Aksi Halde Çok Kelleler Gidecek
Vahdet İŞSEVENLER | 18 April 2007 | Başlık: Güncel, Siyasi | 2 yorum varSöz konusu siyaset olduğu vakit toplumlar ikiye yarılır: yönetilenler ve yönetenler, ipi tutanlar ve tutulanlar. İzaha girmeden önce belirtmek isterim ki ben dini vecibelerini yerine getirmeye özen gösterem bir müslümanım. Hiçbir kimlikten haz etmediğim gibi böyle bir girizgahtan da memnun değilim lakin her derdin aslını ayrılık olarak görürdüğüm için baştan bunun önüne geçmek istedim. Muhammed’in işaret ettiklerine inanmak ilerici olmaya engel değildir. İlk kurulan mecliste Gazi Mustafa Kemal başkan, Abdülhalim Çelebi (Mevlevi başkanı, makam çelebisi.) de ikinci başkan olmuştur.

Cumhuriyet“…Aksi takdirde çok kelleler gidecek!” diyordu. Yüzyıllarca biat ettikleri Osmanlı Hanedanlığı, hükümdarlığının fiili olarak sonuna gelmiş lakin ecnebiye teslimiyet reddedilmişti. Bazıları ödev ile yetkiyi karıştırmıştı. Halkın iradeyi (egemenliği) eline aldığını unutmuştu meclisin bir bölümü, hakimiyeti kendinde sanıp ne lütfedeceklerini tartışıyordu ki paşa temsilci olduklarını kimseye birşey vermediklerini hakimiyetin zaten fiili olarak bila kaydu şart millete ait olduğunu hatırlattı. Meseleye bu açıdan bakılmalıydı aksi halde çok kelleler gidecekti. Mustafa Kemal her daim geçerliliği olan bir kelamda bulunmuştu. Espiriyi bilirsiniz: şeriatta o senin bu benim, tarikatte hem senin hem benim, hakikatte ise ne senin ne benim.
14 NİSAN
Heyecanımız, bilgimizden fazla olursa sonucun niyetimizle örtüşeceğinden şüpheliyim lakin öteki yaratıp, suçlamak, kötülemek de fayda getirecek bir davranış değildir. 14 Nisandaki yürüyüşü bu açıdan değerlendirmek lazım. Sevgili H.Dink’in cenaze töreni ve bu yürüyüş gösterdi ki acı ninni sona ermekte. Tahammül zorlanmıştır ve halk tepkisini doğrudan gösterecektir bundan böyle. Seçim vaktini beklemeyeceğiz. Bizler umut dolu meydanlara inerken soralım egemenlik kimdedir? Son birkaç ay manşet manşet, bağrış çağırış hepimizin hatrında. Nerdeyse bir sene evvel -eski tabiriye- cephe açıldı. Önce bu tabirin eskidiğine şükrediyorum, kan çağrıştırıyordu. Cumhuriyet gazetesi sordu: “Tehlikenin farkında mısınız?” Laiklik tartışmaları hiç dinmemişti ama o günlerde hararetin arttıracağının işareti veriliyordu. Cumhurbaşkanı dahil oldu, muhalefet dahil oldu, bir kısım ay(ama)dın dahil oldu derken liste uzadı. Andıçlar ortaya çıktı, ordu – sivil toplum örgütleri ilişkileri sorgunlandı, Fethullah Gülen dahil oluyordu tartışmaya. Ne istiyor Amerikalı (kimilerine göre mürşid) sizce? Bu şekilde ordu da stk’larda zan altında kalacaklar elbette. Nihayetinde katılım azalacak ama dahası var bunlar aynı zamanda yeni gündem demek; parasızlık, şehitlik ve sair konular unutulacak demek. Bir çoğunuzun malumu olduğu FEM yurtları, evleri mezunlarını çoktan verdi ve daha da vermekte. Buradan çıkıp TSK’da görev alanlar da az değil.
Bir başka incelenmesi gereken konuda kimi destekçiler. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Genel Merkezi ve 95 Şubesi, Uluslararası Lions Kulübü Dernekleri 118-K Yönetim Çevresi Fedarasyonu toplumsal uzlaşma isteyenlerden. Şimde talebin bizimkisinden farkı yok lakin Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin Sorosgillerden olduğu malum. Burada başka amaçlara hizmet etmemek için şüphe şart! İyi düşünelim ne, kimin faydasına. Çok kellelerimiz gitmedi mi? 80′den öncede, 60′dan öncede hepimiz, hepimizin bekasını istemiyor muyduk? Komünizmden kaçarken CIA’nın kucağına oturulmadı mı?
New York Times On binlerce kişinin hükümet üzerinde artan İslami etkiyi protesto etmek için Türkiye’nin başkentini doldurduğunu yazdı. Gösteriye katılanların sayısının Türk toplumunda İslam rolü konusundaki derinleşen bölünmeyi yansıttığını kaydeden gazete, “Şimdi iki ayrı Türkiye var” ifadesini kullandı.
