Vatandaş Sokağa, Ordu Göreve!
Gönderen: Mehmet Omer Tozkoparan • 13.04.2007 • Türü: Siyasi, Yeni

Memleketimizin siyasi tarihi ilginç olaylarla dolu. Popülist milliyetçi sosyal demokrat parti mi istersiniz, bir zamanlar devrim(!) lideri sonra Maocu en son da nasyonal sosyalist olanlar mı istersiniz, Cumhurbaşkanlığı seçimi için Genelkurmay Başkanı’nın ağzına bakan aydınlar(!), gazeteciler mi, TürkSolu diye faşist dergi satanlar mı… Yapacak bir şey yok, siyasi hayatımızın ve demokrasinin gelişiminin sonuçları bunlar. Biz de artık bunları gördükçe tebessüm etmeyi öğreniyoruz. Mozaikler ülkesi güzel yurdumuzun ilginç mozaikleri bunlar.
Böylesine ilginç olaylardan birine daha yarın(13 Nisan 2007) şahit olacağız. Muhtemelen sayıları yüz binin üzerinde insan yarın Ankara’da mevcut Başbakan RTE’nin cumhurbaşkanı olmaması için yürüyecekler. Cumhurbaşkanı’nı seçme yetkisi Meclis’te, meclisi yani mebusları da halk seçiyor. Çok değil hiç sağlıklı olduğunu söyleyemeyeceğimiz bir seçim sisteminin ve genel olarak bir sistemi olarak, şu anki hukuki düzenin sonucu olarak cumhurbaşkanı muhtemel bir AKPliler toplantısında seçilecek ve aklımıza getirmek istemediğimiz olaylardan herhangi biri gerçekleşmezse bir AKPli milletvekili cumhurbaşkanlığı makamına oturacak.
Oysa RTE’nin cumhurbaşkanlığına aday olacağına dair güçlü söylentiler ortaya çıkmadan önce ve bu seçim malzemesi olarak her parti tarafından kullanılmaya başlanmadan önce bu seçimi sessiz sedasız atlatabilme şansımız vardı. Ne AKP grubu, cumhurbaşkanlığı için ille de bizden diye tutturmuştu ne de karşılarında bu kadar sert bir cephe vardı. Hatta küçük bir ihtimal de cumhurbaşkanlığı seçimine ve cumhurbaşkanlığı makamına umutla bakmamızı sağlayacak bir adayımız bile vardı; Hikmet Çetin.
Ama iş o kadar sarpa sardı ki, herkes bu işe dâhil oldu. Daha belli bile olmayan adaylar üzerinden sert tartışmalara girildi. Hatta son zamanlarda ortaya çıkan günlüklere bakılırsa uzun zamandır planlanan bir darbenin kapıda bekleyenleri için umut doğmuş oldu. Siyaseti gerginlikler üzerine kurup sığ tartışmalar etrafında düğümleyerek kazanç elde edeceğini zannedenler cumhurbaşkanlığı seçimine takıldı kaldı. Bu bir rejim sorununa dönüştü, RTE cumhurbaşkanı olursa rejim tehlikeye girecek, laiklik elden gidecekti!
Geçen gün Ferhan Şensoy’un Fername isimli oyununu izliyordum. Kendisini solcu olarak addeden Şensoy, ne 12 Eylül’de ne diğerlerinde darbelerin bugünkü kadar geçerli bir sebebi yoktu deyiverdi. Tam şaşkınlık içerisindeydim ki, tiyatro salonundakilerin bir alkış koparması şaşkınlığıma şaşkınlık kattı. Ama en büyük darbeyi de sahneye çıkan orta yaşların sonundaki bir hanım efendi, elbette ki iyi niyeti ile Şensoy’un sözlerine katıldığını belirttikten sonra bu acı günlerde yanında olduğu için ona teşekkür etti. “Bu acı günler…”
Haydi diyelim, bu hanımefendi yaşı gereği darbeleri tüm sarsıntısı ile yaşayamadı. Yani Diyarbakır’daki bok çukurlarından, Ziverbey’deki köşkten, birileri tarafından ormanlarda kurşunlanan gençlerden, 17 yaşında asılan gençten vs. haberdar değildi. E bre Ferhan Şensoy! Bunları sen de mi bilmezsin? Eğer muhtemelen yaşadığın iki darbede de arkadaşlarınla Beyoğlu’nun nezih bir köşesinde şarabını yudumlayıp caddeden geçenleri izlemiyor ve bunları anlayamayacak kadar sarhoş değildiysen –ki biz öyle olmadığını biliyor, en azından umuyoruz-, bu dediklerini nasıl açıklayacaksın? Olsa olsa nüktedir o, nükte deyip geçmek istiyorum.
