Etiketlenmiş İçerik ‘ Şiir ’

memleket bizim memleket

dumrul deveye benzer onlar kereme onda kas var canlarda yürek ikiside köprü savunur delice o benim der canlar ise memleket kimisini canlar delirtmiş der kimin için isteyeyim adalet kimisi cananın peşinden gitmiş nerde sevdiğim nerde adalet bin türlüsünü barındırır memleket ayırmasın bizi paraya tamah ey beşer biz eğildikten sonra para ayağımızın altında aman dikkat et [...]



Çay Kaşığının Ölümü

Sözcükleri ısladım akşamdan. Ve bir çay koydum yatmadan, İçinde az biraz merak, epey boşvermişlik olan. Güzel bir harmandı Ama buruktu tadı. Birkaç şeker attım Olmadı… Daha beter, içimi bulandı, kokusu dağıldı. Dedim ki kendimce “Hangi burukluğu götürebilmiş hangi şeker, Ya da hangi şeker bulandırmamış gerçeği Bırak atma bir daha harmanına bu zehri.” Tadına alışmaya çalışırken [...]



Sıcak Savaş

Sıcak burası şimdi Kadınları güzel, dudakları kırmızı Adamları desen çalışkan Elmaları hepten kırmızı Vakti akşamüstü Şarabı da sıcak buranın Şarabı tatlı Burası öyle sıcak ki, Mermer heykeller var sokaklarda



yarda

gün yok ki gece onu izlemesin gece yok ki günün hesabı sorulmasın herkes bir yüzük takmış mecazın peşinde bir sofra etrafında toplanılmış can derdinde zulm edince kendine dört kapı olur duvar kabe’nin içine putlar dolar gözü görmeyen eğlence fişeği ile silah sesini nasıl ayırsın gönül kör ise göz ne okusun yoksa yarınında da geçen günün [...]



Piyano Tuşları.

Piyanonun tuşlarına dokunuyor parmakların, kör bir adamın yolu bulmaya çalışması gibi. Parmaklarının sesinden önce ulaşıyor, kulaklarıma notaların sesi, açılıyor gözlerim. Bütün gözler üstünde, ve en sevdiğin siyah elbisen; koltuğumda televizyon izlerken bu gece, daha önce saçlarımın arasında gezinen parmakların, şimdi sadece birer baston, küçük bir kutunun içinden gözüken.



Yalnız Ruh Sahnesi

Dün-ya ve bencil bir oyuncu ben… aynı perdeye denk gelmiş yalnız ruhlarız biz, korkak ve silinmiş isimlerimiz… aynı karede kaybolmuş yüzlerimiz… tüm adımlar tanıdık uzaktan uzaklar başlangıca öyle yakındır ki oysa büyümüş, korkularda bedenlerimiz… ne bir gemi ne de bir balık olma umudunda ruhlarımız uçları dokunur şarkıların boşluğa şimdi ölmelerin zamanındayız…



Babaannem’e ilk defa…

Eski bir İstanbul’du yaşadığımız şehir, Yüzyıllardır eskimeye yüz tutmuş, rutubet kokusu ile birlikte, Ve o hiç bitmeyen eski İstanbul şarkıları… Sessiz bir serinlik ve serzeniş var aklımda, Caddeler ıslanmış yağmurundan, Bir akşam ezanı öncesi kaybederken seni… Kaybetmek her şeyde inan… Hele de sende kaybetmek ,önceden tarifi bile edilmezdi. Edilmezdi, çünkü; akla gelmezdi… Yok olmanın tarifi [...]