Batan Geminin Malları!

Son günlerde çokça yansıma yaptığımın farkındayım lakin halihazırda memleket seçim arifesindeyken başka bir değişle mazot 1 YTL olma, kimileri tehlikenin farkında olma, kimileri tabut içinde omuzda ve memleket bit pazarı kıvamındayken sesimin güzelliğine bakmadan konuşmak zorunda hissediyorum kendimi. Af buyurun.

Efendim liberalizmin ekonomik doktirini kapitalizmde, devlet müdahalelerine pek yer yoktur, benzeri için bakınız; siyasal liberalizmde asker müdahaleleri. Doğal hukuk, doğal hak, doğal yasa derken ekonomi de Darwinci olup çıkmıştır. Böyle bir sözde hürrüyet ortamında güçlü olan ayakta kalacaktır, başka bir deyişle büyük balık küçük balığı yiyecektir. Burda büyük balık sistemin kurucusu burjuva olduğu için sorun yok tabii. Fakat burjuvanın atladığı bir şey var ki tüm bunlar ulus devlet modeli içerisinde olup bitiyor, yani bir sen var bir ben var. Burda hangi burjuvazi sorusu beliriyor. Kişisel kanaatim yerli yabancı ayırt etmeden burjuvazinin sınırlarının pazarlıksız çizilmesi lakin Güngör URAS’ın şu satırlarınada “sistem içerisinde” katılmamak işten değil. Sayın Uras batan geminin mallarını anlatmış:

Elimizde bir şey kalmayacak (…kalmadı bile!)

O gidiyor, bu gidiyor… Sonunda bir de bakacağız, elimizde bir şey kalmamış… Kalmadı bile!

14 bankamızı yabancılar satın aldı. Bankacılıkta yabancı payı yüzde 42′ye yükseldi.
Banka sistemi ekonomide çarkları yağlayan mekanizmadır. Çarklar düzgün yağlanmazsa üretim de tüketim de aksar. Ekonomi büyümez. Bankacılıkta yabancı payı yüzde 42 oldu ama, şimdilik bu kadar… Çünkü ülkeye gelen dev bankaların karşısında yerli bankaların rekabeti sürdürme, pazar paylarını koruma şansı çok az.

50 sigorta şirketimizin 29′unu yabancılar satın aldı. Sigorta piyasasının yüzde 41′i yabancıların kontrolüne girdi.
Sigorta sistemi bireysel tasarrufları kurumsal fona, yatırıma dönüştüren mekanizmadır.

Borsada işlem gören hisse senetlerinin yüzde 70′i yabancıların portföyüne girdi.

Hisseyi elinde bulunduran, şirketin kârını cebine koyar. Kârlar yabancıların cebine girecek. Her yıl yurtdışına çıkarılacak.

Yabancı payı artıyor

Hazine bonoları ve tahvillerinin yüzde 23′ü yabancıların portföyünde.
Bunların yüksek reel faizi yabancıların cebine giriyor. Yurtdışına çıkarılıyor.

İstanbul Sanayi Odası her yıl 500 büyük sanayi kuruluşuyla ilgili bilgileri yayımlıyor. Son açıklamalara göre, Türkiye’deki 500 büyük sanayi şirketinin:
(1) Toplam satışlarının yüzde 42.5′ini yabancı sermayeli şirketler yapıyor.
(2) Toplam kârın yüzde 44.4′ünü yabancı sermayeli şirketler elde ediyor.
(3) Toplam ihracatın yüzde 49′unu yabancı sermayeli şirketler yapıyor.
(4) Buna karşılık, yabancı sermayeli şirketlerin 500 büyük şirketin toplam istihdamındaki payı yüzde 27.3 oranında.

