Yeni Çıkan Herşeye Atlamak

   Üreticiler pazar yerlerine yeni bir ürün sürdükleri zaman çoğunlukla bir kez dahi olsa o ürün büyük bir çoğunluk tarafından denenir. İhtiyaç olsun olmasın “yaşasın tüketim!” sloganı eşliğinde kapış kapış giden bu yeni ürünler çoğu zaman bütçeye zarar verirler fakat küçük bir meblağ olduğundan pek fazla önemsenmezler. Misal bir zamanların meşhur sanal bebek furyası vardır. Bu o kadar lüzumlu bir icattır ki çocuk isteyen yeni evliler tarafından deney amaçlı olarak kullanılmış, yeri geldiğinde bir köpeğin yerine konmuş hatta ve hatta öldüklerinde onlara özel mezar yaptırılmış ve arkalarından yas tutulmuştur. Evet hepimizin bir sanal bebeği olmalıydı, bu bir zorunluluk, bu bir hayatta kalma amacıydı. Acıktığı zaman bir tuşa basarak beslemek bizi eğlendirmeli ve onunla saatlerce oyun oynamalıydık. Bu elleri inşaatta çalışmaktan nasırlanmış Hasan Amca’nın oğlunun da medya patronu Ziya’nın kızının da ihtiyacıydı. Sorgulanması lüzumsuz en azından şimdik. Sebep? Çünkü “yeni”.
Varsın olsun. Sanal bebeklerle alıp veremediğim birşey yok. Benim amacım yeniye olan kontrolsüz sahiplenmeyi incelemek. Neyin gereksiz bir yenisi olur? Çok genel bir cevap vermek istiyorum. “Özünde birbirinin aynısı olan şeylerin yenileri gereksiz olur.” Bu sadece yeni bir kazıklama yolu, “artık eskisini yemiyorlar makyajlayıp farklı bir paketle piyasaya sürelim nasıl olsa bu sazanlar hemen atlarlar” düşüncesinin somutlaşmış halidir.
   Şimdi bir soru; biz Türkiye’de en çok neyin gereksiz yenisiyle karşı karşıya kalıyoruz ve her seferinde yiyoruz?Süre başladı,geç bile kaldık. Yanıt hakkımı kullanmak istiyorum.”Ding!” Siyasi partiler! Tebrik ederiz soruyu doğru yanıtlamakla 10 puan kazandınız,bunun yanında yıllardır yeniye atlamakla palazlanmış artık bu işin piri olmuş başka da şansı olmayan gibi gözüken size bir adet de kazık hediye etmek istiyoruz. Bakıp bakıp gülersiniz.
Neden yeniye bu kadar açız? Çok basit. Bir türlü tatmin edilememişiz. Peki doyumsuz muyuz? Sanmıyorum bu ülkede birçok insan karın gurultuları yoluya iletişim kurmakta ve birbirlerini anlamakta epey gelişmiş durumda. Bu ülkede tüm insanlar yolsuzluğa şaşana şaşmakta, parti dostlarına peşkeş çekilen yerlerin yanında üvey evlat olmaya çoktan alışmış üvey kardeşlerinden hangi delik çorabı kaparımın derdine düşmüş durumda. Ayrımcılık deniyor,köken deniyor,din deniyor; gülüyorum. İktidar ve para diyorum.
   Yeni bir parti çıkmış, işsizlere iş, evsizlere aş, öğrencilere para verecekmiş. Haydi bu sefer de onu deneyelim,oyumuzu ona verelim diyorlar; yapmayın diyorum. Bakın onlar yeni henüz doymamışlar daha beter olur. Bakın onlar eski sadece yeni maskeler takmışlar. Bakın onlar,siz,biz,hepimiz…Aynıyız. Bakın onlar hala utanmaz biz hala ders alamaz haldeyiz. Bakın diyorum, suç bizde hala kanıyoruz. Bakın suç onlarda hala istikrarsız hala tatmin edemeyen hala oturmamışlar, hala maske yapıp satıyorlar. Yapmayın diyorum, çok yok eski yenilere sen de alışırsın diyorlar. Şimdi elimde çayım, radyoda “aldırma gönülüm”, hediye edilen kazığıma bakıp gülümsüyorum. En azından “bir”iz. Bu hepimizin kazığı diyip bütünlüğümüze gülüyorum. Haydi hep beraber! 

Tek yorum
Yorum yapin/yanitlayin »

  1. yeniye olan merak,cahillikle açıklanabilir mi?

    ya da kişi derinden hissettiği çaresizliğini susturabilmek için mi yeni olana bel bağlar?

    nasıl olsa geçmiştekilerin bir faydası dokunmamıştır memlekete,yeni gelen partiyi seçmenin de zararı en fazla onlar kadar olacaktır ’seç gitsin!’
    belki de budur cevap ya da değil…

    bana öyle geliyor ki;insanların bu tip davranışları geçmişte de böyleydi,bugün de böyle,yarın da böyle olacak.sonu gelmez bir tekerrür tüm bu yaşananlar.insan ister istemez karamsarlığa düşüyor.
    saygılar…

Yorum yapın/Yanıtlayın