Mete Çubukçu ve Elyazması #2

Mete Çubukçu.

“Elyazması Söyleşileri”nin ilki olan Mete Çubukçu ile sohbetimizin, ikinci ve son kısmını paylaşıyoruz. İlkini okumayanlar okumak için burayı tıklayabilirler.

“Dünya Irak Mahkemesi’ndeki sunumumda “Bir gazeteci olarak objektifim ama tarafsız mıyım?” diye sormuş, yanıtını da “hayır” olarak vermiştim. Evet, “Savaşa karşı” tarafım.”

Uzun zamandır medyanın içerisinde olan biri olarak “bağımsız edebiyat, politika, kültür yayını.” sloganı ile yola çıkan elyazmasi.org internet yayını fikri hakkında ne düşünüyorsunuz?

[Mete Çubukçu]
- Türkiye’de bir dönem sanat, politika,hayat, edebiyat birlikte nefes alırdı. Zaten, bu saydıklarımızın hiçbiri kendi başına, diğerlerinden soyutlanarak hayat bulamaz. Bir edebi metin ne kadar politikse politika da o kadar edebiyattır, şiirdir.
Hepsinin kendi dinamikleri farklı olsa da birbirlerinden beslenirler, birbirlerini beslerler. Zaten fikir üretimi de buralardan doğar. Bu aslında insanın üretkenliği ile hayata katılımı ile ilgilidir. Kapitalist toplum yapısı gereği uzmanlaşmayın gerektirir. Uzmanlaşma da herhangi bir alana sıkışma ve bilgi hegemonyasını doğrur. Ama insan kendi bilgisi kadar kendinde bulunan yeteneklerini de harekete geçirmelidir. Yani, insanın üretkeniliğini sağlamak bilgi hegemonyalarını son vermek ve insanı hayatın her alanında işler kılmak belki “idealist” bir projedir. El yazması org siteside belki bu idealist projenin küçük bir örneğidir. Önemlidir. İnsan kendisinde saklı bulunan birçok yeteneğini ortaya koymalıdır. Bunun yolları kanalları oluşturulmalıdır. Bu insanın özgürleşmesinin, uzmanlık hefemonyasına son vermesinin ilk adımıdır.

Sizi diğer savaş muhaberilerinden ayıran en büyük özelliğiniz ortaya koyduğunuz kesin duruşunuz. Fakat çoğu insan ortaya koyduğunuz bu duruş ile çalıştığınız kurumun çatıştığını düşünüyor, siz bu konuyu nasıl yorumluyorsunuz?

[Mete Çubukçu]
Ben çatıştığını düşünmüyorum. Gazeteciliğin temel ilkelerine bağlı kalmak kaydıyla herkes bir duruş gösterebilir. Bu duruş çalışılan kurumla ters düşmemi gerektirmez. Ya da rahatsız etmez. Şu anda çalıştığım kurumun gazeteciliğin temel niteliklerini olabildiğince koruduğunu düşünüyorum. Zaten kurumlar nötrdür. Muhabirler, kendi tarzları, hayat görüşleri, dünyaya bakışları ile (gazeticiğin ilkelerine ters düşmeden) haber yaparlar. Ya da habere bakarken tercih kullanırlar.
Savaş konusuna gelince. Dünya Irak Mahkemesi’ndeki sunumumda “Bir gazeteci olarak objektifim ama tarafsız mıyım?” diye sormuş, yanıtını da “hayır” olarak vermiştim. Evet, “Savaşa karşı” tarafım. Bunu hiç saklamadım. Ama bu görüş benim o bölgelerde haber yapmamı engellemez. Çünkü savaş varolan bir olgudur ve gazeteci olarak olanları aktarmak zorunlulğunuz vardır. Ama nereden nereye baktığınız önemli. Savaşlar, sadece asker cephe demek değildir. O görüntünün arkasında insani dramlar vardır. Haklılar haksızlar, güçlüler güçsüzler vardır. Tabii ki güçsüzün yanında yer almak gerekecektir. Çoğu kişi bunun objektifliğe ters düştüğünü iddia eder. Ben de hep şunu söylerim: Nazi almanyasında yahudilerin yanında olmayacak mıyız? Ya da İsrail’de Filistinlilerin? Boşnak siviller katledilirken Sırp etniklerin yaptıklarını söylemeyecek miyiz?

