Hrriyetin Yeniden lan'nn 100. Yl | Aralk 1908 | Osmanl Meclisi

Netekim paşam..!


Gönderen: And • 6.03.2006 • Türü: Makale, Yeni

Amerikan Çocukları

Hiçbir şeyden pişman olmadığını belirten,”bugün aynı şey olsa yine yaparım” diyen,”idam kararlarına imza atarken elim bile titremedi” fütursuzluğunda bulunan darbe şefi,çeyrek yüzyılımıza damgasını vuran ve bugün hala olumsuz sonuçlarını okulda-evde-askerlikte-yaşamızın her anında iliklerimize kadar hissettiğimiz 12 Eylül darbesinin gelişimini ve darbe ile birlikte meydana gelen kimi sözde sırları(!) ifşa etti!! (Aslında sözde bu sırlar,bir sır olmanın ötesinde bu ülkede yaşayan her insanın çok iyi bildiği ve toplumsal yapının beyin hücrelerine kazınmış gerçeklerdi.)

İşte,”netekim general”den inciler:

”Darbe kararını ben almadım”

Biliyoruz paşam,o darbe kararı gökten zembille rüyalarına inmedi.Büyük ”ilham perileri”,önünde el pençe divan durduğunuz,ülkemizi ”küçük eyalet”i yapmayı düşündüğünüz efendileriniz,yani size ”bizim çocuklar iyi iş başardı” diyen ve gerçekten iyi bir iş(!) başardığınız için sizi ”evlatları” yerine koyan ”BABA”larınız yaptı..!

Tamamı

Geçtiğimiz Çarşamba günü,Kanal D’de yayımlanan ”Genç Bakış” programının konuğu,7. Cumhurbaşkanı nam-ı diğer ”netekim general” Kenan Evren idi.

Muğla Üniversitesi’nde gerçekleşen programa,yaklaşık 500 civarında Sol görüşlü öğrenci alınmadı.Darbe şefi,1980′lerde ve o yılları izleyen sancılı süreçte ülkeyi Sol yapılanmalardan ve değerlerinden arındırmaya çalışırken,o gün salonu da Sol görüşlü öğrencilerden arındırdı..!

Peki,Sol görüşlü öğrencilerin içeriye alınmadığı salondaki hava nasıldı ?

Darbeci paşa,”netekim general”,”asmayalım da besleyelim mi!?” diktatoryasının mucidi Evren,zorlama bir rahatlığın halet-i ruhiyesi içinde,suratında korkuya inat yalan tebessümü ve sözde vicdan rahatlığının huzurunu taşıyor gibiydi! Kimimiz bu rahatlığa,pişkinliğe şaşırdık belki; ama, vicdandan yoksun bir vicdansızlığa bunu çok görmemeliyiz!

Hiçbir şeyden pişman olmadığını belirten,”bugün aynı şey olsa yine yaparım” diyen,”idam kararlarına imza atarken elim bile titremedi” fütursuzluğunda bulunan darbe şefi,çeyrek yüzyılımıza damgasını vuran ve bugün hala olumsuz sonuçlarını okulda-evde-askerlikte-yaşamızın her anında iliklerimize kadar hissettiğimiz 12 Eylül darbesinin gelişimini ve darbe ile birlikte meydana gelen kimi sözde sırları(!) ifşa etti!! (Aslında sözde bu sırlar,bir sır olmanın ötesinde bu ülkede yaşayan her insanın çok iyi bildiği ve toplumsal yapının beyin hücrelerine kazınmış gerçeklerdi.)

İşte,”netekim general”den inciler:

”Darbe kararını ben almadım”

Biliyoruz paşam,o darbe kararı gökten zembille rüyalarına inmedi.Büyük ”ilham perileri”,önünde el pençe divan durduğunuz,ülkemizi ”küçük eyalet”i yapmayı düşündüğünüz efendileriniz,yani size ”bizim çocuklar iyi iş başardı” diyen ve gerçekten iyi bir iş(!) başardığınız için sizi ”evlatları” yerine koyan ”BABA”larınız yaptı..!!

