Esin Çelebi ile Elyazması #2

Mevlana Celalleddin Rumi HazretleriHz. Pir Celaleddin’in 22. kuşak torunu Esin Çelebi ile yaptığımız söyleşinin ikinici kısmını paylaşıyoruz.
Büyük dedeniz ikinci meclis başkanıydı. Tasavvuf ehlinin de; bu ilme hakim olanların da siyasette, en azından lazım olduğu vakitte, yer aldığını ve sonradan kendi ilmine geri döndüğünü görüyoruz. Bu da Hak’tan alıp halka dağıtmanın farklı bir yolu mudur? Tasavvuf ilmiyle uğraşan biri de bir yandan bunu yürütebilir mi? Çünkü “derviş” kelimesinin sıklıkla geçtiği kitaplarda derviş elini eteğini çekmiş, maddi dünyayla alışverişi olmayan biri olarak tasvir edilir hep.

Zaten makam çelebileri her ikisini de kendi bünyelerinde hazmetmiş ve yapabilen kişiler. Mevlevilikteki derviş modeli de daha farklı. Bizden istenen “kul” olmak.Bir kulun gerçek kul olabilmesi için maddi hayatla manevi hayatı dengeye sokmuş olması lazım. Birine ağırlık verdiğinizde diğeri eksik kalıyor. Bu devirde insan mecbur bir şekilde geçimini sağlamaya ve bunun içinde de manevi huzurunu sağlamaya. Bu kolay bir şey mi? Hayır, hiç kolay bir şey değil. Ama kul olmak da kolay değil zaten. Mümkün olduğunca vakti değerlendirmek lazım. Ne istediğinizi, hedeflerinizi seçmeniz lazım. İnsan hedefini tespit ettiği takdirde o hedefe ulaşırken yaşayacağı zorluklardır onu terbiye eden. Bana soruyorlar: “Mevlânâ’nın başka torunu yok mu da sizi görüyoruz hep?” diye. Var ama mesele, bu mesuliyetin farkında olmaktı. Ben mademki bu aileye doğdum, mademki bu soyun kanını taşıyorum, o zaman ne yapabilirim dedim ve ne olmak istediğimi oradan çıkarttım. Ben bu yolda bir şeyler öğrenmek isteyenlere yardım etmek istiyorum, bu yola ve bu yola hizmet edenlere hizmet etmek istiyorum. Kolay bir şey değil; zor bir şey. Ama o zorluğun içindeki kolaylığı, güzelliği görmeye çalışıyorum.

Şu an bu konuda yazılmış Türkçe kaynaktan çok işin Batıni yönüne dair yabancı kaynak bulmak mümkün. Amerika’dan ya da kıta Avrupasından bir yazar Mevlânâ’yı yazmış ve bunu çeviri olarak okuyorum ben. Bu sorunun kaynağı nedir sizce? Yurtdışından aldığımız vakit bize daha mı cazip geliyor?
Biz okuma tembeliyiz. Bize miras kalanın fazla kıymetini bilmemişiz. Belli kanunlarla bunu sanki konuşulmaması gereken bir şey olarak belirlemişiz. Bu sene dolayısıyla bunu daha çok görüyorum şimdi, Mevlevilik dendiği zaman buna önyargıyla bakılıyor. Daha sonra bunun kendimizden, kültürümüzden bir şey olduğunu anlayıp araştırmaya başlıyoruz bir vesileyle. Mirasyedi olmanın verdiği bir şımarıklık var. Güzel tercümeler Türkçe’de de var. Fakat ne yazık ki bu kitapların büyük bir çoğunluğu hediye kitap statüsünde olduğu için insanların eline geçmiyor.

Bu şekilde sınırlı tutulmasının nedeni nedir bu kitapların?
Matbaalara götürüyorlar basılması için. Çoğu matbaa maddi kaygılarla basmak istemiyor çok fazla. Tercüme edilmesinin sebebi de söylediğim gibi yabancıların çok okuması. O kadar iyi araştırıyor ve okuyorlar ki… Hepsini bir görüyor, okuyorlar; resmin tamamına bakıyorlar; bir yönüyle yetinmiyorlar. İmkânları da çok fazla. Bir de Hz. Mevlânâ Farsça yazmıştır. Farsça o günün edebi dili ve dilbilgisi açısından Latin kökenli dillerle aynı. Bizimse cümle yapımız farklı. Şiiri okuyoruz, anlıyoruz, ondan sonra tercüme ediyoruz. Yine, fazla değer verilmediği ve talep görmediği için Konya’daki Selçuk Üniversitesi Fars Dili bölümüne talebe almadılar geçen sene. Orası özel bir şehir olduğu için örnek veriyorum, orada bile ilgi gösterilmiyor. Dünyanın her yerinde Mevlânâ için özel kürsüler kurulurken bizde daha geçen sene Konya’da Selçuk Üniversitesi’nde Mevlânâ Araştırma Merkezi kuruldu ki enstitü bile değil.

Tek yorum
Yorum yapin/yanitlayin »

  1. Sayin Esin hanim,
    biraz arastirdik ve ne mutluyuzki size rastlayabildik,
    Bizler Molla Hünkaroglu soyundan oldugumuzu son bir iki yildir büyüklerimizin cocuklarindan ögrendik. Fakat
    nasil daha fazla bilgi icin ve detay icin nereye basvurmamiz gerekiyor bilmiyoruz. Bütün evraklar soyumuzun selcuk zamanina kadar dayandigini ve konya müzesinde muhafaza edildigini duyduk.
    Bize bu konuda yardimci olabilceginize inaniyoruz.
    saygilar ve tesekkürler
    rüchan ariman ve cevriye daltaban (iki kardes)Hasan Hacioglu torunlari.

Yorum yapın/Yanıtlayın