Biraz İran Üzerine

Ahmedinejad'a nur yağarken

ABD, Suriye mi, İran mı diye düşünürken İran’da radikal Ahmedinejad iktidara geldi ve hedef seçimi konusunda amerikaya çok yardımcı oldu. Ahmedinejad bununla kalmadı, seçildiği günden beri yaptıkları ve söyledikleri ile de amerikanın ekmeğine yağ sürdü. Gelinen son noktadan, İran nükleer üretime başladı -ne ürettiklerini tam olarak bilemiyoruz-, ABD de İngiltere ile birlikte İran’a olası bir harekatın hesaplarını yapıyor, Türkiye tabii ki şimdilik izliyor… Hakkımızda hayırlısı…

Ahmedinejad seçimden başarı ile çıktğında radikal bir çizgide olacağını hemen belli etti. İlk icraatlarından biri başkanlık sarayını gösterişten kurtarmak için, değeri binlerce dolarla ifade edilen İran halılarını müzeye yolladı. Daha sonra, İran kültürünü yozlaştırdıkları ve İslam’ın esaslarına aykırı davranıp, kendilerine zarar verdiğini düşündüğü bazı şeylere kısıtlamalar getirdi. Bunun en göze batan örneği ise, Batı sinemasını ülkesinde yasaklaması idi. Bu ve bunun gibi bir çok uygulama ile zaten şeriat ile yönetilen İran daha da köktendinci bir yönetime kavuştu.

Esas ilginç olan ise, Ahmedinejad’ın zamanlaması ve söylediklerinin dünya siyasetinde ve kamuoyunda bulduğu yankı. Soğuk savaşın bitmesinden sonra kutuplarını ve düşmanlarını kaybeden güçler için, yeni dönemde, yeni çatışmalar yaratılması kaçınılmaz. Bu çatışmanın yansımalarını ise bugün, adına ister medeniyetler çatışması, ister dinler arası savaşa giden bir yol deyin, görüyoruz. İşte bu yüzden, İran gibi Ortadoğu siyasetine yön veren ve diğer ülkelerin Ortadoğu’ya bakışını, davranışlarını da belirleyen bir ülkede, böylesi çıkışlar ilgi çekici oluyor. Tam da birilerinin dinler arası bir gerginlik beklediği sırada, son zamanlarda pek de ortalıkta gözükmeyen İran’dan “İsrail Devleti haritadan silinmelidir.” gibi çıkışlar gelmesi, bazılarının ekmeğine yağ sürüyor. Ortadoğu’daki tüm sorunları da İsrail devletine bağlamak ilginç bir yaklaşım tabii. Hepimiz tahmin edebiliyoruz ki, Ahmedinejad gibi bir siyasetçi, İsrail devletinin ortadan kalması ile Ortadoğu’da tüm işlerin yoluna gireceğini düşünmüyordur. Onun amacı, bu dinler çatışmasında, bazı beklentileri olan köktendinci Müslümanların gönlünü okşamak ve biraz yanına çekmek ve belki de git gide dünyanın durumundan ve kendi konumundan rahatsız olan İslam kamuoyunun sempatisini toplamak, çünkü İsrail Ortadoğu’da yaşayan her Müslüman için bütün bu sorunların önemli bir sebebi ama tek sebebi mi, bunu da sorgulamak gerekiyor.

Bir diğer konu ise, malumumuz, İran’ın da artık “nükleer ülkeler”den biri olması. Bu konu üzerinde oturup düşünmek lazım. Düşünmeden önce de geçmişe biraz göz atmak. En basit hali ile, bir süre önce, Türkiye ile İran arasında su konusunda sorunlar ortaya çıktı. Aslında, sorun temelde basit, artan talebe karşılık ortada yeterli su yok ve su kaynaklarını elinde barındıran ülkeler ile su sıkıntısı çeken ülkeler arasında bir sürtüşme yaşanıyor. Bunun bir başka boyutu ise, İran ve Türkiye arasında ortaya çıkan sorunda mesela, su sıkıntısı çeken ama bunu tasarruflu kullanamayan ülkeler olması. İran bu konuda gayet başarısız, su sıkıntısı çekmesine rağmen, suyu biriktirebilecek yeterli baraja sahip değil. Bunun sebebi de gayet basit, İran’da hala bir sanayi ve bu sanayiyi oluşturabilecek bir altyapı yok. Elbette, sanayileşme var ama tam bir sanayi devriminden bahsetmemiz uzak. Hal böyle iken bazı soruları sormamız gerekiyor. Bir baraj inşaa edecek altyapıya bile sahip olmayan İran bugün nasıl modern uranyum zenginleştirici tesislere ulaştı? Eğer bunu kendi kendine yaptıysa, bunun için uzun zamandır uğraşıyor olması gerekiyor. Eğer öyleyse ve müdahale edilmesi gerekiyorsa neden bu kadar üzerine gidilimek için bugünler beklendi? Yok eğer İran kendi üretmediyse, bu teknolojiyi aldığı ülkeler hangileridir? Bu ülkelerle, şimdi uranyum zenginleştirmesine karşı çıkan ülkeler arasında bir ilişki var mıdır? Birileri bu işi yapabiliyor ve pazarlayabiliyorsa, İran’ın sınır komşusu bu teknolojiye sahip ve kimsenin sesi çıkmıyorsa, burada birden fazla yanlış yok mudur?

Bu sorular çoğaldıkça çoğalır. Amacım sadece konu üzerine bir kaç soru ile daha çok eğilmekti. Soru işaretleri oluşturabilmekti. Son olarak, devletlerin politikaları olacaktır, çıkarları esas alarak bazı oyunlar içerisine gireceklerdir, Türkiye de burada yerini alacaktır elbette, hatta gerekirse bizim de yetkimiz olursa biz de taraf olacağız böyle durumlarda, cepheleşmeler olacak yer alacağız, ama şunu unutmamak gerekir ki, önümüzdeki günlerde ortalık çok karışacak, bu topraklarda çok kan akacak, ama değişmeyen tek gerçek, dün de bugün de Ortadoğu’daki halkların kardeşliği olacak.

* Resim: Ahmedinejad NATO’da 28 dakikalık konuşmasını gerçekleştiriyor ve ona göre bu 28 dakika içerisinde ona nur yağmış ve onu dinleyenler gözlerini ondan alamamış.

Yorum yapın/Yanıtlayın