”Dinsiz millet olmaz.Dinsiz insan olmadığı gibi,dinsiz millet de olmaz”

Darbeyi sağlam temeller üzerinde kurmaya çalışan ve darbeye meşruiyet kazandırmak için kimi islamcı kesimlere göz kırparak desteklerini almaya çabalayan darbeci paşa,o günlerde tabiri caizse ”konuşan Kuran”a dönmüştü..! Her sözünde Kuran’dan hadislere başvuran,”Peygamber efendimiz der ki” ifadeleri ile söze başlayan,kısaca inanç sömürücülüğü yaparak beyinleri bulanıklaştıran darbe şefi,işte bu sözleri ile açık niyetini ve ”ilahi!” görevini ortaya koymuştur.İlahi bir görev için kendini parçalayanlar,sadece darbe şefi ile sınırlı değil tabiki.”Din,birleştirici bir çimentodur” diyerek,ümmetçiliği palazlandırmaya çalışan Tayyip’i de unutmamalıyız.

”Vicdanım sızlamıyor,pişman değilim”

Ufak da olsa,vicdani bir sızı duyumsamanızı zaten beklemiyoruz paşam..! Bu sızıyı,bu acıyı hissetmeniz için,önce bu sızıyı size duyumsatabilecek bir vicdana sahip olmanız gerekir! O yüzden,olmayan bir vicdan üzerinden konuşmak da gereksiz oluyor!

Kaba taslak,”netekim paşa”dan dökülen inciler böyle idi.

Ama en vahim tablo,salondaki öğrencilerin Evren’e tuttukları alkışlı tempoydu!!! Üniversiteleri kışlaya çeviren,postalların üniversite özerkliğine son vermesinin önünü açan,en önemlisi YÖK’ün bir karabulut gibi üniversitelerin üzerine çökmesini sağlayan darbe şefinin konuşmalarına el çırpan öğrenciler,acaba geleceklerini ve geçmişlerini zapturap altına alan bu şahısı alkışlarken hangi düşüncenin içindeydiler ??!!

Görüyorsun işte paşam, karşındaki ”özenle seçilmiş kitle” senin eserin! Övün bu başarınla,gururlan ”ilahi” darbenle..! 12 Eylül’ün eseri bir yığın yarattın işte!!

Unutmadan,bu kadar gurur seni havalara sokmasın paşam..!!

İçerideki ‘’seçilmiş azınlık(ğ)”a karşı,salona aldırmadığın sol görüşlü,demokrat,vatansever gençler ”Darbeyiciyi yargılayacağız” diyorlar..!

Nasıl oluyor diye sorma,

Onlar,12 Eylül’ün çocukları….

Ali Ersin KELLECİ

Bu içerik için hiç etiket yok.

Bu içerik ilginizi çektiyse bunlara da göz atabilirsiniz:

2 Yorum var »

  1. Bugünlerde zihnim Romanyalıların atasözünü pek sık hatırlatmakta bana: Biri sizi bir kez aldatırsa suç onundur, iki kez aldatırsa suç sizindir.Ne yazık ki memleketimiz bahsi geçen müdahalelere epeyce maruz kalmıştır.Öyle ki son zamanlarda 12 Eylül sonrası yaşanan bedbahtlıklar haklı sebeplerle sıklıkla anılmakta ve bunlardan yakınılmaktadır.Kanaatim bu yaşananlar yeni nesil üzerinde bir korkaklığa sebep olmuştur.Özverili yaşantıların amaç ile taban tabana zıt bir sonuca maruz kalması umutsuzluğa, korkuya, bu yolda atılan adımlarda tedirginliğe mahal vermiştir. Elbette tüm bunlara maruz kalanlar acılarını dile getireceklerdir lakin bence üzerinde durulması gereken; bu derece sert, kuvvetli, hiddetli bir tepki verilecek düzeye nasıl gelinmiştir ? Nerelerde hata yapılmıştır ki sonuç bu olmuştur ? Her halkın hakkettiği biçimde yönetildiği düşüncesindeyim. Bundan rahatsız ise halk; geçmişteki acılarını, hatalarını tecrübeye dönüştürmeli ve kendi istediği doğrultuda gidebilmek adına daha kuvvetli adımlar atmalıdır. Doğu’da, Batı’daki çizgisel tarih anlayışının aksine, döngüsel anlayış mevcuttur.Tarih güzel olanıda tekerrür eder. Yeter ki hak ile batıl ayırt edilsin ve güzele yönelinsin, çalışılsın. Son bir söz iliştirmek niyetindeyim ki, sanırm bu her iki taraf içinde hatırda tutulması gerekendir: Hiçbir şey karşılıksız kalmaz!

