Bir Gün Belki
Gönderen: nesli • 3.02.2007 • Türü: Siyasi, Yeni

Bundan birkaç sene önce “Dar Alanda Kısa Paslaşmalar” adında bir film çekilmişti,tam emin değilim ama “?” senesinde sanırım. (Pek bir önemi yok zaten vaktin.) Fakat ben bundan birkaç ay evvel buluştum kendisiyle, tanışmamız daha öncesine dayanmasına rağmen. Hayatımın filmi diyeceğim türden bir film değildi ama güzel şeyler vardı içinde, görmek isteyene… Şu aralar içinde bulunduğumuz durumlar, ki onları anacağım birkaç satır sonra,filmin belli sahnelerini hatırlamama sebep oldu.
Film, bir mahalle takımının bir üst lige atlayabilme çabası adı altında, o takımı oluşturan kişileri bir arada tutup, onların hayatlarına anlam katmalarına yardım etmeye çalışan bir adamın öyküsünü anlatır ki bu adam eski bir beden eğitimi hocası olan ve takımın oyuncuları tarafından “Hacı” diye anılan, takımın antrenörüdür. Gel zaman git zaman “Hacı” hayatını kaybeder. Esnaf Spor’un futbolcuları bir hayli üzülürler, ne yapacaklarını şaşırırlar, adeta sudan çıkmış balığa dönerler. Ne yapacaklarını şaşırırlar çünkü Hacı onların hayatında çok önemli bir yer kaplamaktadır ve onu son yolculuğuna en iyi şekilde göndermek istemektedirler. Üstelik kimi kimsesi yoktur Hacı’nın,f akat aralarından birinin aklına Hacı’nın daha önceden ziyaret ettiği biri gelir. Ona Hacı’nın vefat ettiği haberini verirler ancak adam cenazeye gelemez ve Esnaf Sporlular cenaze namazını kılıp uğurlarlar Hacı’yı ebedi yolculuğuna. Bunun ardından Hacı’nın daha evvel ziyaret ettiği “o adam” mahalleye gelir ki bu adamın Hacı’nın ağabeyi olduğu öğrenilir. Adama cenaze namazının kılındığını söylerler, adam “Siz ne yaptınız?” diye feryat eder zira Hacı bir “Ermeni”dir!
Şimdi sorulması gereken soru şu bence: Hacı’nın Ermeni olması neyi değiştirir? Elbette ki hiçbir şeyi değiştirmez, değiştirmemeli. O güzel insanların hangisi pişmanlık duyar Hacı’nın yakınında durmaktan? Peki en başta bilselerdi Hacı’nın Ermeni olduğunu aynı hisleri taşırlar mıydı? Kesinlikle! Çünkü onları birbirine bağlayan şey kalpleriydi, özleriydi; din, dil, ırk, toprak hiç biri değil!
Bu film hakkında bunlara değinmemin sebebi kafamın bir hayli karışık olması. Ne oluyor, nasıl oluyor, niye oluyor inanın hiç anlamıyorum. Birkaç vakit evvel ülkemizde yaşanan “o malum katliam” beni o kadar etkiliyor ki, bir şeylere cevap arıyorum,arıyorum ve ararken bu film de karşıma çıkıyor daha niceleriyle beraber.Ülkemizdeki mozaik yapıya dair,bu güzellikleri yakalayıp,böyle içten filmler yapanlar varken,bir yandan da kendi yazdıkları cinayet senaryosunu yönetip,oynatanlar,bu denli insanlıktan çıkmışlar nasıl oluyor?Kim,nasıl,bir cana kıymayı kendine hak görüyor?Biz nasıl tüm bunların bir parçası oluyoruz,istemesek de?Yoksa tüm bu yaşananları da mozaiğin bir parçası olarak mı görmek lazım?Bunun hiçbir çıkış noktası yok,bulamıyorum.
Olanların ardında,elbette ki siyaset var ama benim belki de net cevaplar bulamamın sebebi bu çünkü siyasetten çok fazla anlamıyorum,daha doğrusu siyasete dair çok bir şey bilmiyorum.Şimdi yine düşünüyorum da bu şekilde yani siyasetle bir yerlere ulaşmak istemiyorum,evet,istemiyorum.Çünkü insanların daha güzel bir yaşama ulaşmaları için fikirlerini sundukları,düşüncelerini yarıştırdıkları sistem -olması gereken bu-can alıyor,insanlar kendi oluşturdukları şeyin adeta kölesi oluyorlar.Ben inanamıyorum,biz sevilerek,sevgi için gelmedik mi bu dünyaya,aklımızla gönlümüzü nasıl harmanlayamayız,nasıl bu kadar aciz kalırız?