Koç grubu Migros-Tansaş mağazalarını yabancı bir gruba satmak üzere.
Perakendecilik sektörü çok önemli. Düşük gelir grubundaki halkımızın en büyük tüketim harcaması, gıda ve günlük ihtiyaç maddeleri için yapılıyor. Perakendeciliğin yıllık iş hacminin 50 milyar dolar olduğu tahmin ediliyor.
Migros-Tansaş gibi büyük mağazalar bu hacmin yüzde 35-40′lık bir oranını gerçekleştiriyor. Örgütlü perakendecilik sektöründe (1) Migros-Tansaş’ın payı yüzde 22, (2) Gima-CarrefourSA’nın payı yüzde 15, (3) Metro’nun payı yüzde 5, (4) Tesco’nun payı yüzde 4 oranında. Bu dört büyüklerin payı toplam olarak yüzde 46′yı geçiyor.

Ülke için iyiyse sorun yok
Tansaş-Migros yabancılara satılınca organize perakendecilikte de yabancı sermaye hâkimiyeti gerçekleşecek.
Bankacılık, sigortacılık, borsa, sanayi, perakendecilik sektörlerinde yabancı sermayenin payı yüzde 50′lere yaklaşmış durumda.
Ama bu yüzde 50 payın özelliğini unutmayınız: (1) Yabancılar bizim en büyük, en verimli, en kârlı, en geleceği olan şirketlerimizi satın aldı. (2) Bu şirketleri satın alan yabancıların gerisinde küresel sermaye, küresel yönetim ve pazarlama gücü var.
Bu büyük güç karşısında (1) Bizim yerli sermayeye ait kuruluşlarımızın rekabet güçleri zayıf. (2) Bizim müteşebbislerimizin, sıfırdan başlayarak ve yeni şirketler kurarak yabancıların satın aldıkları şirketlerin bulunduğu sektörlerde büyüme, gelişme şansları yok.
Bu tabloyu (1) Yabancı sermaye düşmanlığı, (2) Ulusalcılık duyguları gibi pencerelerden değil de ekonomik açıdan değerlendiriniz.

2 yorum var
Yorum yapin/yanitlayin »

  1. Tufan TÜRENÇ devamını getirmiş:

    Farkında mısınız Türkiye hızla kan kaybediyor

    1- Bankacılıkta yabancı payı yüzde 42’ye yükseldi. 14 banka yabancıların oldu.

    Acaba öteki ülkelerde durum nasıl? Oralardaki bankacılık sistemindeki yabancı payı ne kadar?

    Liste şöyle:

    Almanya’da yüzde 5, İtalya’da yüzde 8, Hollanda’da yüzde 11, İspanya’da yüzde 10, Danimarka’da yüzde 17, Avusturya ile Fransa’da yüzde 19.

    Avrupa Birliği’nin bütün uyarılarına karşın Avrupa’nın gelişmiş ülkeleri bankacılıkta yabancıların payının yüzde 20’yi geçmesine izin vermiyor.

    2- Borsa’da işlem gören hisse senetlerinin yüzde 70’i yabancıların elinde.

    Yabancılar ellerindeki dövizleri Türkiye’ye getirip Türk parasına çeviriyorlar ve borsaya yatırıyorlar. Elde edilen kazanç tekrar dövize çevrilip yurtdışına çıkıyor.

    3- Yabancı yatırımcılar hazine bono ve tahvillerinin yüzde 23’üne sahip.

    Türkiye dünyanın en yüksek faiz veren ülkesi. Yabancı yatırımcı bu yüksek faizlerden büyük kárlar sağlıyorlar. (Ekonomide bunlara sıcak para deniyor.)

    4- Sigorta şirketlerinin de yarıdan fazlasını yabancı şirketler satın aldı. Bu piyasada yabancıların payı yüzde 40’ı geçti.

    * * *

    Devam edelim.

    Güngör Uras’ın verdiği şu liste de çok ilginç:

    Türkiye’nin 500 büyük sanayi kuruluşunun toplam satışının yüzde 42.5’ini yabancı sermayeli şirketler yapıyor.

    Toplam kárın yüzde 44.4’ünü yabancı sermayeli şirketler elde ediyor.

    Toplam ihracatın yüzde 49’unu yabancı sermayeli şirketler yapıyor.

    Bu rakamlar bazı şeylerin doğru olmadığını gösteriyor.

