Küresel Eylem
Gönderen: Burçak Aslı • 5..2007 • Türü: Makale |
“…Bu gemi bir kara tabut/Badem gözlüm beni unut//Çürük yumurtadan çürük/
Benden yapacağın çocuk/Bu gemi bir kara tabut/Bu deniz bir ölü deniz/
İnsanlar ey, nerdesiniz?/Nerdesiniz? “

Çok sevdiğim bir hikayede,parçalanmış dünya haritasını bir araya getirmeye çalışırken arka yüzde bir insan figürü olduğunu fark edip,rahatlıkla haritayı düzelten küçük çocuk, haritayı bu kadar çabuk tamamlaması karşısında şaşkınlığını gizleyemeyen babasına “İnsanı düzeltince, dünya kendiliğinden düzeliyordu.”der.Sanırım bu noktada herkesin bu bilinçte olması gerek.
Bu nedenle, küresel ısınma konusundaki kampanyalara destek için 1 Mart’ta,dünyanın her yerinde yerel saat farkı gözetilmeksizin 19:55-20:00 saatleri arasında tüm enerji kaynaklarının kapatılmasıyla gerçekleşen ‘Beş Dakika Karanlık’eyleminin bireysel çabaların anlam kazanması anlamında çok önemli bir adım olduğunu düşünüyorum.Zaten,çevre örgütlerinin organizasyonu ile internet üzerinden yayılıp,otomobillerin kenara çekip motorları durdurması,evlerdeki tüm ışıkların ve muslukların kapatılması vb.şekilde gerçekleşen eylemin amacı söz konusu kesintiyle meydana gelen enerji tasarrufunun önemine değinmek ve yetkilileri harekete geçirmekti.
Ben bir kış çocuğuyum,o yüzden kışı daha çok severim.İple çekerim karın yağacağı günleri.Yağsın ki daha bir temiz görünsün dünya gözüme isterim.Kimi zaman,Türkiye’de de her daim kar olsaydı ne güzel olurdu diye düşündüğüm de olmuştur ama hemen uzaklaştırmışımdır zihnimden bu düşünceyi zira tam da olması gereken yerde,olması gereken anda açıp,içimizi ısıttığı vakit o güneşli güzel günler yine aydınlık görünür dünya .
Bu sene de değişen bir şey olmayacağını,kışı(!) kovaladığımız şu günlerin öncesinde karları coşkuyla karşılayacağımı sanıyordum,karşılayacağımızı sanıyorduk.Ancak karla uyandığımızı zannettiğimiz her günde,ilkbaharı andıran bir yumuşaklıkla karşılaştık.Artık durum sadece benim mutluluk kaynaklarımdan birinin ortalıklarda görünmemesi halinden çıkıp ,yerini ciddi bir tedirginliğe bırakmıştı,çünkü gün geçmiyordu ki bu gariplikler zincirine bir yenisi daha eklenmesin:Hakkari’de karlar eriyor,buzullardan her gün bir parça daha kopuyor,hiç beklenmemesine rağmen Mersin’e kar düşüyor,Şubat’ın ortalarında ağaçlar çiçek açıyordu,her şeyin dengesi bozulmuştu ve herkesin aklında aynı soru vardı:”Allah’ım sen bilirsin ama ne oluyor bu dünyaya?”
Yanıt çok da geç gelmedi yetkili mercilerden(!).Cevap basitti,kaldı ki aslında hepimizin üç aşağı beş yukarı bildiği,yıllarca belli bilim adamları tarafından anlatılan ama kimsenin o vakitlerde pek önemsemediği ‘küresel ısınma’ydı tüm bunlara sebep.Şimdi karşımıza dikilmiş hesap soruyor,”Haydi bakalım ne yapacaksın?” der gibi pis pis sırıtıyordu.Üstelik öyle gizlice de gelmemişti,bağıra çağıra sesini duyura duyura dayanmıştı kapımıza da biz kulaklarımızı kapamıştık.
Bugün küresel ısınmanın getirdiği tehlikeler hala aynı sıcaklığı koruyarak karşımızda durmakta ki zaten geçmiş olarak bahsettiğim günler bu yazının yazılmasının birkaç vakit öncesi yani o meşhur filmlerde gördüğümüz gibi bu tehlikeleri atlatmak o kadar çabuk olamıyor maalesef kaldı ki şu anda atlatmak da pek mümkün gözükmüyor en fazla süreç yavaşlatılabilir.2 Şubat 2007’de Paris’te yapılan Hükümetler Arası İklim Değişikliği Paneli’nden de +2 santigratlık bir sıcaklık artışı ile bu sürece gireceğimizi öğrenmiş bulunmaktayız yani geri döndürülemez kısma geçeceğiz bu kadar ufak gibi gözüken bir oynamayla.Düşünün yani yumurta kapıya dayanmış durumda!