  2. Bu darbeler ve muhturalar (27 mayıs, 12 mart, 12 eylül, 28 şubat) Osmanlı’dan günümüze gelen atılımları asker gerçekleştirir mantığının bir sonucu. Osmanlı toplumsal yapısı ve onun enkazlarından sıyrılıp bir toplum ve siyasi yapı oluşturmaya çalışan Türkiye’nin toplum yapısı maalesef geçmişte büyük toplumsal dönüşümleri gerçekteştirmeyi beceremedi. Bu dönüşümler tarihsel bir gerçek olarak karşımızda durdu ve Osmanlı modernleşmesinin ordudan başlaması dolayısı ile de bu dönüşümleri hep ordu geçrekleştirdi. İşte bu ve buna benzer sebeplerden ne kadar sivilleştirmeye çalışılsa da Türkiye Siyasi Hayatında silahlı kuvvetlerimiz önemli bir yer tuttu.

    Maalesef silahlı kuvvetler bu gücü bazı zamanlar olumlu yönde kullandı bazı zamanlarsa olumsuz. Bir çok zaman güvendiğimiz ve gurur duyduğumuz bir güç olan Silahlı Kuvvetler, bazen de kendisine bu kadar güvenen bir ulusun üzerinden geçti. Bu 12 Eylül örneği ve bu günü takip eden olaylar buna bir örnektir. Hem ülkemizin hem de silahlı kuvvetlerimizin tarihinde kara bir lekedir. Kenan Evren’in bu tutumları ise, bu kara lekenin yüzsüzleştirdiği, vurdumduymazlaştırdığı bir simgedir.

    Ülkemizde son yirmi yıl içerisinde yaşanan bir çok olumsuz olayın içerisinde doğrudan ya da dolaylı olarak bu olayın ve bu olayın toplumumuza yerleştirdiği zihniyetin izleri var ve hala biz bu izleri bu yaraları kapatamadık. Bizim neslimiz yani seksenli yıllarda doğanlar bu olaydan etkilenen ikinci dalgayız. Bizlere anne babalarımız “çıkmadan üstüne kalın birşey al”dan önce, “yanına kimlik al” diye tembihledi. Bu örnek aslında bu olayların bizden önceki ilk dalga üzerindeki yansıması.

    Askerin siyasete müdahalede bulunup bulunamaması ya da silahlı kuvvetlerin konumu ya da bu şartlar (80 öncesi) altındaki bir ülkede yönetime el koyup koymaması başka bir konu, bunların dışında. Ama şu an önümüzde otuz beş insanın ölümünü onaylarken tereddüt duymadım diyen bir “vakaa” var. Ve aslında bu vakaa bu lafı ile bir itirafta bulunuyor; seksen öncesinde ve sonrasında, politik bir taraf olarak ve tek başına verdiği kararlar otuz beş insanı katleden -belki de- tek kişi olduğunu. Bir olayı eyleme dökersiniz, o sizin için mutlak doğrudur ve yapmanız saygı ile karşılanır ama sonrasında neler olacağını bilemezsiniz, o an size sorulsa “Tekrar yapar mısınız?” diye, “Evet, yaparım” demeniz takdir ile karşılanır. Ama zaman geçmişse, pek vatanseverce yaptığınız bu eylemin aslında vatanınıza zarar verdiğine görebilecek kadar zaman hem de, bu eyleminiz sonucunda kendi vatandaşlarınız öldürülmüş, işkenceye uğramış ve kaybolmuşsa ve bunun üzerinde bunu sorgulayabileceğiniz yirmi sene geçmişse ve siz hala “Evet, yaparım” diyorsanız, sizde vatansever duygular, millet sevgisi ya da görev bilinci değil bir beyin aramak gerekir. Bu beyni bulamayacağımız bellidir.

    Aynı süreçlerden geçmiş diğer devletler Şili örneğinde olduğu gibi artık tarihleri ile yüzleşip onu sorguluyorlar. Geçmiş tarihi sorgulamadan, yeni bir tarih yazılamaz. 12 Eylül yakın tarihimizin en çok üzerinde durulması gereken olaylarından biri. Bunun üzerinde zamanı geldiğinde hem biz bir dosya olarak duracağız, hem de yurttaşlarımız gereken şekilde duracaktır. Ayrıca, 12 eylül’ün cezasını çoktan bu halk yüreğinde vermiştir.

    Not: Son olarak, bu vakaayı silahlı kuvvetlerimiz ile bağdaştıramıyorum ve bağdaştırmak istemiyorum, çünkü Türk Sılahlı Kuvvetleri hala benim gözümde emperyalizme karşı savaşmış şanlı bir ordudur.

Yorum yapın ya da yanıt yazın