Atatürkçü Düşünce
Bir de şu TGB’nin ve ADD’lerin yapsını, işleyişini, zihniyetini de sorgulamak lazım. Bakınız (hatırladığım kadarıyla Beşiktaş Şubesi) ADD’den bir ekip gelip Sabancı Anadolu Lisesi’nde dil ile alakalı bir sunum yapmıştı. Kürsüde üç kişi ön sıralarda da onların şakşakcıları. Kürsüden buyurdu: “Türk evladı pardon diyemez!” Şakşakcı görev aşkıyla :”Bravoo hocam!” Yorumu siz buyurun. Bir de devrimcilik ilkesinin sürekli atlanılıyor oluşu. RTE’ye “Kemalizm’in yeniden kendini üretmesi söz konusu değildir.Türkiye’nin yarınında artık Kemalizm’e ve Kemalizm benzeri rejimlere yer yoktur.” deme fırsatı veren budur. Birçok ilke memleketin farklı yapısı gereği ve devrimin çabuk ve sağlam oturması için seçilmiştir. Devrimcilik en mühim ilkedir. Gerektiği vakit ilkelerin geliştirilmesini ya da onlardan vazgeçilmesini, yerine çağdaşının (muasırının) oluşturulup konmasını işaret eder. Laiklik ilkesine de değinmek icap ediyor elbet. Önce siyaseten var olan –ama seçen ama seçilen- herkesin laikliğin ne olduğunu, neden var olduğunu, memlkete en uygun yorumunun hangisi olduğunu, Mustafa Kemal’in bu ilke ile ne anlattığını bilmesi, benimsemesi gerekir. Öyle ki bu durumun eksikliğini cumhuriyet ilk olarak “Şeyh Said İsyanı”nda yaşadı. Bilindiği üzere isyana ingilizler tarafından dini kılıf uydurulmuştur. Daha hilafetin kaldırlması fikriyle başlayan tartışma gerek iktidar isteyen içtekiler tarafından gerekse kargaşa isteyen dıştakiler tarafından kullanılmış gerilime dönüştürülmüştür. Olan yine senin benim kelleme olmuştur. Birilerinin kafasına örümcekler yuva kurmuş birileri başından vurulmuş birilerinin başıyla uğraşılmış durulmuş. Bakınız türban meselesinin basit bir izahı var halk, devlet irtica korkusu duymasa, inananlar malzeme yapılmasa hangimiz saçı, başı mesele ederiz. Bu durumun devam etmesinin iki açıklaması var. Devamı, devamını sağlayabilecek birilerinin işine geliyor ve biz bu meseleyi aşacak yetenekte değiliz. Kanaatim odur ki memleketin dümeni bu arkadaşların elindeyken bizi keyifle karşılayan tehlike şeriattan daha ciddi ve gerçekçidir. Evvela İslam’da siyasal bir rejim mevcut ise bunu uygulayacak marifet AKP’de yok. Memlekette böyle bir rejimi ayakta tutacak kadroda yok. Bu üç sebepten dolayı şeriat korkusunu ciddi bulmuyorum. Beter bir durum mevcut ki Bizim için en üst belirleyici, İslam’ın ilkeleridir. Her şey ona göre belirlenir. Diyen RTE özelleştirme adı altında, büyüyen ekonomi fetvalarıyla memleketin uzuvlarını taksit taksit dağıtıyor. Satıyor da diyemiyorum meblalar ortada yani hadi bir hatadır liberal oldun bari adam gibi liberal ol. Gerçi bu da ayrı bir paradoks.
Dostlar, bilinmelidir ki emretmek, hükmetmek, itaat ettirmek hiçbirimizin üstüne alabileceği bir kudret değildir fakat tarih bunun örnekleri ile doludur. İlk devletten, faşizme, oligarşiye kadar bin farklı kılıkta bir kesim çoğunluğu hizmetkarı olarak gördü ve kendini piramidin üstüne yerleştirdi. Bugünlerin modasi ise demokrasi. İdda odur ki: halk yönetimi seçtiği temsilcilere devreder ve onları denetler. Yasalar kaçımızın istediği anlamdadır, kaçımız çıkan kanunların tamamını biliyoruz ya da gerçekten bizim dilediğimiz gibi mi olmalıdır hepimiz bu ödevi yapabilecek kadar vakıf mıyız konuya veya vakıf olmasak da doğru veya yanlış bizim dediğimiz mi olmalı? İp olduktan sonra önünde olmak arkasında olmak mühim midir? Kanaatimce önce bu tartışılmalıdır.
Selam ve Sevgi ile…
Not: Deli iki türlüdür. Birini aklı terkeder biri ise aklını terkeder. Aklını terk edene meczup denir. Günahı sevabı olmadığı gibi etliye sütlüye karıştığıda yoktur. Gönül aklı kovmuştur. Bir de ben mesihim, mehdiyim diye ortaya çıkanlar vardır ki onların aklı yerindedir fakat kıttır. Onlara kızmayacaksın, bilse yapmaz. Şefkat göstereceksin ilgili kuruma emanet edeceksin. Aşık ile fahişeyi karıştırmayacaksın. Dertlilerin durumunu -her ne kadar onlar sukut altındır- dese de dillendirmek, borcumuzdu. Egemenliği nefse verip birşeyler yazdık bir kere.
güldüm sadece:D
Gülümsettiyse heavymetalci! arkadaşımızı pek ala.