Herkes,her şeyi görmek istediği şekilde görür,bir yerden bakarsan bir yüzü görürsün,tabi o gördüğün kısmı ne kadar anlarsın,anlamazsın ayrı konu ama hiç mi başka yerden bakıp da başka yüzleri de görmek istemezsiniz,farklılık hoşluk değil midir?Farklı gibi gözüken her şey aslında bir değil midir?Bir çemberin içinde bir insan düşünelim,o çemberin etrafında da başka insanlar.Etrafındakilerin her biri merkezdeki insanın farklı yerlerini görürler ama sonuçta gördükleri aynı kişidir,değil mi?
Bakın bir şeyler yazıyorum ama hala aynı noktadayım:şaşkın,kızgın,aptal!Toplayamıyorum kafamı.
Hrant Dink ,benim bildiğim kadarıyla ırkçılığa karşı bir adamdı.Böyleyken nasıl olur da Türklüğü aşağılar üstelik kendisi de bir parçasıyken.Bir arkadaşıma,Hrant Dink’e benim baktığımdan farklı bakan bir başka arkadaşı, “Türklerin damarlarındaki asil kan Ermenilerde mevcuttur.” cümlesini kurduğu bir yazısını yollamış ve arkadaşımı bu sözden ötürü Dink’in ırkçı olduğuna inandırmış.Oysa ne var bu cümlede sen de,ben de,biz de biriz demiş işte!
Zamanında Nazım Hikmet’i “vatan hainliği” ile suçlayan zihniyet bugün de kendilerine “Türk İntikam Tugayı” vb. adlar vererek Hrant Dink’in de aynı şekilde biletini kesiyor kendilerince,hangi akla hizmet!
Bir parti “Türklüğe sövmeyi serbest hale getirenlere milletin sövmeye hakkı var!” demiş.Soruyorum şimdi,Türklüğe,daha da ötesi insanlığa söven kim,onların infazına karar veren kim?
Yine bir başka parti “Hepimiz Ermeni’yiz” sloganına karşıymış,niye aslında o sloganın asıl söylemek istediklerinin farkındayken,reddetmekte direniyorlar?
Sunay Akın’ın “Kırdığımız Oyuncaklar” adlı kitabında Nazım Hikmet ile ilgili çok ufak ama etkisi büyük bir şey okumuştum.Nazım Hikmet yine bir sürgünlük memleketten bir diğerine uçakla yol alırken,uçağın Türkiye’nin üzerinden geçeceği tutmuş,güzergahın güzelliğine bakın!Neyse,uçak Türkiye’nin üstündeyken Nazım,”Bu uçağın,şimdi,tam da burada düşmesini nasıl da isterdim” demiş.Hrant Dink de “Evet bu toprakta gözümüz var ama koparıp götürmek için değil,en dibine gömülmek için.”dememiş miydi?Bu ince düşünceli,hassas yürekli güzel insanlarınki işte böylesi bir memleket aşkıdır!Ama bu memlekette bu canlara kıyanların,Atamızın “Vatan toprağı kutsaldır,kaderine terk edilemez.”sözü önünde fotoğrafları çekilir,asıl olması gereken buymuş gibi,katiller bilinçli olmasa da (!),farkında olmadan(!) vatansever (!)gibi gösterilir.
Evet,itiraf ediyorum şu an,benim bu yazıyı yazmaya niyetim yoktu,vallahi ben bir şey yapmadım, Cem Karaca girdi benim kanıma,kulağıma “Resimdeki Gözyaşları” adlı şarkısı çalındı.O an evet dedim,bir gün gelecek biz gerçekten de geçmişteki günlerden,o fotoğraflardan bir teselli arayacak halde olacağız maalesef,hayattan değil,geçmişteki günlerden…Hatta daha da korkuncu o kadar biçare bir durumun içinde olacağız ki Hrant’ın o yerde yatan fotoğrafında bile teselli ararken bulacağız kendimizi ve o an bir parça tiksinti dahi duymayacağız bu bünyelerden,korkuyorum gerçekten,hem de çok…Umut mu?Dedim ya böyle giderse beslediğimiz,büyüttüğümüz sonra da bizi besleyecek ümitlerimiz düşüncesi,hissi içinde bulunacağımız gerçeklikten çok uzakta olacak…Ama yine de…
Dilerim,korktuğumuz başımıza gelmez;dilerim herkes ne olursa olsun yaşamayı,sevgiyi savunur;kimse geç kalmaz destek olmakta birbirine;”mahpus damlarına düştükten sonra öğüt vermez ve dilerim bir teselliye ihtiyaç duyarsak bunu geçmiş günlerdeki gözyaşlarında değil hayatta buluruz.
Ben bunları derken Cem Baba karşı duruyor bana,yok vallaha diyor, “Bindik Bir Alamete Gideyoz Gıyamete!”
“Çok alametler belirdi/Vakit tamamdır/Haram helal oldu/Helal haramdır/Kendi kendimizle yarışmadayız gülüm/Ya ölü yıldızlara hayatı götüreceğiz/Ya dünyamıza inecek ölüm.”
N.H.RAN
‘Yıldızlara bizden selam söyle Hrant…’
Bu içerik için hiç etiket yok.

ülkemize nasıl katkıda bulunabiliriz