Yarın sokaklarda insanlar yürüyecekler. Sanki daha önceden izlemiş olduğumuz, kimse için mutlu sonu olmayan bir filmin tekrarı gibi… Üniversitelerden ücretsiz otobüsler kalkıyor, rektörlerin cübbeleri ile gelmeleri rica ediliyor, sınavlar erteleniyor… Bundan önce benzeri yapılan yürüyüşlerde açılan bir pankart aklımıza geliyor; “Ordu Göreve”. Birileri bunu görünce bıyık altından gülümsüyor. Akıl tutulmasını en iyi özetleyenlerden biri de bu pankart belki de… Orduya yaranacağım diye açılan bu pankart resmen ordunun görevini yapmadığını söylüyor. Ama onlar, ordunun bizim tarafımızdan bilinmek istenmeyen görevlerini kastediyorlar. Rejim elden gidiyor, çare; Ordu. İşte yarın yürüyecek binlerce insanın da açık açık söylemeseler de, gerektiğinde tercihlerinin darbeden yana olacağını biliyoruz; “Ordu Göreve”. Ordu elbette görevde, dün Genelkurmay Başkanı görevde olduklarını hissettiren açıklamalar yaptı.
Siviller bekledi. Genelkurmay Başkanı cumhurbaşkanlığı hakkında da konuştu. Ama kimse bu konu dışında söylediklerini pek önemsemedi. Genelkurmay Başkanı aynı zamanda “Kuzey Irak’a müdahale şart” dedi. Bunu öyle bir zamanda söyledi ki insanlar asıl “mesele” hakkında söylediklerini duydu, bunu duymadı. Resmen Türkiye Cumhuriyeti Ordusu komşusuna savaş açmak için siyasi karar beklediğini beyan etti ama biz “sözünde değil, özünde laik bir cumhurbaşkanına takıldık.”.
RTE’yi değil de sözünde değil özünde bir cumhurbaşkanı seçtik diyelim ne olacak? Durum bugünkünden daha mı umut verici olacak? O cumhurbaşkanı, toplum ve siyaseti dışa açabilecek mi, yoksa yerimizde saymaya devam mı edeceğiz? Ekonomiyi düzlüğe çıkarabilecek mi, yoksa hala IMF politikaları, Dünya Bankası borçlarına mı bakacağız? İnsan hakları sorunlarını çözebilecek mi? Türkiye’nin kimlik bunalımının üzerine gidip bu konuda sorun çözümler üretebilecek mi? Üniversiteleri gerçekten evrensel bilim etiğini taşıyan, evrensel anlamda bilim üreten yerler haline getirebilecek mi? Ülkedeki milyonlarca aşsız, işsiz insan için çözüm bulabilecek mi?
Cevapları söyleyeyim; hayır! Çünkü yarınki yürüyüşün başarıya ulaşması durumunda, müttefiklerine bakarak söyleyebiliriz ki, bu yürüyüş aynı zamanda böyle gelmiş böyle gitsin yürüyüşüdür. Şimdi diyebilirsiniz ki ama bu saydıklarınız cumhurbaşkanın görevleri ve yapabilecekleri içerisinde yer almıyor. Evet, almıyor. Çünkü cumhurbaşkanlığı makamı, bir icraat makamı değil, icraatları denetleme ve Ahmet Necdet Sezer’in yaptığı gibi hoşnut olmadığınız bazı icraatları engelleme makamıdır. İşte tam da bu yüzden cumhurbaşkanlığı konusu, ülkenin birinci konusu olmamalıdır, gündemimizde daha acil olan bu konular olmalıdır. Yürüyüşler bunlar için olmalı, siyaset de bunlar için yapılmalıdır, yoksa halktan aldığınız kürsüde bu konu üzerinden ağza alınmayacak küfürlerle birbirinize saldırır, kıraathane ağzı ile siyaset yapar, dizilerden alma repliklerle “Anladın sen onu” diye karşınızdakini tehdit eder, bir yere varmaksızın debelenir durursunuz. Oysa mecliste de sokakta da sığlıktan kaçınmalı, değişimden korkulmamalı ve sivil(!) irade bu konular da gösterilmelidir.
