Hürriyetin Yeniden Ýlaný'nýn 100. Yýlý | Aralýk 1908 | Osmanlý Meclisi

‘edebiyat’

Konu dışı serbest çağrışım veya kadavralar üzerine

Gönderen: H.G. Özkoray | 20 Eylül 2007 | Türü Deneme

Lacan’ın bahsettiÄŸi, mutlaka bir yolunu bulup geri dönecek olan “usûlüne uygun gömülmemiÅŸ ölüler” ile Fransızcadaki “dolaba saklanan cesetler” deyiÅŸi (bir nevi halı altına süpürülmüş sorunlar silsilesi) arasındaki fark nedir? Tüm bunlar iÅŸte bu soruyla baÅŸladı.

Bu sözümona ifadeleri simgesel ve reel bağlamda incelemek pekâlâ mümkün. Ölüye karşı duyulması beklenen saygıya vurgu yaparak ne bir yere varabilir, ne de bu karşılaştırmanın güçlüklerinden sıyrılabiliriz. Her iki durumda da, ancak geçici olarak hasıraltı edilebilmiş sorunların er ya da geç su yüzüne çıkmaları söz konusu. Usûlüne uygun gömülmemiş ölülerde kalıplaşmış davranış biçimlerine çok vahim boyutlarda olduğu varsayılabilecek bir uygunsuzluk olsa da, ölülerin gömülü oldukları yadsınamaz. (devamını görüntüleyin)



Piyano Tuşları.

Gönderen: Levent Sevi | 10 Eylül 2007 | Türü Şiir

Piyanonun tuşlarına dokunuyor parmakların,
kör bir adamın yolu bulmaya çalışması gibi.
Parmaklarının sesinden önce ulaşıyor,
kulaklarıma notaların sesi, açılıyor gözlerim.

Bütün gözler üstünde, ve en sevdiğin siyah elbisen;
koltuğumda televizyon izlerken bu gece, daha önce
saçlarımın arasında gezinen parmakların, şimdi sadece
birer baston, küçük bir kutunun içinden gözüken.



Parodos (Platon’un Devlet’indeki maÄŸara mitosu üzerine)

Gönderen: H.G. Özkoray | 8 Eylül 2007 | Türü Deneme

Bu bir Kafka hikâyesi ya da bir Borges anlatısı olabilirdi. Günün birinde, bir adam uyanır ve etrafına bakar, bomboş bakışlarla. Yarıgölgede arkadaşları her zamanki gibi fısıldaşıyor ve geride, kayalık ekranın üzerinde gördüklerinden konuşuyorlardı. Dik, esnek ve çevik gölgeler birbirlerine zincirleniyor (bağlanıyor), arzularının devinimlerine katılıyorlardı. Sadece o kararsız kaldı. Onu sarsan, gölgelerin resminden çok, bir sonraki aşamada neyin geleceğini sezinlemeye çalışanların sözleriydi. Surların üzerinde kayan şu gizli ürpertilerden bahsetmeyi artık istemiyordu. Ne gözlerini kapadı, ne de başka bir yana baktı; zihnini her zaman için oyalamış olan gölgelerin akışını bir an için durdurmakla yetindi. Her zaman için, peki, ya daha öncesi? Belli belirsiz başka birşey anımsar gibi oldu ve tedirginliği arttı. Tuhaf bir huzursuzluktu. Ağızlarından tek bir kelime çıkmayan ve tanıdık görünümlerden sapmadan açlıklarını ve susuzluklarını gidermeye çalışan diğer insanlardan eser yoktu. Alışılmadık bir hareket dört dönmeye başlamasına yetiyordu, asla görmediği birşeyi tanıyormuş gibiydi. Hatırladı, ve o anda, ilk defa, daha önce hiç düşünmemiş oldukları onu hayrete düşürdü.
(devamını görüntüleyin)



