yolu bulmaya çalışması gibi.
Parmaklarının sesinden önce ulaşıyor,
kulaklarıma notaların sesi, açılıyor gözlerim.

Bütün gözler üstünde, ve en sevdiğin siyah elbisen;
koltuğumda televizyon izlerken bu gece, daha önce
saçlarımın arasında gezinen parmakların, şimdi sadece
birer baston, küçük bir kutunun içinden gözüken.