Yarın ki yürüyüş yukarıda sayılan sorunlar için bir şey söylemiyor. Bizim için daha insancıl bir yaşam, daha fazla aş daha fazla iş talep etmiyor, demokrasiyi ağzına bile almıyor… Sadece RTE cumhurbaşkanı olmasın çünkü takkıyeci diyor, eşinin sıkmabaşı var diyor ve hatta RTE Kasımpaşalıdır, hep öyle davranır, devlet adamlığı ona bol gelir, yakışmaz diyor…
Kasımpaşalıymış!
Bütün bunlara bir şey söylemiyorsanız e alın o zaman size, Kasımpaşa!
Anladın sen onu!

Merhaba,
Yazı, ne yazik ki bazi kavramlari karistirip, ortaya cikan karmasayi da o karmasinin sorumlu olmayan unsurlarindan birine yukleyerek ucu sonu belirsiz bir hale donusmus. AKP’nin karsinda olmak, laikligi onemseyerek Cumhurbaskani seciminin ve Cankaya kalesinin karsi devrimci guclerce ele gecirilmesine hayir demek icin illa ordu yanlisi mi olmak gerekir?
Hem solcu / sosyal demokrat / liberal olup hem de Cankaya’da demokrasiyi arac olarak goren, ‘Elhamdurillah Seriatci’ olan birini gormek istememek bir araya gelemez kavramlar midir?
Vatandaslar, TC tarihinde ender gorulur bicimde, biraraya gelerek, sag duyu cabalari ile demokratik haklarini kullanarak yuruyecek ve tepki verecekler.Arada elbette ordudan yana olan fasistler de olacak ama cogunluga bakmak, niyetin altini cizmek daha onemli degil mi? Olmadigi ilgililerce defalarca aciklanan sahte gunlukleri, tam da zamaninda ortaya atanlarin suclanmasi gereken yerde neden hayal usulu dusmanlar yaratiyoruz?
Dun Ziverbey koskune de karsiydim, Diyarbakirdaki bok cukuruna da… Insan haklarinin her zaman yanindayim, ama Sivas’ta insan yakanlarin avukati adalet bakaniyla omuz omuza yapmis, kendisini İstanbul’un imami ilan eden, demokrasinin duraklari arasinda istedigi zaman inebilecegini acikca soyleyenlere bugun ve herzaman karsiyim.
İspanya’da teroru lanetlemek uzere toplanan binler icinde hic mi Francocu yoktu? Oradaki binler demokratisi icin gerekli bilinc duzeyine ornek olarak alkis almadi mi? El oglu yapinca bilincli vatandas, biz yapinca darbe yanlisi mi oluyoruz? Yarin binler yuruyecek, kendisini Nazim’in sozuyle ‘kabahatte payi olan can kardeslerden’ saymayan Ataturkculer, ‘tehlikenin farkinda olanlar’ sorumlu vatandaslar yuruyecek. Gonul ister ki secim de bu yonde bir ittifak yapilsin, gericilere karsi cagcil insanlar birarada olsunlar.
Eger rektorler cuppeleri ile geliyorsa, eger sinavlar iptal ediliyorsa; ‘rektorler bas ortululere universite kapisinda selam duracak’ dedikleri icindir, bazi yerlerde cuma namazina gore ders programi yapildigi icindir.