Mesleğiniz yaparken insanın yaşayabileceği belki de en kötü olaylara şahitlik ediyorsunuz; ölümler, evsiz ve yurtsuz kalan insanlar gibi… Ülkemize döndüğnünüzde, medyanın uğraştığı sığ konuları gördüğünüzde nasıl hissediyor ve ne düşünüyorsunuz?

Sadece medyanın değil temelde insanların vurdumduymazlığı ya da yabancılaşması çok rahatsız edici. Ama zamanla buna da alışıyorsunuz. Aslında medyanın yabancılaştırıcı bir yönü var. Özellikle devam eden ve çözümsüz kalan, bırakılan olaylar rutine biniyor ve sadece sayılarla anılıyor haberler. En somut örneği; Irak. Irak’ta artık sadece ölen sayısı çok olursa haber oluyor. Aksi takdirde önemsenmiyor. Oysa bir ülke bir uygarlık yerle bir ediliyor insanlık ayaklar altına alınmış durumda.
Bu tür durumlarda insanın içinden haykırmak geliyor. Ama tek başına yapabileceğiniz şeyler sınırlı. Sesler çoğlarsa, medyada bunu görmek zorunda daha duyarlı olmak zorunda kalacaktır. Bakın, savaş öncesi yükselen savaş karşıtı hareket giderek ivme kaybetti. Medya da ilgi göstermez oldu. Öyle bir çağda yaşıyoruz ki, her şey çok çabuk tüketiliyor, çok çabuk eskitiliyor. Yani kullan-at mantığında olduğu gibi medyada tüketiyor. Ama bu hızın ve tüketimin doğuruduğu insani yabancılaşmaya bir yerde dur demek gerekiyor. Çünkü, tüm insani özelliklerimizi kaybediyoruz.

Bazen neden ben de oturup spor yorumu ya da plazaların iÇerisinde takım elbisemle köşe yazısı yazmıyorum diye düşünüp de kendinizi savaş meydanlarında bulduğunuz oluyor mu?

[Mete Çubukçu]
Tabii. ama bu sadece düşüncede kalıyor. Hoş gibi gelse de kendime uzak buluyorum, oturup yorum yapmayı. Ama şunu da savunuyorum: Takip ettiğim bildiğim çalıştığım konularda konuşmayı tahil yapma hakkı buluyorum kendimde. Çünkü herkesin her konuda ahkam kestiği yanlış bilgiler üzerine yorum yaptığı bazı konularda doğruları konuşmak gerekiyor. Ben alandaki gerçekleri, dinamizmi, hayatı insani ilişkileri tercih ediyorum. Bunların ardından kendimi daha yaratıcı üretici buluyorum. Gazeteciliğin dinamiği de budur zaten.

Hiç şu savaşlar bitse de işsiz kalsam dediğiniz oldu mu? (*)

[Mete Çubukçu]
Çoğu defa düşünmüşümdür. Ancak, savaşları doğrudan durdurmak gazetecilerin elinde olmadığı gibi savaşlara doğrudan neden olanlar da gazeteciler değildir. Keşke olmasa. Ama dünyadaki bu sistem devam ettikçe. hegemonyacı saldırılar, emperyalist çıkarlar oldukça savaşlar da olacaktır. Hele 11 eylülden sonra yani neo-conların anlayışı hakim olduğu sürece daha çok (malesef) savaş görecek gibiyiz.

Tek yorum
Yorum yapin/yanitlayin »

  1. [...] elyazmasi.org | yaşamsal öğreti » Mete Çubukçu ve Elyazması #2 Ya da habere bakarken tercih kullanırlar. Savaş konusuna gelince. Dünya Irak Mahkemesi’ndeki sunumumda “Bir gazeteci olarak objektifim ama tarafsız mıyım? [...]

Yorum yapın/Yanıtlayın