Hrriyetin Yeniden lan'nn 100. Yl | Aralk 1908 | Osmanl Meclisi

Bu puştlara ne yapmalı?


Gönderen: Mehmet Omer Tozkoparan • 18.06.2006 • Türü: Yeni

Genel olarak böylesine sert bir tepkiyi, böyle sert bir girşi ben de kendimden beklemem. Fakat bu –benim düşünceme göre- herhangi müsamahayı, terbiyeyi ya da acıma duygusunu gerektirmeyen bir konu. Cnn Türk’ün internet sayfasında yer alan habere göre; “Ankara Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlar Büro Amirliği Ekipleri, yaşları 10-15 arasında değişen çocukların uygunsuz görüntülerini para karşılığında internet ortamında sattığını belirlediği 10 kişiyi gözaltına aldı”. Bunula da kalmayan çete üyeleri bakın ne yapmış? Fotoğraf gönderen çocuklara şantaj yaparak buluşan kişilerin, çocuklarla ilişkiye girdikleri ve bütün bunları kameraya kaydettikleri bildirildi.

“Law & Order Special Victims Unit” isimli bir dizi vardı. Bu dizide cinsel istimara uğrayanlar ve cinsellikle ilgili suçlar yer alırdı. Amerika’da geçen bu olayları gördükçe, orada yaşayanlar için hayıflanır, bizim memleketimizde bunlar olmaz sanırdım. Aslında bu ilk vakaa değil, son olmayacağı da malum. Tabii ki ben de bunun farkındayım, fakat insan kendisine, cinsiyetine, kendi toplumuna nedense toz konduramıyor. Bu olaydan sonra, internette biraz araştırma yaptım. Aşağıda çeşitli örnekler var, sıkmamak için özet dahi vermiyorum.

Haber 1 | Haber 2 | Haber 3 | Haber 4

Bu ve bunun bir çok örnek var. Konuyu ve durumu özetlemesi için bu kadar yeterli sanırım. Şimdi şunu düşünmek lazım: Bu gibi olaylar neden yaşanıyor? Oysa toplumun geneline baktığımızda, hiçbir toplumda olmayan bir ahlak anlayışımız ve buna bağlı kurallarımız var. Ama gene de her hafta içerisinde basına bunlar gibi bir çok haber yansıyor, yansımayanlarsa cabası…

Demin de sorduğum gibi, neden yaşıyoruz bunları? Eğitimle ilgili desek? Hayır, çünkü bu ve buna benzer olaylara üniversite öğrencileri arasında bile rastlayabiliyoruz. İnançla ilgili desek? Hayır. Çünkü bunun hangi dine, hangi düşünceye inandığınızla da bir ilgisi yok. Nasıl inandığınızla muhakkak bir ilgisi var. Aynı şey, eğitim için de geçerli tabii ki. Bunun için şu örneğe bakabiliriz. Bir gün, cuma namazı esnasında hocanın vaazını dinlerken, hocanın ağzından çıkan şu sözler beni dehşete düşürmüştü: Efendim, cumadan çıkıyoruz, kaldırımdan mini etekli hanımlar, açmışlar vücudlarının yarısını. Sonra orada işlenen günahın sorumlusu kim? Allah büyük, muhakemesini tam olarak bilemeyiz ama: “Bre imam efendi sen de bunu dersen” diye kimse itiraz etmedi. En kibar tabiri ile halk arasında imam birşey yaparsa, cemaat bin beterini yapar derler. Tabii ki bu örnek, ne dinin bu olaylara bakış açısını ne de genel olarak inanaların bu olaylara bakış açısını simgeler. Ama bu toplumun zihinsel yapısına dair bir örnektir. Bunun toplumiçi ilişkilerle de bir ilgisi yok, zira yaşanan bu vakaaların bir çoğu hem cinsel taciz, hem de ensest şeklinde boy gösteriyor. Yani, toplum içerisindeki en kutsal ilişkiye dahi bu girebiliyor. Toplum içerisinde aldığımız sorumluklarla da ilgisi yok. Gene bir örnek; bir tatil beldesinde tecavüze uğrayan turist vakasını incelemek için bir jandarma subayı olay yerine gelir. Olayı inceledikten, biraz da zaman geçtikten sonra, yanındakine döner ve: “Gavura bak, böle şortla gezersen tenhada bu olur tabii.” Bunun gavur ya da yerli olmakla da ilgisi yok. Yani ötekilerden ya da bizden olanla da bir ilgisi yok elbette. Düşünce sistemindeki çarpıklık burdan başlıyor. Gene “zira”, baba-kız örneğinde olduğu gibi, kendi kızlarımız en “biz”den olan değil midir?