    Türk insanının bin bir emekle ve özveriyle yarattığı kuruluşlar tek tek elden çıkıyor.

    Şimdi de Migros ve Tansaş sırada.

    Hiç kuşkusuz yabancı sermayenin Türkiye’ye yönelmesi sevindirici.

    Kalkınmamız için de gerekli.

    Ancak yabancıların bizim en kárlı, en verimli şirketlerimizi satın almalarında tıpkı öteki ülkelerin koyduğu gibi bazı sınırlar olması gerekir.

    Yabancı sermaye sadece hazıra konmamalı, yeni yatırımlar için gelmeli. Yeni işgücü ve ihracat potansiyeli yaratmalı.

    Ama AKP iktidarı böyle bir duyarlılık içinde görünmüyor, günü kurtarmaya bakıyor.

    * * *

    AKP lideri bu konularda ekonomistlerin uyarılarına aldırmıyor.

    353 milletvekiliyle cumhurbaşkanı seçtirememenin öfkesiyle meydanlarda halkı tehdit ediyor.

    “Bana 367’nin üzerinde bir rakamla yetki verin yoksa seçimden sonra cumhurbaşkanlığı seçiminde kriz çıkar” diyor.

    Halkı krizle korkutan Başbakan şunu söylemek istiyor:

    “Ben seçimden sonra da uzlaşma aramayacağım. Öteki partiler benim adayımı desteklemezse kriz çıkar. Bundan da onlar sorumlu olurlar.”

    Oysa Anayasa cumhurbaşkanlığı seçiminde uzlaşma mantığı arıyor.

    Ama AKP bu mantığı kabul etmiyor.

    “İlle dindar bir cumhurbaşkanı seçeceğim” inadını sürdürüyor.

    Anlaşılan seçimlerden sonra yine gergin ve tatsız günler yaşayacağız.

    Yine kısır tartışmalarla havanda su döveceğiz.

    Bu arada varımız yoğumuz yabancılara satılıyormuş…

    Ülkenin büyük emeklerle yaratılan bankaları, ticari ve sanayi kuruluşları tek tek elimizden çıkıyormuş…

    Kimin umurunda.

  2. E. Çölaşan :

    İbret belgesi rakamlar

    GAZETEMİZİN yazarı Prof. Dr. Şükrü Kızılot, ekonomide AKP iktidarının halkı kandırmaya dönük masallarını rakama dökmüş. Bunlar devletin resmi rakamları.

    Ancak iktidarın masallarından, pembe tablolarından çok farklı. Biraz bol rakamlı olacak ama okumaya değer. Her biri ibret belgesi. Kısaca özetliyorum:

    AKP iktidar olduğunda cari açık (Türkiye’ye gelen dövizle çıkan döviz arasındaki fark) 2002 Aralık ayında 1.5 milyar dolar. 2006 Aralık rakamı ise 3l.5 milyar dolar. Artış oranı yüzde 2 bin. Bu döviz açığı ağırlıklı olarak sıcak para denilen (kara para dahil) emanet para ile karşılanıyor. Riski çok büyük.

    Dış ticaret açığı (ithalatla ihracat arasındaki fark) 2002 Aralık ayında 15 milyar dolar. 2006 Aralık ayında ise 53 milyar dolar. Artış oranı yüzde 241.

    AKP iktidar olduğunda Türkiye’nin toplam borcu 222 milyar dolar. Bugün 400 milyar dolar. İç borçta artış yüzde 114, dış borçta artış yüzde 64.

    AKP iktidar olduğunda kişi başına borç 3187 dolar. Bugün 5458 dolar. Doğan her çocuk bu miktar borçla doğuyor. Artış yüzde 71.

    Özel sektörün dışarıya borcu 2002 Aralık ayında 44 milyar dolar. Bugün dışarıya borcu 126 milyar dolar. Artış yüzde 187.

    Ailelerin bankalara borcu 2002 Aralık ayında 4.3 milyar YTL. 2007 Mayıs itibariyle bu rakam 24.4 milyar YTL. Artış oranı yüzde 467.