Yalnız Ruh Sahnesi

Gönderen: Pınar Özcanlı | 5 Eylül 2007 | Türü Edebiyat, Şiir

Dün-ya
ve bencil bir oyuncu ben…
aynı perdeye denk gelmiş
yalnız ruhlarız biz,
korkak ve silinmiÅŸ isimlerimiz…
aynı karede kaybolmuÅŸ yüzlerimiz…
tüm adımlar tanıdık uzaktan
uzaklar başlangıca öyle yakındır ki oysa

büyümüş,
korkularda bedenlerimiz…
ne bir gemi
ne de bir balık olma umudunda ruhlarımız
uçları dokunur şarkıların boşluğa
ÅŸimdi ölmelerin zamanındayız…
(devamını görüntüleyin)



Babaannem’e ilk defa…

Gönderen: Cansu Aslan | 25 Ağustos 2007 | Türü Edebiyat, Şiir

Eski bir İstanbul’du yaşadığımız şehir,
Yüzyıllardır eskimeye yüz tutmuş, rutubet kokusu ile birlikte,
Ve o hiç bitmeyen eski İstanbul şarkıları…
Sessiz bir serinlik ve serzeniş var aklımda,
Caddeler ıslanmış yağmurundan,
Bir akşam ezanı öncesi kaybederken seni…

Cansu Aslan | Åžiir | Babaanem'e ilk defa...
Kaybetmek her ÅŸeyde inan…
Hele de sende kaybetmek ,önceden tarifi bile edilmezdi.
Edilmezdi, çünkü; akla gelmezdi…
Yok olmanın tarifi sende saklıymış…
Uçup giderken küçük tebessümünle göklere…
Gizliymiş peşi sıra şarkılarda
Hani senle söyleyemediklerimiz,
Hani senle yarım kalmışlar…

Kara bir delik ÅŸimdi,
Kapıdan her girişim ve yatağındaki kokunla beraber…
Kara bir deliksin ÅŸimdi,
Ve yok bir benzerin,
Yoksa aklımda kalır mıydın?
Şarkılar kalır mıydı ateşten yanmış dudaklarımda?
Kavrulur muydu ten bir daha sana dokunmayacağını anladıkça?
Yakarır mıydı dil her gece neden neden diye?

(devamını görüntüleyin)



Vesikalık.

Gönderen: Levent Sevi | 2 Ağustos 2007 | Türü Edebiyat, Şiir

Levent Sevi | Şiir | Vesikalık.Yavaş yavaş kuruyor gözyaşları,
bir cüzdanın içinden süzülen, hayatları
boyunca bir daha ulaşamayacakları
o tepenin içinden geçen
küçük bir yolcu treninde unuttukları.

İlk bulan ben değilim, o cüzdanı
bundan eminim, kaç kişi baktı
bu fotoğraflara kimbilir, bir kadın
ve iki çocuk, ve hepsi ağlamaklı
sanki gözlerinin içine bakıyorlar babalarının.

Bir gün, başka bir istasyonda rastlarsam onlara,
şöyle söyleyeceğim: sizi gördüğüme sevindim,
sonra tepeye ulaşan trenden iner babaları,
gülümserler belki ve ben de gülümserim,
yavaş yavaş kuruyor olmalı gözyaşları.

Levent Sevi 11 Eylül 2006 Beyoğlu



Gönül duman içinde

Gönderen: Vahdet İŞSEVENLER | 25 Temmuz 2007 | Türü Şiir

ben kibritim o sigaran onu yakan ben üfleyen sensin
onun dumanıyla beni söndüren
şimdi atılacağım çöplükten
ağacıma dönmeyi umuyorum

umursamaz bakışları ele veriyor kalp atışları
gülümsüyorum sana doğru sonuma
menzil yakın menzil uzak
oku atıyorum var gücümle
fırlatıldığı yere düşüyor gönlüme

ve ben hala siyaset konuÅŸuyorum
pazar günü seçim sabahında
belki hep birlikte ulaşırız diye sana
yani yine saklısın suretler arkasında

devirmek ya da devrilmek de önemli değil artık
toplandık tüm karıncalar koşuyoruz yangına
yüreğimizde su birer damla
ormanlar yanıyor yine seçim sabahında
seçmekte güçlük çekiyoruz
seni yangının tam ortasında>