Benim ahlak anlayışım, ortaokulda bir hocamın söylediği gibi, yolda yürürken karşınızdan çıplak bir bayan gelse, cinsel organını kaşısa başınızı aşağı eğmektir. Insanların davranışlarını yargılamak, onlara etiketler takmak çok basittir. Bizim kafamızda canlandırdığımız “namuslu kız”, “namuslu erkek” kavramı diğer büyün insanlardan farklıdır ve eğer biz bu etiketlemeyi yaparsak ve insanlara buna göre davranırsak, başka zaman da başka bir etiketle başka insanlar bizim analarımıza, bacılarımza öyle davranırlar. Işte bu yüzden, var olan ya da olmayan bütün kusurlarıyla insanlara bakarken bunu unutmamak lazım. Mehmet Ağar bir televizyon programında şunu söylemişti: “benim iktidarımda, bir genç kız bisikletle anadolu’yu baştan sona gezebilecek.” Aslında Anadolumuzun büyük bir bölümünü gezebilirsinizde, ama takıldığınız yerlerde gerçekten “takılabilirsiniz.”. Çünkü bu zihni sığ, beyni eksik, ahlakı uyduruk düşünce sistemi maalesef bazılarımızın kafasından çıkamıyor, çıkmıyor…

EK

Buradaki temel sorunun ne olduğunu bulmak ve araştırmak benim işim değil. Düşündükçe bunun muhakkak bir cezası olmalı diye düşünüyorum. Adalet bir şekilde yerini bulacaktır. Ama benim için mağdur olanların hepsi “biz”den. Dünyanın dört bir yanında, cinsiyeti fark etmeksizin, isteği dışında bu tarz saplantılı şeylere zorlanan ya da küçük yaşta bu tarz şeylere maruz kalanları düşündükçe midem bulanıyor. Idam cezası? Yetersiz. Insan olalım seslerini duyar gibiyim, hayır olmayalım. Çünkü onlar olmadılar. Insanın canını insandan almak bize düşmez. Ama bazılarımızın da bazı günahları üstlenmesi gerek. Bunun cezasız kalmaması. Ilk örnekte bahsi geçen “puşt”ları bana verin, cezasını ben vereyim. En ufak bir pişmanlık duyacağımı sanmıyorum. En ufak bir acıma. Peki ya bunun karşılığı? Beni bekliyor, kabulümdür. Peki ya tehdit altındayken bedenleri deşilen, hayatları boyunca bununla yaşamak zorunda kalan 13-14 yaşındaki oğlan/kız çocukları? Bu puştları bana verin…

Bu içerik için hiç etiket yok.

Bu içerik ilginizi çektiyse bunlara da göz atabilirsiniz:

Tek yorum var »

  1. böyle bir olay bazen bilinçaltına itilir yokmuş gibi yaşanır ama beklenmedik durumlarda beklenmedik şekilde etkisi ortaya çıkar ve bu çok acı olur.Bir insanın hayatı ufacık yaşından itibaren böyle bir sarsıntının üzerine kurulur.Ansızın en sevdiği insan masum ufak bir hareketi yüzünden düşmanı olur,onun içini deşmek kanını görme isteğiyle dolar,bu anlık bir yangındır söner ama geçmez…Kimi hayatı boyunca bazı zevkleri hiç tadamaz;tattığı şey öldürücü bir mide bulantısıdır,tattığı şey korkunç bir kramptır,tattığı şey yeşilimsi bir safradır,tattığı şey boğazından akıtılan bir kimyasaldır,tattığı şey çığlıktır,gözyaşlarının boğazını yakan tuzudur,tattığı şey titremedir,zorunlu bir sırdır,tattığı şey saklanmaktır,tattığı şey korku,çaresizlik,öfke ve paranoyadır,etkisi geçmeyen.

Yorum yapın ya da yanıt yazın