Cumhurbaskani ‘ozunde laik’ olunca elbette hersey gulluk gulistanlik olmayacak. Ancak ‘zifiri karanlik’ olmamasi icin yapilan bu eylemle de bu amaclanmamaktadir. Sessizlikten cesaret alan, Ahmet Necdet Sezere ve Anayasa Mahkemesine ragmen tum sartlari zorlayan, dedigim dedik, anti-demokratik, amaci siyasal rejimi degistirmek olan ve bunu da cekinmeden dile getiren, senelerdir sinsice bir plani uygulayan zihniyete karsi bir yuruyusten bu denli gocunmak ve hatta tepki verenleri suclamak da neyin nesi?
Ferhan Sensoy elbette darbeden zarar gormus bir aydindir. Ama asil zarari peceyi savunan ve bu savunma kisvsiyle de tiyatrosunu yakan gerici guclerden gormustur. Hem de ordu bu yesil kusak cocuklarinin yolunu acarken yasadi bunlari Sensoy, Ataturkculer bir bir oldurulurken yasadi.
Bunun yaninda bir aydinin fikri degerlendirilmesi ne zamandan beri sarapla olculur oldu onu da anlamadim?
Tehlikenin farkindayiz… ‘Bu aci gunleri…’ de atlatiriz.
Umarim.
4 Tarafı denizlerle çevrili memleketim balık hafızalı mı acep? Seksen küsür yılda gördü ki kumarı oynatan kazanıyor. Bu gerilimden, gerilenler kazançlı çıkmıyor. Yarın oraya gidenler ne için giderse gitsinler niyetlerinden geride duracaklar, tabi maksat eğlence olsun ya da ulan bu memleketin düzlüğe çıkacağı yok batsın, diyerek gitmiyorlarsa. Açık toplumcu (genelevci) Soros’un desteklediği hangi haraket memleketine fayda getirmiş de Anadolu’mun hayrına olacak. Yeşillere karşı kırımzı devrim! Haydi yürüyelim! Yürü tabi, on milyona bir ok düşüyor. Yarınkilere laiklik kısmetmiş. Seksende devrimcilik kısmet olmuştu. Yalnız bize atkı lazım. Turuncu mu olur kırmızı mı bilmem, Osman’ın kanı dökülmesin!
Cumhurbaşkanlığı meselesine gelince toplumsal uzlaşma istiyorsan seçim sistemini tartışırsın, tekelleşmeden korkuyorsan erkler arası denetimi tartışırsın. Bu sistemi tartışmıyorsan gaza gelip Azrail diye tutturmassın, adamlar zaten ne yapsak da bunları gözü başka yere çevirsek bunları oyalasak, bir fırsatını bulsak yine birbirlerine girseler diye düşünüyor.
Şeriat meselesi ise başka bir rezillik. Güzel kardeşim kaç yüz sene halifelik yapmış imparatorluğun bile şerii kaynaklarla yetinememiş, yeni hukuk normları yaratmış. Sende daha fıkıh bilen adam bile yok. İmam hatip “meslek” lisesinden adamlarla karşı devrim yapılacak değil mi? 80 senede şeriatın yanında tüysüz sayılacak modern demokrasiyi oturtamamışsın ki gayet normal münhasır özelliklerimiz de dikakte alınınca bir 80 yıl daha beklenmesin, kalkıp iki liberal bozuntusu şeriat getirecek, nişantaşında milyarlık kıyafetlerimizle oturamayacağız ya da çatalımı teşhir edemeyeceğim diye tasa edip milyonlarca vatandaşının açlıktan guruldayan midesinin sesini bastırmaya kalk. Af edin efendim, ne gördüysek onu dedik.
Kerkük meselesi için görüşlerimizi hali hazırda yayımda olan “Bitlis Kerkük’den daha mı uzak?” başlıklı yazıda belrtmiştik. http://www.elyazmasi.org/yusuf-mustafa/guncel/bitlis-kerkukten-daha-mi-uzak.htm
Hey gençler,
“Ancak ‘zifiri karanlik’ olmamasi icin yapilan bu eylemle.