Atmosferin alt katmanında güneş ışınlarını biriktirip,dünyanın ısınmasını sağlayarak canlı yaşamını düzenleyen sera gazlarının oranlarının artması sorunun ana kaynağı.Bu sebeple,dünyamız zaten çeşitli dönemlerde soğuyup,çeşitli dönemlerde ısınarak iklimsel değişiklikler göstermiştir deyip,olaya ‘doğal bir oluşum’ düşüncesiyle bakanlar var ancak sorun şu ki ,dünya soğuma evresine girmesi gereken yerde kaynıyor.Ve maalesef bu konuda çok masum değiliz,hatta hiç masum değiliz zira sanayi devrimiyle beraber kurduğumuz fabrikalar,endüstri atıkları,gelişen teknolojinin sebep olduğu aşırı enerji tüketimi,kentleşme çabası tüm bunlara sebep.Şimdi kimse çıkıp da doğal bir süreç olduğundan söz etmesin lütfen.
Şu anda küresel ısınmanın en büyük sebebi olduğumuzu biliyoruz ve küresel ısınma neticesinde buzulların eriyeceğini,büyük meteorolojik felaketlerin yaşanacağını,verimli toprak alanlarının azalacağını,su kaynaklarının tükeneceğini de biliyoruz ancak nedense tüm dünya birleşip ortak bir çalışma yürütemiyoruz.Zaten,bireysel olarak bizlere görevler düşse de bunlar devletler tarafından desteklenmediği sürece çok bir aşama kaydedileceği söylenemez en fazla vicdan muhasebesinde kendimize birkaç artı puan daha ekleyebiliriz o kadar.
Bu anlamda;atmosferdeki sera gazı yoğunluğunun iklime tehlikeli etki yapmayacak seviyelerde dengede kalmasını sağlamak amacıyla Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi içinde imzalanmış ‘Kyoto Protokolü’ne katılım ciddi derecede önemli.Sera gazı salınımının en fazla olduğu,gelişmekte olan sevgili ülkemiz Türkiye ve önündeki tehlikenin boyutunu kavrayamayan ekonomik çıkarlar sağlama şöyle dursun bir gün sadece su elde etmek için,yalnızca yaşayabilmek için eyaletleri arasında dahi savaş çıkabileceğini göz ardı eden ABD’nin bu protokolün altına imzasını atmamış oluşu aşikar bir çelişki oluşturmaktadır.
Dediğim gibi az su kullanmak,elektrikli aletlerin kullanımını asgari düzeye indirmek gibi bireysel çabalar,küresel ısınmaya karşı duracak en büyük güç olan devletlerin maddi kaynaklar ayırmaması durumunda yetersiz kalıyor.Bu durumda özel sektörlerin de devletle el ele vermesi gerek ama ne yazık ki;söz konusu insanlar dünyayı bir şekilde kurtarmaya çabalamak yerine,dünyadan başka bir gezegende yaşayabilmelerinin sağlanması halinde oluşacak olan kolonilerinin derdinde!
Bildiğim ve çok sevdiğim bir hikayede,parçalanmış dünya haritasını bir araya getirmeye çalışırken arka yüzde bir insan figürü olduğunu fark edip,rahatlıkla haritayı düzelten küçük çocuk, haritayı bu kadar çabuk tamamlaması karşısında şaşkınlığını gizleyemeyen babasına “İnsanı düzeltince, dünya kendiliğinden düzeliyordu.”der.Sanırım bu noktada herkesin bu bilinçte olması gerek.
Bu nedenle, küresel ısınma konusundaki kampanyalara destek için 1 Mart’ta,dünyanın her yerinde yerel saat farkı gözetilmeksizin 19:55-20:00 saatleri arasında tüm enerji kaynaklarının kapatılmasıyla gerçekleşen ‘Beş Dakika Karanlık’eyleminin bireysel çabaların anlam kazanması anlamında çok önemli bir adım olduğunu düşünüyorum.Zaten,çevre örgütlerinin organizasyonu ile internet üzerinden yayılıp,otomobillerin kenara çekip motorları durdurması,evlerdeki tüm ışıkların ve muslukların kapatılması vb.şekilde gerçekleşen eylemin amacı söz konusu kesintiyle meydana gelen enerji tasarrufunun önemine değinmek ve yetkilileri harekete geçirmekti.
Tabi tüm bunların da bir yere varmayacağını,beş dakikalık karanlıktan sonra yeniden kullanılmaya başlanılması için,aletlerin vb.daha çok güç harcayıp daha çok enerji kaybına sebep olacağını söyleyenler de yok değil.Ancak ne olursa olsun bir yerden başlanmalı,kangren olan kolun tüm vücudu etkilememesi için kesilmesi gibi,bir yerde enerji kaybına neden olacaksa da bu tarz eylemler gerçekleştirilmeli,devamı gelmeli ki amaca ulaşılabilsin.
Açıkça söylemek gerekirse,sizi bilmem ama ben kendi çocuğumun,torunumun,tüm bunlar bir umut olsa dahi,o bembeyaz umuttan mahrum kalmasını istemiyorum.Hem umuttur insanı bir yerden bir yere götüren,gemidir umut.Umutla umuda yolculuk var,siz de dahil olmak ister misiniz?Aksi halde Nazım’ın dediği gibi:
”…Bu gemi bir kara tabut/Badem gözlüm beni unut//Çürük yumurtadan çürük/
Benden yapacağın çocuk/Bu gemi bir kara tabut/Bu deniz bir ölü deniz/
İnsanlar ey,nerdesiniz?/NERDESİNİZ?”