    Tüketici kredilerinde 2002 Aralık ayı rakamı 2.3 milyar YTL. 2006 Aralık ayında 45.5 milyar YTL. Artış korkunç: Yüzde 1878. Halkımız borçla yaşar duruma getirildi. Ayrıca kredi kartı borçları toplamı 2002’de 4.3 milyar YTL. Geçen yıl 21.2 milyar YTL. Artış yüzde 393.

    Yabancılara özel ayrıcalık: Temmuz 2006’da yabancıların devlet tahvili, Hazine bonosu ve borsa kazançlarının vergisi yüzde 15’ten sıfıra indirildi. Yabancılar vergi ödemiyor, Türkler bu gelirlere yüzde 10 vergi ödüyor.

    Yabancı sermaye üretken ve ihracatçı olmayan sektörlere geldi. İş olanağı yaratmayan hazır tesisler yabancılara satıldı ve Türkiye bu parayla yönetildi. Bankalar, limanlar, havaalanları, Telekom, Petkim, araziler…

    AKP iktidar olduğunda bankacılık sektöründeki yabancı payı yüzde 3. Bugün itibariyle yüzde 42. Artış oranı yüzde 1300. Cüzdanımız, evimiz, paramız, yabancıların denetimine girdi. Aynen borsamız gibi! Şu anda borsanın yüzde 7l’i yabancıların, sıcak paranın, kara paranın emrinde.

    AKP iktidarı, rantiye kesimi ihya etti. Yabancıların 2002’de borsaya yatırdığı her bin dolar, şu anda 3586 dolar oldu. Dolar bazında kazanç oranı yüzde 259. Böyle bir örnek dünyada yok.

    Esnaf zulüm altında. AKP iktidarından bugünkü rakamlara karşılıksız çeklerde artış yüzde 102, protesto edilen senetlerdeki artış yüzde 204.

    Pek çok işyeri kapandı. Bu ne biçim büyümedir ki, AKP iktidar olduğunda 8 milyon olan vergi yükümlüsü sayısı, 2006 yılı sonunda 470 bin azalarak 7 milyon 530 bine indi.

    Türk halkı, beş yıl boyunca dünyanın en pahalı akaryakıtını kullandı.

    Pembe tablolar, büyümeler falan filan işte böyle!

    VATANDAŞ MEKTUBU, YORUMSUZ!

    “BEN Kırıkkale’den emekli olup Antalya’ya göç eden emekli Hamdi Demirhan. 17 Haziran 2007 Babalar Günü’ne kadar Pamukkale şirketinde şoför olarak çalışmaktaydım. O gün Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin ve Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Menderes Türel esnafı geziyordu. Ben de aracımla oradan geçerken sesimi duyurmak amacıyla kendilerine ’Sayın bakanım, emekli aç, bize zam yok mu’ diye bağırdım ve aracımla uzaklaştım. Bu söylediğim saat 15.10 dolaylarında oldu. Saat 16.30’da otogara döndüğümde firmamızın yetkili müdürü beni yanına çağırıp ’Mehmet Ali Şahin’i protesto etmişsin, seninle çalışmamız zor’ dedi ve işten kovuldum. Onların açtığı bir telefonla beni işten çıkarmış oldular. Benim bildiğim bakan ve belediye başkanı, bize destek olması gereken insanlardır. İşsize iş bulacağı yerde insanı ekmeğinden, işinden eden değil. Tek suçum zam istemek ve sesimi duyurmaktı. Olur mu böyle Emin Bey, sorarım size. Bana verdikleri Babalar Günü hediyesini hiç unutamıyorum. Çok gücüme gidiyor. Normal bir vatandaş olarak tepkimi belirttim. Çalışmazsam ya hırsızlık yapacağım veya aç kalacağım. Çalışmak istiyorum ama engel oluyorlar. Şimdi işsizim ve boştayım. Sıkıntılı sıkıntılı dolaşıyorum. Sesimi sizin duyurabileceğinizi düşünerek yardımlarınızı bekliyorum. Teşekkür ederim.”

    Evet, yorumsuz!

Yorum yapın/Yanıtlayın