Umarim. “karanlıklar bir gün aydınlığa çıkar… “zifiri karanlık” olmaması için ortalığın iki kardeşin farklı, düşünmeleri güneşi aydınlatılmasında önemli rol oynar; karartmaz daha beter.
ve umarım “tozkoparan” sadece tozkoparan olmak için yazmıştır bunları. karanlığı aydınlatacak güçte olan beyni karanlığa hizmet etmesin. bazı değerler ve onların yok olması karşısında verilen tepkiler “Ülkedeki milyonlarca aşsız, işsiz insan için çözüm bulabilecek mi?” sorununu çözmekten önce insanın önce nefes alabilmesi için şarttır. bunların başında laisizm ve demokrasi vardır. bunlar yoksa ne hürriyet ne ekmek olur.. bunlardan sonra onları elde etmek için güç bulunulabilir…
kabahat bizde, bizden öncekiler de. anlatamadık demek ki. eğer “tozkoparan” bile ki iyi bir araştırmacı olduğunu varsaymışımdır her zaman, böyle sanıyorsa, sadece şarap içerek hürriyet nutukları atıldı sanıyorsa… hata ben de. bizim kuşakta. anlatamamışız. yazıklar olsun bize o zaman.
Bu ne “miting turizmi” ne jogging”. bu demokratik bir toplumda doğal bir tepki. ve hiç yoktan iyidir.Belki de (tekrar, yeni baştan) toplumun dşünme, hareket etme vaktinin geldiğinin belirtisidir.
ve dilerim “insan”a yakışan iyiliğe ve güzelliğe doğru olur bu zifiri karanlığı önleme çabası ve dilerim
bunun orduyu göreve çağırmaktan farklı bir olgu olduğunu (orduyu iyi tanıyan önemli bir kesim için) sizler de anlarsınız.
sevgiyle ve hep aydınlık günler görmeniz (bunun için çaba harcamanız)dileği ve umuduyla
bu sayfayı hazırlayanların demokrasiye saygılı olup bu yazdıklarımı da sansürleyip silmemelerini istiyorum.
// elyazmasi.org notu:Yorumların yayımlanmasında olmazsa olmaz bazı ilkelerimiz var. Lütfen yorum yazmaya girişmeden önce Yazarken ve Yazmadan Önce bölümlerini okuyalım. Türkçenin düzgün kullanımına olabildiğince dikkat edelim, noktalama işaretlerini doğru kullanmaya özen gösterelim ve en önemlisi elyazmasi.org’un aynı zamanda bir fikir yayını olduğunu unutmadan bu ciddiyetle yorumlarımızı yazalım. Bunlara uyulduğu takdirde yorumların yayımlanmaması gibi bir durum söz konusu olamaz.
Bugün Türkiye tarihi günlerinden birini yaşadı. Muhtemelen bir milyonun üzerinde, farklı siyasi oluşumlara ve sivil toplum örgütlerine mensup insan Ankara’da Tayyip Erdoğan’ın Köşk’e çıkmasından duydukları rahatsızlığı dile getirdiler.
Şahsen ben bu mitinge gitmek istemedim. Evet, Tayyip Erdoğan’ın köşke çıkması özlemini duyduğumuz Aydınlık Türkiye için bir tehlikedir, ben de tehlikenin farkındayım. Ama ben aynı zamanda başka bir tehlikenin de farkındayım; demokrasinin zarar görmesi, herhangi bir şekilde darbe görmesi tehlikesinin.
Şu anki durumda Köşk’e çıkmak Tayyip Erdoğan’ın hakkıdır. Mecliste çoğunluğu lideri olduğu parti elinde tutmaktadır, toplum içerisinde bir çok iş adamının, tarikatların ve bazı grupların da desteğine sahiptir. Böyle olunca bunlardan aldığı kuvvetle demokratik ve hukuki bir sonuç olarak Köşk’e çıkabilir.
Ama çıkmaması taraftarıyım, zira devletin en üst makamında sözde değil özde demokrat, adı yolsuzluklara karışmamış, düşünce özgürlüğüne saygılı, hakkı adalet kavramını özümsemiş ve hırslarından arındırılmış bir insanı görmek isterim.
Diğer yandan, gene dönüp yürüyüşe baktığımda bu yürüşe katılmamakta haklı olduğumu gördüm.(Bir not: Yürüşün düzenleyicisine ait olduğu iddia edilen günlüklerin varlığının yetkililerce yalanlandığını söylüyorsunuz fakat o yetkililer aynı zamanda JİTEM’i de yalanlıyorlar, bu memlekette geçmişte işkence olduğunu da yalanlıyorlar hatta Türkiye’de düşünce özgürlüğüne müdahale var iddialarını da yalanlıyorlar. Şimdi biz bu “yetkililer”e nasıl inanacağız? Hem olduğu iddia edilen günlükte yazılanlara ve planlananlara inanmak için illa bir günlük mü gerekmektedir? Sizin de burnunuza kötü kokular gelmemekte mi?)
Yürüyüşe baktığımızda bir milyonun üzerindeki insaların aslında üç grup olduğunu görürüz:
1) Belirli bir yaşam olanağı sağlamış orta sınıf insanlar: Çünkü bu insanlara şu güne kadar doğrudan dokunan bir şey olmadı. İnsan hakları ihlallerinden etkilenmediler, ekonomik sıkıntılar onları doğrudan sarsmadı, onlar sadece sahip oldukları hayatı devam ettirmek ve devleti ve toplumu aşırı dinci hareketlerden ve dayatmalardan koruyan laikliğin sarsılmasını istemiyorlar. Bu yüzden oradalar. Bu en masumane olanı ve en azından bu gruptaki insanlar sorunlar kendilerinde dokunduğunda nasıl doğru tepki gösterebileceklerini biliyorlar.
2) Tayyip Erdoğan’ın Köşk’e çıkmasını ve bunun sonuçlarını siyasi malzeme olarak görenler ve Tayyip Erdoğan’ın Köşk’e çıkması durumunda sahip olduğu statüyü kaybedecek olanlar: Bu grupta bazı siyasi parti liderleri, bazı gazeteciler ve rektörler var. Bu siyasi parti liderleri “Laiklik”i doğrudan tehlike altında gösterip güç ve oy kazanmaya çalışan, “öteki” ve korkular üzerinden siyaset yapan insanlar; Deniz Baykal gibi. Aynı zamanda örneğin Cumhuriyet Gazetesi ve İlhan Selçuk gibi, artan popülerliklerini “Laiklik elden gidiyor” korkusuna borçlu olanlar var. Cumhuriyet Gazetesi’ni düşünürsek artık bu gazetenin “sol” bir tarafı kalmamıştır, onun özelliği Atatürkçü ve Laiklik tehlikesine karşı son kale olmasıdır. Ayıca; son zamanlarda artan “milliyetçilik” akımlarına kapılmış bunu “ulusalcılık” olarak biraz değiştirerek servis etmiştir, bun yanında uzunca bir süre de sermaye ile alt alta, üst üstedir. Sermaye ile birlik olmak bambaşka bir konu ama hem milliyetçi hem solcu olma durumunu ben pek kavrayamıyor ve kabul etmiyorum. Aynı durum İlhan Selçuk ve o kuşağın günümüz “ulusalcı, cumhuriyetçi” yazarları için de geçerlidir. Laiklik elden gidiyor korkusu olmasa artık onların dönülüp okunacak halleri kalmamıştır. Cüppeleri ile gelen rektörler ve öğretim üyeleri de aynı gruba eklenebilir. Hepsi için söyleyemesek de, içlerinde Atatürkçülük kalkanı altına sığınıp hiç de hak etmedikleri yerlerde olanları yok mudur? Vardır, pekala vardır ve onlar da böyle organizasyonlar da kendilerini göstermek için can atmaktalardır ki kalkanlarını daha da kalınlaştırabilsinler. Sözüm işini hakkı ile yapanlar için değil, elbette.
3) Ordunun siyasi hayat içerisinde yerini sağlam etmesini ve hatta fazlasını isteyenler: Bu grup oldukça karışık. İçerisinde askerler, emekli askerler, bir takım aydınlar(!) ve aslında işinde gücünde insanlar var. Zira keşke elimizde imkan olsaydı da yürüyüşe katılanlara “Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olduğu ve AKP’nin hükümette olduğu bir yönetimi mi tercih edersiniz yoksa askeri yönetimi mi?” diye sorabilseydik nasıl bir sonuç elde ederdik?
Dün Laik Cumhuriyet için bir milyondan fazla insan yürüdü. Doğru olan da aslında buydu, çünkü cumhuriyete ve laikliğe sahip çıkması gereken halktır, eğer öyle olmazsa başka güçler sahip çıkmaya kalkar ve bu da hiç hoş sonuçlar doğurmaz. Bahsi geçen tehlikeye karşı sivil bir irade konduğuna inanabilirdik, ama ben inanmadım, inandırıcı olamadı. Eğer “Ordu nerede”, “En büyük asker, bizim asker” sloganları atılmasaydı, görev yaptığı süre içerisinde bir askeri müdahaleden yana olduğu bir günlüğe gerek kalmaksızın açık olan emekli asker Şener Eruygur bu işi organize etmeseydi ve eğer yukarıda sorduğum anket sorusunun cevabını tahmin etmeseydim, ben de bu sivil(!) hareket içerisinde yer alabilirdim, bu yürüyüşe inanabilirdim.
Öğrencileri ve insanları sokağa çağırmanın, laikliğin zarar görmesine karşı başını ordudan yana dönmenin, çözümü orada görmenin, darbe planlayıcısı bir emekli askerin ya da “Ordu konuşmasın diye ben konuşuyorum” diyen bir siyasinin ya da “Kıbrıs için gerekirse 200.000 şehit daha veririz.” diyen emekli rektörün yanında onunla omuz omuza yürümenin, “Ordu Göreve” diye bağıran bir güruhun içerisinde yer almanın sonunu nasıl görüyorsunuz?
Bu size birşeyler çağırıştırmıyor mu?
Günlüklü, günlüksüz bir tehlikenin farkında değil misiniz?
Ben de laikliğin zarar görebileceğinin farkındayım, peki siz bu tehlikenin farkında mısınız?
Destek vermedik bu yürüyüşe!
Demokrasiye hasretken şu memlekette, kanat çırpan beyaz güvercinin postallarla ezilmesine göz yummadım ben! Evet Cumhuriyet sonuna kadar bizim, sonuna kadar Türk Milleti’nin! Sonuna kadar korumalıyız, lakin bu asla bir vatandaşın demokratik haklarını elinden almak için, demokrasinin yanından geçmeyen amaçlar uğruna askerden umut beklemek için, “Halk” ın başımıza getiridğini, “Halk” ı hiçe sayarak böylesine kötülemek, bırakın kötülemeyi binleri sokağa dökmek için çeşitli masallar uydurmak yakışmıyor demokrasiye, Cumhuriyete!
Katılmadım o yürüyüşe, desteklemedim de, hele hele Türk Bayrağı’nı asmalarını istemelerine camlarına, kızdım. Sokakta yürürken haksızlığa yürüyüşü destekleyen insanları “Türk Bayrağı” yüzünden farkedip, onlara “Türk Bayrağı” yüzünden öfkelenmek içimi sızlattı. Bayrağımı böyle kullananlara da küfrettim içimden.
Hayır, insanlar gözünü açmalı, omurgalı olmalılar biraz, dik yürümeliler! Delikanlı gibi savunmalılar savunduklarını, çıkarlarına göre değil! Bana sorarsanız, evet Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanı olmamalı, ülkede böylesine tepki varken halkın(!) sesine ses vermeli ki, ilerde biz Halk böyle saçmalıklara daha fazla şahit olmayalım.
Ama şunu da söylemeliyim ki; bu yürüyüşün tek bir iyi tarafı oldu, o da insanlar biraz kafa yordular bir şeyler üzerine… “Neden yürüyor bu insanlar? Doğru mu yapıyorlar?” Medya pek desteklemese de bu cumhuriyetçileri, umarım sesleri en azından birilerini bir şeyleri düşündürecek kadar çıkmıştır…
Yine de Türkiye Cumhuriyeti’nde her türlü sese saygı vardır. Yine de ses, sessizlikten iyidir. Yorulmayıp oraya gelen binlere(!) teşekkür etmeli…
Ama asla faşistlere, Halkın sesini hiçe sayıp askerden umut bekleyenlere teşekkürüm yok benim!
Bu ülkeye gerçek demokrasi gelene kadar konuşmaya devam… Ama doğruca, onurluca!
Selam ile…
[...] ilgili bir yazıyı daha yayımlamıştım. O yazıyı ve tartışmaları da okumak isterseniz buraya tıklayın. Ankara’da 14 Nisan 2007 günü yüz binlerce insanın bir araya gelerek, tek yürek ve tek ses [...]
Merhabalar,
Sanırım bu yorumlar Ankara Miting’i yapılmadan önce yazılmış. 5.Yorumu yapan arkadaşın yazdıklarına takıldım biraz. Anladığım kadarıyla kendisi şu an ki durumu şöyle özetlemiş ”Ankara’da ki yürüyüş ordu göreve yürüyüşüdür.” Şaşırdım doğrusu gerçi şaşırmamak lazım İktidar Yalakası medyanın ağzından dünyayı takip edince insanın bu tür şeyler düşünmesi hiç de şaşırtıcı olmasa gerek.
Birde anladığım kadarıyla Recep Erdoğan’ın Köşk’e çıkmasını ister bi tavır göstermiş ve bunu şöyle sorgulamışsınız ”başkası çıksa daha mı iyi olacak?”
Elbette daha iyi olmayabilir bunu bilemeyiz fakat daha kötü olmayacağını söyleyebilirim. Sokak edebiyatı yapan bir Cumhurbaşkanı düşünmesi bile fena…
Ferhan Şensoy hakkında ki haksız söylemleriniz de şu anki durumu algılyamadığızı gösteriyor. Anladığımız kadarıyla durumun vehametini anlatabilmek için yapılmış bir benzetmeydi bu. Sanırım aynı yazıları okuyarak yazıyoruz bana sadece şu anki durumun iyi olmadığı, halkın çok tepkisiz olduğu, biraz daha mantıklı düşünülmesi gerektiği, gelecek günlerin çok kötü olacağı, herkesin artık sorumluluk alması gerektiğini düşündürdü.
Demokrasi ve laiklik herkesin ihtiyacıdır, tren değildir unutmayalım…
Yaptığım yanlışlık için herkesten özür dilerim bahsettiğim 5. yorum değil Sayın Tozkoparan’ın yapmış olduğu yorumdur…
Ordu goreve CHP goreve.Buna gore Ne ordu ne de CHP gorevdeydi bu gune kadar.Yani Ordu gorevini yapmiyor yan gelip yatiyordu oylemi.Yaziklar olsun.Bu istek yada bu dilek orduya bir hakaret sayilir aslinda.Bence en iyisi vatandas olarak siz gorevinizi yapin once.
Laf dalaşına çevirmek istemezdim ama son yoruma takılmamak elde değil. A S arkadaşın yorumuna. Keşke yazıyı okusaydın be arkadaş. Yine de AleykumSelam arkadaş.
arkadaşlar ne oluyor size bir deli kuyuya taş atıyo herkes peşinden gidiyor.cumhuriyete laikliğe kimse bişey demiyor.gaza gelmeyin bu millet bir partiyi seçmişse bu parti işini bu millet için en güzel şekilde yapıyorsa neden kızıyorsunuz.bu mitinglere kanmak aptallıktır.bu mitingleri organize edenleri bir araştırın bakın bakalım kimler var? ülke tam düzeldi derken herşeyi berbat etmeyin.ilk defa cumhurbaşkanlığı seçimi mahkemeye veriliyor.neden bu tavır?çankayaya bir türbanlı çıkarsa ne olur?hiç birşey olmaz.bazıları bundan hoşlanmıyor çünkü çekemiyorlar kendi kültürümüzü tarihimizi unutmayalım.aklımızı başımıza alıp haklının hakkını verelimbu ülkenin huzura ihtiyacı vardır.cumhuriyetçiyim diye geçinenlere kanmayın.
cumhurbaşkan’ının görevi